| MEZİYETİNİ YİTİRMİŞ YÜREĞİM, ÖYLESİNE DALGIN Kİ&. |
|
|
|
| Yazar GAMZE ATAL | ||||
| Monday, 31 August 2009 | ||||
|
Acıyı kana kana içerken serzenişlerim; hoyrat bir hattattı, taşlanası yüreğim... Mahmur bir bakışı, yüzdürürken ruhumun ıpıssızlığında; açlığım, can çekişen çelimsiz yaralarımı bastırmıyor. Cümleten zanlı ilan edilmiş sessizliğim boğazıma takılıyor. Akrep yelkovanın dudağına hırçın bir buse bıraktığında, hapsedilmiş yüreğimle arşınlıyorum kaldırımları… Gecenin kesilmeyen soluğunda, bir başına kalmış sokak lambaları ise, asırlık yegâne dostundan memnunlar. Taş gibi hareketsiz yalnızlığımı ve tasalarımı taşımayı meşgale edinen yıldızlarda, kadirşinas bir edayla üzerimde parıldıyorlar. Velveleye vermeden, Ummanlarımın yeniden canlanması için üzerime sapladıkları ışığın büyüsüyle yol alırken, adımlarımın şekli şemali meçhul olmasını da yadırgamıyorlar. Uykusuzluğumun gizil ağlayışlarında, gecenin nefesinin kesildiğini algılayamayacak kadar, meziyetini yitirmiş yüreğim, öylesine dalgın ki… Platonik acılarım, zehrini bırakırken içime; silemediğim çığlığımla yokluğunu bir melodramın gölgesinden içiyorum. Zihnimin izbe köşelerinde heceler sağa sola çarpa çarpa koşuşturuyorlar. ‘’ Olsaydı olabilseydi; avuçlarına bırakabilseydim ellerimi, aksaydım savrulsaydım, devasa renklerle boyasaydım yüreğini…’’ Çöküyorum, bir duvar köşesine, ağır aksak topallayan bedenim, ruhumu sanki fırlatıp atmak istiyor. Düşüncelerimin, bir bakışa mıhlanıp kalmasına ve yüreğimin cesurca uğuldamasına tahammül edemiyor. Başıma, savruk darbeler gönderdikçe susmuyor sersem sözcükler, daha çok efeleniyorlar. Çığlıklarım zilzurna kendinden geçmiş yaşlarımı kanatırken, korku veren buhranların menzilinde yok olduğumu hissediyorum. Umutlarım ise, kalbimdeki gizli özneyi hısım bellemiş debelenirken, bıçakladıkça bıçaklıyorlar üşüyen özlemlerimi… Çaresizliğin içinde sallanan gecenin içinden sendelenerek yürümeye devam ediyorum. Rüzgârın tenime bıraktığı çıplak dokunuşla bir an olsun kendime gelirken, sokakların tenhalığının üzerime tütsülediği korkuyla, kendimi tek sığınağım olan ve boylu boyunca yaşamıma kaykılan maviliğe savuruyorum. Deniz kokusu ve uzaklardan gelen bir keman sesinin tehditkâr melodisiyle, üzerime yapışan esinti, tenimi yalarken, çıplak ayaklarıma çarpan dalgalarla ürperiyorum. Kum tanecikleri, parmaklarım arasına nasıl da sığınıyorlar. Bacaklarıma dolanan bu serinliğin kalbime dokunmasıyla göğüs kafesimden yükselen huzura bırakıyorum kendimi… Bir yerlerde sıkı sıkıya kapalı pencereler ardında beslediğim, düşlerimdeki papatyalarda bu değişiklikten oldukça memnun küçük tomurcuklar veriyorlar. Uzun bir sessizliğin ardından, ayaklarımı yerden kesen ve yüreğime erişmeyi başaran maviliğin, yıldızları koynuna almasıyla, olağan düşlerim, saklandıkları yerden kirpiklerimde asılı kalan tek bir damlaya tutunarak kendini dışarı atıyor. Unutulmayan o gece düşüyor gözlerimin önüne… Kahkahalarımız bastırıyordu dalgaları, kocaman gözlerine yıldızların ışıltısı eşlik ederken günahsız özlemlerimize tutunmaya çalışıyorduk. Öylesine açtık ki birbirimize, yitirdiğimiz ve ertelediğimiz her an’ın dibine vururken, kayıp her saniyeyi canını çıkartırcasına emiyorduk. Derinleşen mutluluğun gülümsemeleri, tahrik ederken içten içe deliren sessizliğimizi; uzayan efkârımıza yaklaştırmıyorduk hüzünlerimizi… Söyleşilerimiz kimi zaman ılıman bir yağmur gibi sararken bedenlerimizi, kimi zaman imkânsız imgelerin boşlukta sallanmasıyla şiddetli bir fırtınaya dönüşüyordu. İşte o anlarda sessiz yakarışların gökyüzünü kaplamasıyla susardık. An gelir, gülümseyişimizde saklı kalan varamadığımız kelimelerle ve ne olduğu belirsiz alakasız bir cümlenin parıltısında kendimizi bulurduk. Zaman olanca yüzsüzlüğüyle, ayrılış anonsu yapmaya başladığında sıkıca sarıp sarmalarken birbirimizi, yaslarımızda yapışırken genzimize, evvel bahara düşler biriktirmeye başlardık. Nereden bilebilirdim ki, sakındığımız sözcüklerle birlikte son kez susacağımızı ve kendinden geçmiş anlarımıza birlikte son defa bakacağımızı? O talihsiz gece… Şehir sessizdi. Sokaklar ıslak. Bir yakarışa şahitlik edecekti sanki karanlık. Keskin bir ayaz esti geçti. Çiğ taneleri serpilirken tenimize… Siyah bir kaftana bürünmüştü ölüm, Melekler üşümüştü. Farkında değildik, yıldızlar üzerimize üşüşmüştü. Çorak gece, İlmeği boğazımıza geçirmeseydi, Aniden ellerimin arasından sonsuza ermeseydi. Uzaklardaki suskunluğu bile bu kadar hırpalamazdı yüreğimi… Gidişinin ertesinde, martıların çığlığından anlamıştım, bir şeylerin eksildiğini… Nerden bilebilirdim ki, Islak kaldırımlarda canına katledileceğini… Ebedi yokluğuyla, eksik kaldığımdan bu yana Uykusuzluğum kemirir, bu lanet şehri. Ruhumsa evvelinden terk etti beni Şimdi her daim, zikrederken yüreğini, Bilirim ki, O her gece ufukta… Bense biçare yokluğuyla, Avare dolanırım ıslak kaldırımlarda… GAMZE ATAL / 02082009 Favori olarak ekle (22) | Görüntüleme sayısı: 388
1. 03-09-2009 22:15 "evvel bahara düşler biriktirmeye başlardık" İlkyaz veya ilk bahar dururken neden evvel bahar? Kıyıda köşede kalmış, eskimiş, pörsümüş, buruş buruş sözcükleri bulmak için neden bu çaba? "Çığlıklarım zilzurna kendinden geçmiş yaşlarımı kanatırken, korku veren buhranların menzilinde yok olduğumu hissediyorum." "Korku krizleri eriminde yok olduğumu duyumsuyorum" diyebilmek o kadar da zor değil can. Ayrıca korkudan sonra kullandığınız "veren" sözcüğü gereksizdi can. Okur; bu imge yığınını çözmeye çalışırken ne okuduğunu anlamadan yazıyı bitirip sonua ulaşınca, "ya çok güzel bir yazıydı ama acaba ne demek isteniyor bu yazıda" sorusunu sormak zorunda kalmamalı, bu güzelim yazıyı okumanın keyfini de yaşamalı bence. İmgeli yazıları okumaktan büyük zevk aldığımı belirtmeliyim. Örneğin; "Taş gibi hareketsiz yalnızlığım", "kayıp her saniyeyi canını çıkartırcasına emiyorduk." Düş gücünü devinime geçiren harika imgelerdi. Ama yazı baştan sona imgesel olunca imgeler, verilmek istenen iletinin önüne geçiyor. Anlatılan şey, imge perdesi arkasında yitip gidiyor. Okur sizin anlatmak istediğinizi belki sizden bile net algılayabilmeli, duyumsayabilmeli... "Taş gibi hareketsiz yalnızlığım" Yalnızlıkta ne renk vardır, ne devinim. "Taş gibi hareketsiz yalnızlığım" Ayrıca monoton yaşamın en güzel, en kısa özeti olmuş. "kendimi tek sığınağım olan ve boylu boyunca yaşamıma kaykılan maviliğe savuruyorum." "Yaşamına boylu boyunca kaykılan mavilik", özgürlük düşleri olabilir, demokrasi düşleri olabilir. Bu sığınılan mavilikse umudun en uzun özeti olmuş. Şu cümle ise okura bir tutuku, bir ihtiras nirvanası yaşatıyor adeta: "Öylesine açtık ki birbirimize, yitirdiğimiz ve ertelediğimiz her anın dibine vururken, kayıp her saniyeyi canını çıkartırcasına emiyorduk." Ertesinde ölüm de olsa, herkes böyle bir gece yaşamalı dedim kendi kendime. Bu büyük aşkı alkışladım ve aşıklara imrendim. Bu imreniş yazarın ustalınaydı aslında. O anı, duyumsatabilen, yaşatabilen kalemeydi. "Umutlarım ise, kalbimdeki gizli özneyi hısım bellemiş debelenirken, bıçakladıkça bıçaklıyorlar üşüyen özlemlerimi&" [Burada umut mu, umutsuzluk mu anlatılıyor çözemedim can. "Umutlarım ise, kalbimdeki gizli özneyi hısım bellemiş debelenirken"(burada umut yumuşacık bir koltukta rahat etmiş bir konuk gibi yüreğinizden hiç gitmek istemez iken), "bıçakladıkça bıçaklıyorlar üşüyen özlemlerimi&" tümcenin bu kısmında (umutsuzluk) var. Özlemlerin yeri, sıcacık kalbinizin gizli bir köşeciğinde mekan kurup debelenen umut gibi değil, üşüyen; üstelik de bıçaklandıkça bıçaklanan... Küçük bir çelişki gibi algıladım ben.] Ama yazar zaten bir çelişki yaşıyorsa ve bize çelişkisini sunuyorsa, yani yazarın o anki ruh halinin yansısı ise bu çelişkinin verilmesi de başarılı... "Nerden bilebilirdim ki, Islak kaldırımlarda canına katledileceğini& (Ama) Bilirim ki, O her gece ufukta&" Lütfen yüreğiniz incinmesin ama, öykünün düğümünün çözüldüğü son noktadaki bu hüzünlü şiir ise tüm yazıya değerdi bence. Dilinizi eski sözcüklerden arındırırsanız sizi büyük bir zevkle okumaya devam edeceğim. Ha bu okumayacağım anlamına gelmesin sakın. Yine okuyacağım. Ama artık öyle sık kullanılmayan, dilden atılmak üzere olan sözcüklerden arındırılmış bir dille yazacaklarınızı daha bir zevkle okuyacağım demek istiyorum. Sevgi ve saygıyla... 2. 03-09-2009 22:29 Çok ama çok teşekkür ederim. İlgi özeninize ayrıca vakit ayırıp okuyup ve tek tek her kelimeye dokunuşunuza teşekkür ederim. Önerilerinizide kesinlikle dikkate alacağım. Yüreğinize nazar değmesin. Sevgiyle... 3. 11-09-2009 15:45 gamzeee.. gamze.. Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






