Menu Content/Inhalt

üye girişi


Sevk PDF Yazdır E-posta
Yazar türker ayyıldız   
Friday, 04 December 2009


Şimdiye kadar hiç kimsenin ilgisini çekmeyen bu hikâyenin başlangıcı ta seneler öncesine dayanır. Atölyenin bizlere ayrılan yerinde, sessizce sıramızın gelmesini beklerken, üstleri tozlanmış naylon ambalajlar içinde, can sıkıntısından patlıyorduk. Eller, parmaklar, bakışlar bizim için çalışıyordu.

Konumum itibariyle her şeyi görebilen, şanslı bağcıklardandım. Hem olup biteni izliyor hem altlarda kalmış diğer bağcıklara gördüklerimi anlatıyordum. Depodan getirilen tabakalar halindeki hayvan derileri henüz narkozun etkisinde olduklarından, sesleri, solukları çıkmıyordu. Bu sessizlik içinde, astarlarla aynı ölçü kesildikten sonra birbirlerine dikiliyorlardı.

Ayakkabıların burun kısmındaki sertlik ve topuğa yumuşaklık veren parçaların dikimi sırasında hafif hafif uyanma belirtileri gösterdiklerinde, bizlerdeki heyecan artıyordu. İçlerinden geçeceğimiz bağcık delikleri açılıp, iç tabanla tanışan deriler hala gaflet uykusu içindeydiler.

Ardından kalıba alındılar. Çivilerle delinip, çekiçlerle dövüldüler. Kauçuk kokusu, yapışkan kokusu, astar kokusu, soğan kokusu hatta menemen kokusu altında bile uyudular. Bu tükenmez uykularından sıkılmış olmalıyım ki içim geçmiş. Kendime geldiğimde şu kapkara postalın üzerinde, deliklerden geçirilmiş bir halde buldum kendimi.

Güneşten solmuş, mavi bir önlüğe sarıldıktan sonra ustabaşının gecekondusuna getirildim. Üstünde kilimler, kırlentler olan bir sedirin altına, özensizce atıldım. Güneş görmeyen, şaplı soğuk beton üzerinde öylece beklerken, günlerdir tek kelime konuşmayan postalımın narkozdan çıkamayarak öldüğünü ve benimle asla konuşamayacağını anladım.

Günler günleri kovalamış olmalı ki, bir gün akşam saatlerinde hızla açılan kapının ardından, tahta sedirin pazen örtüsü aralandı. İçeri vuran akşam güneşinin huzmesinde tozlar uçuşuyordu. Üzerimize konan tozların bir kısmı da bu duruma heveslenmiş olacak ki onlarda havalandılar.

Atölyeden tanıdığım, kösele suratlı ustabaşı, günlerdir unutulduğum yerden çıkararak, üstümdeki tozlara üfledikten sonra baldırına sürerek iyice parlattı. Sigara kokan nefesinden hiç hoşlanmamıştım. Sonra aceleci adımlarla odayı geçip, dış kapıda dikilen adama uzattı. Adam her iki çiftini de iyice inceledikten sonra ökçesine bastığı eskimiş ruganları çıkarttı. Kauçuk kokulu postalları ayağına geçirdikten sonra öyle fena düğüm attı ki, oracıkta öleceğimi sandım.

Nezaket kurallarının rafa kaldırıldığı bu tanışmanın ardından, attığı her adımda yanında olan biriydim. Gömleklerini iki, çoraplarını üç, pantolonlarını dört, fanila ve donlarını beş gün aralıklarla değiştirmesine rağmen krem renkli paltosuyla, postallarını da her gün giyiniyordu. Her gün sıkboğaz edilen yanlarım ağrısa da kısa sürede alıştım ona. Kördüğümlerine, umursamazlıklarına aldırmadım.

Yürümeye başladığında hiç ara vermeyen, durduğunda ise bir ağaç gibi nerdeyse kök salacak kadar bekleyen tuhaf alışkanlığı dışında sıradan bir adamdı. Bu duruşlar sırasında çoğu zaman arkamızda başka insanlar, başka iskarpinler, başka çizmeler, hatta başka sandaletler bile durabiliyordu. Bazen potinler, terlikler, spor ayakkabılar da olabiliyordu. Benim bildiğim kadarıyla bir işi yoktu. Bu kök salmalar sırasında arkamızdakiler uzadıkça uzuyor, oflamalar, hayıflanmalar duyuluyordu. Hatta kimi zaman iteklenip, tartaklanıyor olsak da orada öylece dikiliyordu.

Yanımızdan önümüze geçen siyah, kahverengi, krem, ayakkabılar önümüzde bir süre durduktan sonra yerlerini hemencecik başkalarına bırakıyorlardı. Çok merak ettiğim bu durumu pantolonunun diz yapmış yerine sormuş olsam bile cevap alamadım. Çok yaşlı olduğundan beni duyamıyordu. Kahve renkli kemerinin deliklerine, siyah deri yeleğinin köstekli saat bölmesine, mintanının kol düğmelerine yıllarca bağırarak sorduğum halde kimseciklerin bir şeyden haberi yoktu.

Sonra bir gün yine parke taşları, seramik merdivenleri çıkıp, ansızın bir yere demirlemiştik. Acelece bağladığı yanlarım açıldığından arkamı rahatlıkla görebiliyordum. Çok geçmeden arkamızda sıraya dizilen ayakkabılar artmaya başladı. Önce homurtulara, sonra sollamalara alışmışken ansızın başlayan gürültü ve patırtının ortasında, arkasında, üstünde, sürüklenmesinde, yuvarlanmasında, merdiveninde, diz kanamasında, gözaltına alınmasında kalmıştık.

Ekip otosuyla bir yerlere götürülürken yıllar sonra ilk kez göz göze geldiğimizde usulca ağladığını fark ettim. Cüzdanını, kemerini ve beni tutanakla bir kutuya koyarlarken onu nezarete tıktılar. Gece hepimiz için soğuk ve sahipsiz geçti. Onu sorgulayan polisler yakaları, bağırları açık, kolları çemrenmiş olarak geri dönmüşlerdi. Yüzlerindeki şaşkın ifadenin yanında fazladan güç kullanmanın kızarıklığıyla masalarına oturdular. Uzunca süre sabah Amire imzalatacakları tutanağa ne yazacaklarını bulamadılar. Sonra genç olanı elindeki kalemi hohlayarak yazmaya başladı;

Yukarda açık kimliği ve adresi bulunan şahıs, mıntıkamız dâhilinde şüpheli davranışları yüzünden takip edilmiş, özellikle falanca bankanın bankamatiği önünde, saatlerce süren eylemleri kuşku uyandırdığı için, nöbetçi memurlarımız tarafından sorguya alınmıştır. Lakin yapılan sorgusunda; ısrarla suçsuz olduğunu, bahsi geçen bankamatiğin üzerindeki ekranda yer alan kadını birine benzetmekten başka bir eylemi olmadığını beyan etmiştir. Bu durum karşısında ne yapacaklarını şaşıran memurlarımız, gözaltındaki şahsı Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk etmeye karar vermiştir. Kişisel eşyaları olan cüzdan, kemer ve bağcıkları iş bu tutanakla imza karşılığı kendisine teslim edilmiştir.


Favori olarak ekle (10) | Görüntüleme sayısı: 258

Yorumlar (2)
RSS yorumları
1. 05-12-2009 18:23
çok merak ettim neyin nesiymiş bu adam ve hayatımda ilk defa bir bağcığın öyküsünü bu kadar ilgiyle okudum.. 
yani türker bey bu ne yartaıcılık..bir adamı bir bağcığın ağzından anlatmak benim hayatta aklıma gelmezdi..du bakalım daha neler okuyacağız kaleminizden.. ilahi ya..çok güzeldi..hayret güzeldi..:)
Yazan minna (Kayıtlı)
2. 05-12-2009 21:29
Yazının magmasına yolculuk.
Yazan harmankaplan (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1008
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 907195

Liman

015.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com