Menu Content/Inhalt
Güverte arrow Son yazılar arrow Güz Değil Sonbahar

üye girişi


Güz Değil Sonbahar PDF Yazdır E-posta
Yazar türker ayyıldız   
Monday, 02 November 2009

 

 


Yaz tatili çabucacık bitti, güz geldi takvimlere. Sabahları sıklıkla çiğ düşüyor bozkıra, kısa kollular üşütüyor artık. Kırmızı traktörler pancar sökümü için ırgat taşırken tarlalara, yorganın içinden çıkmak istemiyor çocukluğum.

“Akşam yatmazsınız, sabah kalkmasınız.” diyor annem.

Yakında okullar açılacak, güz değil sonbahar diyecek hayat bilgisi. Ben yorgana sarıldıkça sararmaya devam edecek söğüt ağaçlarının salkım yaprakları. Irgatlar yine bilmediğim bir dilde konuşacaklar, vagonetlerle götürülecek, vagonetlerle getirilecekler.

“Kalk oğlum, fırından taze somun al.” diyor babam. Madeni yirmi beş kuruşun üzerinde atam, atamın atı, atın şahlanışı.

Naylon poşetler insanlığın aklına henüz düşmemiş. Kese kâğıdı yahut filelerle yapılıyor alış verişler. Bizim filemizin rengi beyaz. Dışarı terliğini ayağıma takıp merdivenlerden iniyorum. Babaannem avluyu süpürüyor her sabah. “İnek gitti mi ana?” diyorum. “Bu saate kalır mı kuzum.” diyor. Dış kapının önünde gözlerimi kamaştırıyor güneş. Kapı o yıllarda tahta, tahta solgun, tahta kırmızı. Yine yüzümü yıkamayı unutarak çıkmışım evden, çapaklarımı dökerek fırına gidiyorum. Fırıncı babamın arkadaşı, maya kokuyor elleri, her sabah selam yolluyor babama.

Kapının önünde Kapaklı Emminin at arabası duruyor. Dedem erkenden pazara gitmiş, haftalık meyve sebzeyi alıp Kapaklı Emmiyle yollamış. Herkesin at arabacısı ayrı bizimki Kapaklı Emmi. Bugün günlerden cumartesi o zaman, yenidünya hala çıkmamış. Babaannem elma veriyor yıkayıp yemem için ben de ona taze somunun gıdığını uzatıyorum, diğer tarafını çoktan yemiş adımlarım.
On yedi basamak sayarak çıkıyorum ikinci kata. Kapıyı iki elimle asılarak açıp, her mevsim soğuk olan holü patates kızartmasının kokusuyla geçiyorum. Sofra örtüsü serilmiş, bakır sini kurulmuş, demlik kaynamış, zeytin azalmış… Koyun peynirini o zamanlardan beri sevmiyorum, kokuyor diyorum kimse inanmıyor.

Radyoda arkası yarın başlayacak, yer sofrasında tüm aile pür dikkat dinleyeceğiz. Babam bağdaş kurduğu bacağının birinin üzerine dayayıp dirseğini, sigarası içecek kahvaltıdan hemen sonra. Yıl 1981, Amcam cezaevinde, bugün görüş günü. Ketçap ve mayonez bizim çocukluğumuz için henüz icat edilmemiş. Domates ve biber kızartmalarının altında kalan patatesler yumuşadığı için pek rağbet görmüyor çatalımdan. Gözüm dalıp gitmiş benimde, dalıp gittiğim yerlerde çay kaşığının uzayıp giden sesleriyle yarışıyorum. Annem, “Yeter…’’ diyor kardeşime, yeter dedikçe yetmiyor yaramazlık mıntıkası. En küçüğümüz kız, zeytin çekirdeği gölgelerinde gözleri. Henüz bir yaşında, büyüyünce okuyacak, yazacak. Belki avukat olacak, komünist amcasını cezaevinden çıkarmak için. Aslında ben daha önce büyüyebilirim diyorum içimden, daha önce büyüyüp daha önce avukat olabilirim.

’’Doğan, rulo pasta istemişti.’’ diyor annem, “vanilya ve muz lazım.” Babamın gözleri de siniye dalmış. Sigarasının külü düşüyor halıya. “Dedem pazarlığı almış,” diyorum. “Ama muz almamıştır.” Muz almaz dedem, yazın karpuz kışın portakal alır.
Babam bana bakıyor, arılara gidecek. Benim veresiye defterine gitmemi tembihleyerek sofraya siliyor ağzını. Bakkal, “Birde çift maaşsınız’’ diyecek babamın selamına. Sonra o da selam söyleyecek, “aybaşında mutlaka gelsin’’ diyecek. Muz için verilen paranın sımsıkılığı avucumda terleyecek.

Mahallede topaç zamanı, ipler bal mumundan geçirilirken her oyunda yedeğim. Abisi olan çocuklar her oyunu iyi oynuyorlar. Benim abim yok, üstelik öğretmen çocuğuyum. Bu yüzden başka bir mahalleliyim sanki. Hem adımda iki tane re harfi olduğundan kelimeler topaç gibi dönmüyor ağzımda. Konuştukça gülüşüp dalga geçiyor tüm çocuklar, konuşmuyorum, usulca oturup babamın motosikletiyle arılardan dönmesini bekliyorum. Bugün görüş günü, rulo pastanın hamuru bir yürek gibi kabarıyor mutfakta.

Sokağın hemen başında dedem beliriyor. Elindeki gazetesini bitirmiş hızlı adımlarla eve doğru yürüyor. Amcam hapishaneye girdiğinden beri değiştirmiş gazetesini, artık Cumhuriyet okumuyor. Hemen arkasından sözleşmiş gibi babam geliyor. Rus malı mavi motorunun selesine oturuyorum. Sele bal kokuyor, yapış yapış muşambası, pişman oluyorum, şuncacık yol, keşke yürüseydim diye düşünüyorum.

Herkes tamam olunca, “Haydin.” diyor dedem. Öne düşüyor, hep düşünceli yürüyor. Babaannem başörtüsünün bir köşesine siliyor gözyaşlarını. Annem onun koluna girmiş. Babam, siz gidin ben birazdan yetişirim diyor, susarak. Ben hep en arkadan yürüyorum. Mahalleli bizimkilere bakıyor, onların hiç anarşist oğlu olmamış. Düpedüz kınamıyorlar ama bakışlarının altında hep bir şeyler varmış gibi geliyor o yaşımda. Amcamı bir haftadır görmedim, hafta içi olan görüşe gitmedim nedense. İnşallah aklında tutup bana kızmaz…

Askerlerin arasından sırayla giriyoruz. Babam bizden önce gelmiş motoruyla. Önce dedem ve babam sonra babaannem ve annem aranacak. Kadın gardiyan annemi tanıyor, oğlunu okutmuş birkaç sene evvel, gülerek ‘geçin’ diyor. Geçerken kollarını uzatıyor herkes. Herkesin kollarına Ziyaretçi damgası vuruyor gardiyanlar. Kırmızı ıstampanın mürekkebi bozuyor tüm griliği.

Henüz dokuz yaşındayım, bana damga vurmazlar sanırken, “ Hop hop hop, komünistin yeğeni ”diyerek durduruyorlar beni. Elimdekini soruyorlar, rulo pasta diyorum. Rulo pastayı bilmeyecek kadar büyümüş hepsi. Bıçakla kesip içine bakıyorlar. Uzat kolunu diyorlar, uzatıyorum. Çemre kolunu diyorlar, çemriyorum. Kıpkırmızı damga önce havaya sonra ıstampaya patlıyor, öyle hızla düşüyor ki koluma pasta her yana parçalanıyor. Sinsice gülüyor gardiyanın sarkık bıyıkları.
“Amma da kuvvetsizmiş len kolların…”

Cezaevinin hemen yanındaki derenin korkuluklarına dayanarak kendimi affedemiyorum. İçinde re harfi olmayan iç çekişler biriktiriyorum. Annem, “Olsun oğlum, haftaya yine yaparım’’ diyor. Yıl 1981, babam arılara gidiyor, amcam içerde, mevsim eylül, ırgatlar bilmediğim bir dili konuşuyor.

Favori olarak ekle (17) | Görüntüleme sayısı: 426

Yorumlar (11)
RSS yorumları
1. 03-11-2009 12:50
Yüreğinize derman... 
Kaleminize nazar değmesin... 
Keyifle okudum. 
Yaşadım açıkcası, her bir cümleyi... 
 
Teşekkür ederim... 
 
Sevgiyle...
Yazan gamze_atal (Kayıtlı)
2. 03-11-2009 12:51
Ben bu yazıya yorum yapamayacak kadar çocuğum. Büyüklere bırakıyorum haddim icabı.
Yazan harmankaplan (Kayıtlı)
3. 03-11-2009 13:08
Teşekkür ederim arkadaşlar.
Yazan turker (Kayıtlı)
4. 03-11-2009 16:22
çok beğendim.
Yazan birneviculya (Kayıtlı)
5. 03-11-2009 16:36
sağol culya
Yazan turker (Kayıtlı)
6. 03-11-2009 17:34
Beni epeski yıllarıma alıp götürdü bu yazı. Çok beğendim. Çok çok beğendim.
Yazan halis (Kayıtlı)
7. 03-11-2009 17:46
Çoktan hatta çok çoktan daha güzel bir öykü bu. Çocuğun rulo pastanın mahvedilişi sırasındaki mahvoluşunu ta içimde hissettiren bir öykü bu.İşte öykü bu. Türker bey :)
Yazan minna (Kayıtlı)
8. 03-11-2009 18:20
Dostların arasındayız, teşekkürler..
Yazan turker (Kayıtlı)
9. 21-11-2009 20:03
"Koyun peynirini o zamanlardan beri sevmiyorum, kokuyor diyorum kimse inanmıyor." Muheteşem bir cümle. Acayip inandırıcı. Koyun peynirinin koktuğuna bu cümleyi okuyana kadar inanmamıştım.
Yazan harmankaplan (Kayıtlı)
10. 21-11-2009 21:10
Valla kokuyor..
Yazan turker (Kayıtlı)
11. 22-11-2009 11:17
gerçekten kokuyor..bu yüzden ben de yemiyorum koyun etini de peynirini de..
Yazan minna (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1009
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 907709

Liman

anime.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com