| Üstsüz İstanbul |
|
|
|
| Yazar engin barış kalkan | ||||
| Tuesday, 03 November 2009 | ||||
|
İstanbul’un en güzel mahallesidir burası. Büyük bir çelişkiyi barındırır varoluşunda. Dünya’nın en ihtişamlı camilerinden birinin; Süleymaniye Camii’nin, Sultan Süleyman’ın göz bebeğinin, batıya karşı bir mimari başkaldırının etrafını sarmış kanserli hücreleri andırır Süleymaniye Mahallesi’nin hayalet sokakları.
Üstsüz İstanbul -Kalk bakayım oradan. Hadi! Kalk kalk kalk kalk. Kalkıp yürüdüm elbette. Orada kalmakta direnecek değildim ya. Hem lütfedip geçirmiştim geceyi o kokuşmuş fırının havalandırmasının önünde. Bedenimle paylaştığı sıcak havanın en ufak bir tesiri yoktu bu tercihim üzerinde. Havasına, kokusuna, manzarasına, en çok da sefaletine vurgunum ben burasının. İstanbul’un en güzel mahallesidir burası. Büyük bir çelişkiyi barındırır varoluşunda. Dünya’nın en ihtişamlı camilerinden birinin; Süleymaniye Camii’nin, Sultan Süleyman’ın göz bebeğinin, batıya karşı bir mimari başkaldırının etrafını sarmış kanserli hücreleri andırır Süleymaniye Mahallesi’nin hayalet sokakları. Sefaletin en ihtişamlısı sarmalamıştır tüm mahalleyi. Kanıksanmıştır artık, kimsenin dikkatini çekmez bu durum. Süleymaniye Camii’ni, civarındaki yüzlerce yıllık görkemli yapıları, hanları, hamamları gezen turist kalabalığı bile yadsımaz olmuştur artık gezilerinin ardından şahane dekorasyonlara sahip kafelere, restoranlara çekilmek yerine rengi belirsiz tavuk dönerleri yemek ve cidarı taşlaşmış bakır cezvelerde pişirilmiş lezzetsiz Türk kahvelerini içmek zorunda kalmalarını. İşte tüm bu tezadın, bu yapıların, sefaletin ve ihtişamın, Osmanlı’nın ve İstanbul’un birinci dereceden sahibidir Süleymaniye Mahallesi ve sakinleri. Sokakları geceleri bomboştur. Ben ve benim gibilerin dışında, neredeyse dağlardaki türdeşleri kadar vahşi köpekler barınır taş döşeli sokaklarda. Onların da durumu perişandır, bizimki de. Onlarda özgürdürler, biz de.
Süleymaniye meskenim değildir benim. Sadece diğer semtlerden daha çok severim burayı ama bu sevgi beni buraya mahkûm edemez. Özgürlüğü tatmışım bir kere. Vazgeçemem. Hiçbir yerde gereğinden fazla konaklamam. Bu yüzden hiç dokunmadı bana fırıncının diklenmesi, kışkışlaması. Memnun olduğumu dahi söyleyebilirim. Aynı yerde haddinden fazla kalmama engel oldu, azad etti beni bir nevi. Mülkiyetinin tadını çıkarmak onun da hakkı. Hem sonra, koca kentlere sahip benim gibi beylerin, sahip olduğu tek şey küçücük bir dört duvar olan bu tip zavallılara, kendilerini en azından kapılarından kovma ayrıcalığını tanımaları, asaletlerinin gereğidir. Nasılsa sayısız barınağım var benim özgürlüğümden gelen.
Dedim ya; özgürüm ben. Sokaklarda yaşarım. Bir gün gider, Huzur Sokak’ın temiz bir apartman önünde, kapı açılıp kapandıkça yüzüme vuran sıcaklık ve lavanta karışımı bir kokuyu soluyarak rahat bir uyku çekerim, ertesi gün, Halepli Bekir Sokak’ta bir kaldırımda, cumbalardan üzerime damlayan yağmur sularıyla titrerken, çektikleri tinere geleceklerini teslim etmiş, hem zavallı hem gaddar birkaç gencin, nefislerini çaresiz bir travesti üzerinde körelttikten sonra ellerindeki kelebek bıçaklarla az evvel helak ettikleri travestinin kalçasını ve bacaklarını delik deşik edişlerini seyrederek terbiye ederim kendimi. Evet, bu bir terbiye, bir derstir benim için. Diri, tetikte tutar beni bu vakalara tanıklık etmek. Hayatta kalırım böylece.
Sıklıkla ‘özgür’ olduğumu söylemem dikkatinizi çekmiştir sanırım. Sizlerin, hadi sizler demeyeyim, benim gibi olmayanların, özgür olmadıklarını ima ettiğimi düşünüyorsunuz muhtemelen. Haklısınız. Ama biraz kafa yorarsanız siz de aynı sonuca varacaksınız.
Misal; sabahın ilk saatlerinde ben ciğerlerimi taze havayla doldurarak aylak aylak yürürüm caddelerde, karnımı doyurmak için bir gün önceden kalma bir simit bile yeterlidir benim için ve ayaklarım kendiliğinden şehrin en güzel yerlerine taşır beni. Aynı saatlerde sizler, ortalama yüz metrekarelik hücrelerinizden çıkmış, son sürat, hareketli hücreler vasıtasıyla, sabah terk ettiğinizden biraz daha büyük hücrenize, iş yerinize, yetişmeye çabalarsınız etrafınızdaki yüzlerce benzerinizle temas etmekten kaçınarak. Bunun tek sebebi ise benim yaptığımı yapmamanız, sabahları bayat bir simitle yetinmemeniz, taze ekmek, peynir, yağ, reçel vs. yemek istemenizdir. Ama sonunda siz de ben de açlıktan ölmeyiz.
Benim ikamet adresim çok kısa, net ve acayip havalıdır. ‘İstanbul’ der geçerim. Napolyon’un tabiriyle Dünya’nın başkenti, tüm caddeleri, sokakları, çıkmazlarıyla benim evimdir ve burada yaşamak için kimseye beş para ödemem. Fakat siz, adını genel görünüşünden almış bir mahallenin, bir savaş kahramanıyla aynı ismi taşıyan bir caddesinin üzerindeki onlarca sokaktan birinde, çirkin mi çirkin bir apartman dairesinde yaşadığınızı güçlükle ezberinizde tutar, hatta buna dair bir belgeyi çantanızda hazır bulundurursunuz. Bu yaşayış da öyle bedava değildir elbette. Bir de yaşadığınız bu hücreleri, evlerinizi, satın almak ya da en azından kiralarını ödemek mecburiyetinde bırakılırsınız.
Bununla da yetinmez, tüm gününüzü geçirdiğiniz hücrelerinizi, genel geçer isimleriyle evlerinizi ve iş yerlerinizi, küçük iç hücrelere böler, tutsaklığınızı perçinlersiniz. Yemeğinizi beş-on metrekarelik mutfaklarınızda hazırlar ve yer, tuvalet ve beden temizliği ihtiyaçlarınızı birkaç metrekarelik banyolara sıkıştırırsınız. Durum o kadar vahimdir ki hanenizin dâhil olduğu binada, bir üst katınızdaki hanenin banyosu sizinkinin tam üzerindedir ve hatta aksi mümkün değildir. Banyoda geçirdiğiniz süre boyunca, komşularınızın, borulardan akmakta olan ifrazat ve kazuratlarına arkadaşlık eder kokularını çekersiniz.
Bana gelince; bir kere mönüm çok zengindir. Çöplerden filan beslendiğimi düşünmüyorsunuzdur umarım. Kent yerleşik yaşayan insanların dışında binlerce insana daha rahatlıkla yetecek kadar gıda müstahzarı ile doludur. Elde etmek de sandığınız kadar güç değildir ve nerede yiyeceğim ise tamamen keyfimle ilgilidir.
Günün ne kadarında başınızı kaldırdığınızda betondan bir tavan yerine gökyüzünü görürsünüz? Ne kadar az değil mi? Ben özel biriyimdir İstanbul için. Benimleyken üstünü kapatmaz. Boylu boyunca serer semayı gözlerimin önüne. Arınmam gerektiğini düşündüğünde yağdırır üzerime el değmemiş rahmeti. Belediye müdahalelerinin ardından musluklarınızdan akan su ikinci eldir. Beni yıkamıştır temizken. Yine de kıyafetlerimi değiştirmem. Öylece kullanmaya devam ederim. Farkımızın belirginleşmesi için baştan ayağa pasağa batmış olmam zaruridir. Yoksa maazallah beni kendinizden biri sanıp iletişim kurmaya kalkarsınız.
Bir biçimde oluşmuş kurallarınız gereği evlenirsiniz. Bir tane eşiniz vardır. Bütün hayatınızı onunla geçirirsiniz, belirli dönemlerde sevişirsiniz, ama on beş metrekarelik yatak odalarınızda. Bazan ondan çok sıkılır, nefret eder, öldürmek, en azından terk etmek istersiniz. Ama en fazla bir geceyi dışarıda geçirebilir, bir meyhanede kanınızı sulandırır, yeterince cesursanız bir otel odasında fahişenin biriyle yatarsınız. Ertesi akşam biçilmiş rolünüze geri dönmüş, akşam yemeği için sofradaki yerinizi almışsınızdır. Sizler için yaşam çok dar ve sıkıntılıdır.
Ben tüm bağlarını atmış onlarca kadın tanırım. Benim gibidirler. Hangisiyle nerede karşılaşacağımı tahmin etmem mümkün değildir. Yemeğimi pişirmez, kıyafetlerimi yıkayıp ütülemez, çocuğumu doğurmazlar. Benim de onlara verebilecek hiçbir şeyim yoktur. Yani olabilecek en lekesiz, en tabii arzuları hissederiz birbirimize karşı. Sevişiriz şehrin duldalarından birinde. Yollarımıza devam ederiz ardından. Ne ben ondan bir şeyler götürürüm beraberimde ne o benden.
Farklarımız pek çoktur. Saymakla bitmez. Belki sonra devam ederim. Bu yazdıklarımın hor görülmüşlüğüme verilmiş karşılıklar olduğunu düşünmeyin sakın. Güler geçerim o tavırlarınıza. Yalnız, üzülüyorum sizler için. Elimde değil.
-Yine mi sen lan? Bas git dolanma dükkânın etrafında.
Dönüp dolaşıp aynı fırının önüne gelmişim. Yazık! Favori olarak ekle (14) | Görüntüleme sayısı: 482
1. 03-11-2009 23:24 Öteki olmuşluk yahut olamamışlık. Ne kadar aslında karnımızn doyması ya da bunun için bedellerin ederi... Devamı gelsin derim ben.. 2. 05-11-2009 12:14 Yazının başlığında erotik bir İstanbul hikayesi okuyacağım izlenimini edindim. Yazının içeriği ise bir evsizden yola çıkarak hayata dair derin sorgulamalar yapmış, tespitler çok iyi. Ben de devamı gelsin derim. 3. 05-11-2009 21:38 bazıları için yaşam hakikaten çok dar ve sıkıntılıdır. sırf bu yüzden.. devamı gelir derim ben. 4. 07-11-2009 10:28 neredeyse sokakalara düşesim geldi..çok özendim özgürlüğüne..bu adamın ismi neydi..belki bir gün bi yerlerde karşılaşırız.. 5. 07-11-2009 10:28 devamı gelmek zorunda derim ben de.. :) 6. 07-11-2009 18:38 Mevcut metni geliştirmeye ve sürdürmeye niyetim var aslında. Umarım olur. 7. 19-11-2009 16:26 payidardan sonra şimdi de sizin yazınız vallahi kendimi yakında sokaklarda bulacağım. bence de devamı gelmeli. 8. 19-11-2009 16:31 :) yaşasın kahramanların kardeşliği... 9. 19-11-2009 19:34 Hayat sokaklarda. Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






