Menu Content/Inhalt
Güverte arrow eskizler arrow düz yazılar arrow Parkın Ortasında Mühürlerini Yalayan Kadın

üye girişi


Parkın Ortasında Mühürlerini Yalayan Kadın PDF Yazdır E-posta
Yazar Sinem Sal   
Monday, 27 July 2009

Hepimizin içinden masanın üstünde duran bardağı alıp fırlatmak geçiyordu. Yapmadık. Ses çıkardı. Ses çıkarırdık. Birileri duyardı. Bunun yerine hepimiz masanın üstünde duran bardağı sessizce ağzımıza alıp çiğnedik. Kimse; ama kimse bilmiyor.

Eylül 18... Parkın ortasında kalakalmışım. Sonunda biraz olsun esiyor hava bu saatlerde. Akşamın geceye bakan yüzü ikircildir hep, hep kararsız. Yani ne gece gibi ne gündüz. Tam arada, aralıkta bir şey o an. Genç kızların birçoğunu kandırıyor bu vakit. Hava henüz kararmamış diye sevgilisiyle bir soluk daha fazla öpüşen kız, evine bir otobüslük ve babasından da altı laflık kadar geç kalıyor. Akşamın bu saati hep böyledir. Güzel güzel kandırır sizi. Sokağa gündüz güneşli diye çıkamamış tüm çocukların anneleri pencereden sarkar. Az sonra gece olacaktır, babaları eve gelecektir, onları dışarıda görmesindir. Öyle ya, kendileri ilgili birer annedir. Halbuki tam da daha önce hiç tırmanamadığı kadar yükseğe tırmanacaktır her akşam düştü diye üstüne dayak yediği o ağaçta, o çocuk.

Ama olmaz... Akşamın geceye yaklaşan bu vakti sizi acele etmeye davet eder, hatta zorlar, mecburi kılar. Eğer olmazsa kibritten evlerinizi yine bir başka kibritle yakar.

Çantamı açıp bir sigara daha çıkarıyorum. Rüzgâr tersten esmeye başladı bu defa.Sigara da her zamanki gibi ilk nefesimle birlikte dudağıma yapıştı. Bir nefes daha, ötekinden daha ağır, ciğerlerime indiğinden daha da emin olarak... Neden sonra aklıma geldi, o da karnıma dokunduğumda. Her kadın , annesi gibi bir anne olur demişlerdi. Benim için böyle olduğu söylenemez pek. Aniden boşalmış sokaklar gibiydim ben. Hayatımın cuma gecesi yoğunluğundan birden bire müslüman bir kasabanın iftar vaktine geçmiş gibiydim. Hiçbir şey yok, hiç kimse. Adeta etrafta gezinen herkes kendini göstermiş ve sonrada yerlerine çekilmişti. Çocukken duvara asılan fotoğraflardaki insanların gecenin bir yarısı uyandığımda kalkıp odada gezinmesi, avizeye tırmanması ve ışığın açılmasıyla birlikte hepsinin yerli yerine geçmesi gibi. Işık , az hayal gerektiriyordu. Yani gerçeklikti ışık, olduğu gibi'likti. Oysa karanlık, az bilgiden dolayı çok hayal gerektiriyordu.

Aykırılığın, anlaşılmazlığın ve karmaşanın, yani demem o ki sizi siz yapan ne varsa hepsinin, kendinize bir fayda sağlamayacağını fark ediyordunuz. Hepsi bu. Sonrasında sizin bir türlü sevemediğiniz ; ama herkesin takdir ettiği bir adamla evleniyor, üstüne bir de çocuk yapıyordunuz. Sokaklarınız yeniden dolmaya başlıyordu böylelikle. Sokaklarınız , sokakları oluyordu. Tıklım tıklım... Artık kim ve ne varsa o sokakta biraz da kendisinin sanıyordu ve sizin yerinize de yaşıyordu. Kalabalık bir yaşam sürüyordunuz böylelikle. Sevişeceklerinize onlar karar veriyordu, terk edeceklerinize de. Gireceğiniz işe , yiyeceğiniz yemeğe, topluca dinlemek zorunda kalacağınız müziğe, izleyeceğiniz reklamlara, gideceğiniz ve gidemeyeceğiniz filmlere hep; ama hep onlar karar veriyordu. Hep birlikte yaşıyordunuz hayatınızı; ama öldüğünüzde omuzlarda taşınıyordunuz ve "biricik" (!) hayatınız sizinmiş de onlar sadece seyirci kalmışlar gibi üzülüyorlardı yeniden. Hep "çok gençti" yaşında oluyorsunuz. "Böyledir bu işler" diyordu hayatınızın fon ve son sesi.

Ahmet’e gelince… Bana karşı hep düşünceliydi. Birbirimizi tamamlayan ve dengeleyen güçten sömürüyorduk işte. Evlilikte tek şeyin farkına varıyordum her geçen gün , eğer gerçekten aşkla bağlandığınız bir insan değilse öteki odada topuklarını ahşap zemine sürterek yürüyen kocanızın ayak sesleri bir kedinin tırnaklarını geçirerek saldırdığı bir aynadan çıkacak olan sesten farksızdı. Nitekim öyle de oldu. Ağrı kesicilerin hepsini tüketmiş olduğunuz bir gecede sabahın olmasını beklerken bir türlü dinmeyen bir baş ağrısıydı benim için bu evlilik. Geceydi. Katlanmak zorundaydık.

Aramızda hep bir cam vardı ve olacaktı. Üstelik o da ben de yaşamaya devam ettiğimiz sürece ağzımızdan çıkan buhar birbirimizi görmemizi de engelleyecekti. Biz hep o camla dolaşacak, onunla uyuyacak, onunla alışveriş yapacak ve onunla birbirimize tebessüm edecektik.


Etrafından aldığı onaylarla yaşamaya başlamış biri adresi yazılmış ve binlerce kez , postalanmak üzere mühürlenmiş bir zarf gibidir. O kadar mühürlenirsiniz ki artık ne adres belli olur ne de sizin adınız. Yani yazıp gönderdiğiniz o mektup artık ne sahibine ulaşır ne de iade'ye gönderilir. Kaybolur. Zaten kaybolması için her yeri mühürlenmiştir. Kaçınılmazdır bu ve en kısa zamanda gerçekleşir.

18 Eylül... Parkın ortasındayım ve akşam. Sokaktaki çocukların isimleri bir bir çağrılıyor. Evlerine gidiyorlar.Pazar günü.Akşam dizisinden önce sıcak banyolarını yapacaklar. Buna anneleri karar veriyor. Ben de evden çağrılıyorum. Yataktan çağrılıyorum. Sabah acı bir kahveyle paylaştığım bir kahvaltıdan çağrılıyorum. Üç ay sonra doğumdan çağrılıyorum. Ondan sonra yine bir türlü alışamadığım işimden çağrılıyorum. Iggy Pop yerine dinleyeceğim bir müzik tarafından çağrılıyorum. Bir adam var , saç tellerimi çağırıyor bu gece yine.

Karnıma dokunuyorum. Evet, evet ama ben sana bunları yaşatmam dediğim o bebeği bu dünyaya çağırıyorum. İlk onayını aldı bile tarafımdan. İkinci mühürü de pembe poposuna bir doktor eli tarafından alacak ve ilk mantıklı tepkisini verecek.

Aramıza hoş geleceksin!

Böyledir bu işler, alışacaksın.

Sinem Sal


Favori olarak ekle (32) | Görüntüleme sayısı: 569

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. 27-07-2009 12:05
Tebrik ederim Sinem Sal. 
 
Tespitleriniz çok heyecanlandırdı. 
 
Çok keyif aldım okurken.
Yazan Mystique (Kayıtlı)
2. 27-07-2009 16:59
Sinem, parklardabahçelerdeşehirlerdesokaklarda gözlerini kocaman açarak çocuklarınyaşlılarınkadınlarınerkeklerininsanların 
gördüklerinidüşündüklerinihissettiklerinianladıklarınıkandık larınıkaçırdıklarını topluyor. Gözlerinden düşüyor hikayeleri canımbenim.
Yazan birneviculya (Kayıtlı)
3. 13-08-2009 21:34
ne güzel betimlemeler.. ne güzel..
Yazan persephone (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 361
Ezkizler: 1051
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1022938

Liman

015.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com