Menu Content/Inhalt
Güverte arrow Son yazılar arrow İlgili Makama

üye girişi


İlgili Makama PDF Yazdır E-posta
Yazar türker ayyıldız   
Thursday, 17 December 2009


İçine sinmeyen yazılarla saatlerdir masa başında. Muşambanın üstünde oluşmuş izlere takılıyor gözleri. Eli, bileği, kolu her yanı ağrımış. Tabii bir de gözlerinin kaşınması var.  Kızarır böyle zamanlarda, avuçlarının içiyle durmadan ovalar. Bir doktora gitse, gösterse, belki bir damla belki bir merhem. Kalkamıyor ki yerinden, nasıl gitsin?
        Aslında her şey birdenbire başladı. Nazar mı değdi, göze mi geldi belli değil. Dalgalanmış, yağmur yemiş ekinler gibi çıkıyor, elinden sözcükler. Kimi bu tarafa, kimi öbür yana yaslanmış. Buruşturulup atılan kaçıncı kâğıt kim bilir?
        Havasızlıktan ağrı girdi başına. Bir bu eksikti, kalkıp pencereye yürüdü. Perdeye uzanmışken Feride’yi gördü. Feride uçup gitti. Feride de kim? Feride, kuş. Hem de kapkara bir kuş. Acıkmış besbelli, oracığa tünemiş.
        Elinde küllük mutfakta şimdi, ekmek torbasından somunu alıp, musluğun altında tutuyor biraz. Feride gelir, konar az sonra. Kuzgun kuzgun bakar.  Kupkuru mu gitsin kursağına?
        Kâğıdın altına çizgili kılavuzu birleştirip, başlık atıyor. Dergiye gönderecek özenmesi bundan. Daha öncekilerden haber yok… “Olsun,”diyor, umursamaz bir dalgınlıkla.
  
     Saatlerdir iki satır ilerleyemedi. Kalemi bırakıp pencereye yürüyor. Evin her yanı soğumuş. Pencerenin ardı boş. Sokakta çocuklar kümelenmiş, elleri sapanlı. Sakın Feride’ye bir şey yapmasınlar… Yok, yok. Orada işte, dut ağacında, tüylerini didikliyor.
        Temiz kâğıt azaldı, bitmeye yüz tuttu nerdeyse. Eskizleri katlayıp cebine sokuşturdu. Ayakkabısının ökçesine basarak indi merdivenleri. Çamurlu yolları geçip çarşıya vardı. Kimseye ilişmeden Saf Mehmet’in birahanesine oturdu. Bilardo masası üzerinde üç top, çuhası yırtılmış. Öylece bekledi.
        Hava sertleşmiş, çamur donmuş. Hükümet Konağının bulunduğu meydana sürüyor adımlarını.  Buğulanmış camlardan içerisi görülmeyen bir dükkânın önünde şimdi. Sarhoş mu? Çakırkeyif olmalı, dikiliyor öylece, burnu kızarmış. Akşam iyice puslanıp, kömür kokarken ortalık, içeri girecek besbelli.
        Arzuhalci, gözlüklerinin üzerinden bakarak “buyur” ediyor. Elinde gazetenin bulmacası, masanın üzerinde bir şeyler aranıyor. “Hah!” buldu, tahta saplı makasmış aradığı. Bulmacayı kesip, arkasındaki panoya raptiyeliyor.  
        ” Bu ara çok çıkar oldu. Bir tür bıçak, dokuz harfli.”diyerek iç geçiriyor.
         Ağzı koktu kendine. Karanfil bulundurmaz Saf Mehmet. Üç kuruşun hesabını yapar, bir de saf demişler, nasıl saflıksa. Eli eskizlerine gitti. Temize çektirecek, parası neyse verecek. Arzuhalcinin bu durumdan şimdilik haberi yok. Makinedeki kâğıdını kontrol ettikten sonra fokurdayan demlikten çay dolduruyor. Kesmeşeker bitmiş, tozşeker döküyor. Bardağın yüzü yapış yapış, bulanık sel suyu gibi içi. Romatizmalı bacağına söverek oturuyor. Çayını karıştırıp, kaşığı tozşekere sapladıktan sonra, astımdan zayıflamış sesiyle soruyor;
      ”Hangi Makam’a yazılacak?”
      
          Bilemedi bu soruyu. Uzunca sessizlik içinde bildiği sorudan başladı. Nefesi buhar oldu uçuştu, sobanın yanması yalan, demlik hiç fokurdamadı.  
      ”Iskarpela,” diyor. “ Şu bulmacada boş kalan, dokuz harfli bıçak.”
      Arzuhalci bir an durduktan sonra dönüp, gözlerini bulmacanın boşluğuna yaklaştırıyor. Önce boşluğu, sonra harfleri sayıyor parmaklarıyla. Sanki aklına yazarmış gibi tavana çeviriyor bakışlarını. Sonra, “Aferin, aferin…” diyor.   İşaret parmakları havada bir süre donup kalıyor. Vakitsiz bir cemre gibi ansızın düşüyor ardından.
        İlgili Makam’a.” diyor Arzuhalci. Kravat düğümünü yirmi beş yıldır çözmemişken bu işi hemencecik çözüyor. Çay buz gibi, fazla şekerden fena halde acımış. Devamı için müşterisine bakıyor.  Radyosuz odalar sevilmez. Şu yaşlının radyosu olsa sessizlik bu kadar koymayacak. Öksürerek boğazını temizledi. Makamını bilmediği şiirin ilk dizesini okudu.
        Sözcükler yabancı. Sözcükler soğuk. Okumasaydı keşke hiç gelmeseydi buraya. Saf Mehmet’in orada, uçları kırık istekalarla kalsaydı. Okurken utandı. Madem utanacaktı neden yazmıştı? Üçüncü dizeyi yutkunarak ve öylesine geçiştirdi. Arzuhalci dayanamayıp,
“Ver bakalım şunu!” diyecek. Dedi mi? Dedi.
         Ağır ağır temize çekiyor. Sözcükler ne eğiliyor ne doğruluyor. Gözlerini ayakkabısının kurumuş çamuruna sabitleyen müşterisine dönüp;
        ”Demek ıskarpela.”diyor.

         Ardından vereceği öğüdü iyice pişirerek, daktilonun neden Fe harfiyle başladığını soruyor. Ne bilsin! Bilmiyor. Arzuhalci yedirerek anlatıyor. Her hecesini dişlerinin arasında ezerek, tükürüyor soğuğa. Arzuhalci biliyor, o bilmiyor.
         “Bitti,”  Kâğıt bembeyaz. Peki, tüm bu daktilo sesleri nereye uçup gitti. Ayakkabısının çamurlarını büronun tabanına bırakıp, başıboş köpeklere aldırmadan yürüyor. 
        Fe harfinin hikâyesinden bir türlü çıkamıyor. Sadece hikâyeden değil, günlerdir evinden de çıkamıyor. Soba, içinde yakılan bunca dizeden muzdarip olmalı. Feride’ye verecek tek kırıntısı yok. Muşamba kaplı masanın üzeri bir karış toz tutmuş.  Kalkıp giyiniyor. Saf Mehmet’in Yer’ine uğramadan, arzuhalci iskemlesine bırakıyor kendini. Sobanın üzerinde demlik fokurduyor. Arzuhalci elindeki bulmacayla,
      ”Aynı Makam’a mı?” diye gülümsüyor inceden.   Susuyor. Çay soğumuş, bardak yapış yapış. Üstelik fazla şekerden fena halde acımış. Havasızlıktan başına bir ağrı saplanıyor. Bir sen eksiktin, diyor. Bir Feride, bir makam, bir ıskarpela…



Favori olarak ekle (11) | Görüntüleme sayısı: 482

Yorumlar (9)
RSS yorumları
1. 18-12-2009 15:01
Karakter ve kurgu Çehov'un hikayelerini anımsattı bana. Hayatın her anı ayrı bir hikaye. Çok yumuşak, lıkır lıkır akıyor. Tebrik ederim. Çok güzel olmuş.
Yazan harmankaplan (Kayıtlı)
2. 18-12-2009 16:18
Sağol kardeş.
Yazan turker (Kayıtlı)
3. 19-12-2009 12:57
nasıl okuduğumu bilemedim..artık övgü sözcükleri de yetmez oldu kelimelerinize..
Yazan minna (Kayıtlı)
4. 19-12-2009 12:58
siz okuyun yeter sayın Minna
Yazan turker (Kayıtlı)
5. 22-12-2009 11:51
Şiirler gerçekten de alfabetik sırayla yazılmış iç dökmeleridir.Hikaye ve kurgu çok iyi. Ben en çok Feride'ye üzüldüm.Hikayede geçen şiirin tamamını da görmek isterim.
Yazan halis (Kayıtlı)
6. 22-12-2009 12:16
Feride kargadan başka kuş bilmeyen gönüllerin tanrıçasıdır. Ruhunu saygıyla yad etmek gerekir. Şiire gelince onun tamamını (hatta henüz yazılmamış devamını)okuyanlardansın.
Yazan turker (Kayıtlı)
7. 22-12-2009 14:20
çok başarılı, çok akıcı, yazdıklarınızı okumak her zaman düşündürücü ve keyif verici...
Yazan güneşışığı (Kayıtlı)
8. 22-12-2009 17:53
Teşekkür ederim.
Yazan turker (Kayıtlı)
9. 12-03-2010 16:32
Sade de olmuş, çok güzel olmuş hem de..
Yazan birneviculya (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1009
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 908353

Liman

028.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com