Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

    İkimiz de yarımdık aslında
    Ve asla birbirimizi tamamlamadık ...

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    ÇAKIR KEYİF YÜREKLERİN, SIRRA KADEM DÜŞLERİ…

    Gece, bazen nefes almak ister,

    Gece, bazen soluksuz kalmak ister,

    Gece, bazen eteğindeki taşları savurmak ister.

    Gece, bazen baştankaraya vurup, sensizliği yırtmak ister.

    Ay’ın karanlık yüzümü bizi üzerine çekmişti?

    Yoksa ay mı karanlığını bizden almıştı?

    Gecenin, en mahrem dokunuşlarını ulu orta sergilemek istediği ve zamanın dizlerini dövdüğü, dermansız vakitlerdi.

    Üzerimize örtülen ıssızlığa kadehler kaldırıyorken, akşamın seher vaktinde dibe vurulmaktan korkmayan ve yalnızlığın menzilinde hiçbir zaman ıskaya uğramayan iki yürektik.

    Bazen, kendimizden tası tarağı toplayıp, gitmek istiyorduk. Bozguna uğrayan düşlerimize çelme takıldıkça, sabrın sınırlarını zorlayıp, yüreklerimizdeki şeklini ve şemailini kaybetmiş sevdalara, ritmi bozuk sözcükler gönderiyorduk.

    Ve eminim ki, kulaklarını olanca hızıyla çınlatıyorduk.

    Birbirimizin yüreğinden akan sözcükler, alkolün damarlarımızdaki seyrinden dolayı, darağacımızda zaman zaman asılı kalsa da, içimizdeki özlemlerle koyu bir sohbete dalmıştık.

    Dostum, uzun yolların ardında avare bir yüreğe tutunmuştu.

    Yalnızlık teninde, karabasan geceleri inletse de, dilinden düşmeyen tek cümlenin şahidiydim. ‘Gözlerinin rengine bir isim bulamadım’ diyordu.

    Kadehinden bir yudum alarak, buğulanan bakışlarıyla, ayın parıldayan yüzünü seyrederken, sevdiği adamın adı dilinde tükenmeyen tek heceydi.

    Biliyordum…

    Böyle vakitlerde sızlayan sessizliğine kimseyi davet etmezdi. Yüreğinin yorgunluğuna, yarım kalmış şarkılardan ezgiler gönderirdi.

    Yalnızlığına ise; hiçbir zaman gün yüzene çıkarmadığı, içindeki çocuğun bakir düşleri eşlik ederdi.

    Hoyrat yaşamın rüzgârından payını almışlardı. Tedirgindi artık hayalleri, farklı şehirlerde olsalar dahi, aynı pusula ile yön bulma çabası içindeydiler.

    Aralarındaki uzun yollar özlemlerini bazen zıvanadan çıkarsa da, bu savrulmanın ertesinde olanca hızıyla yeniden birbirlerinde son buluyorlardı.

    Kara kalemle boyanan yazgılarına, zaman zaman gün ışığının halesi vursa da, bir tabloda birbirine teğet geçen, iki kırık çizgiydiler.

    Uzakları kendine yakın etmeye çalışan bir kadının, dile gelemeyen sözcüklerinde, bir adamın eskimeyen sureti asılı kalmıştı.

    Ondan ayrı kaldığı yetim zamanların efkârı ile sigarasının dumanını içine çekerken, hüzünlerimiz zaman zaman çakışıyordu.

    Kumsalın, ışıltılı yüzüne düşen gecenin puslu hali; dalgaların hırçınca ayaklarımıza vurmasıyla, çakır keyif olan yüreklerimizi kendine getiriyordu.

    Gökyüzünden üzerimize yağan yıldızlar, genzimizdeki ekşimsi tat kadar buruktu.

    Denizin hırçın yakarışlarına, uzaklardan ahenkli bir ses eşlik etmeye başlamıştı.

    Piyanistin notalara vuran çığlığını da aramıza davet edince, müziğin dokunuşları, özlenen an’ları sanki ten’e işliyordu.

    Sessizliğin farklı dilleri vardı. Bir şekli, bir adabı ve hırçın dokunuşları…

    Soluksuz acıyan gece, sırtına yüklediği, viran anları tek tek toparlamak istiyordu.

    Umutlarını hangi zamana kilitlemişlerdi?

    Anadan doğma şeffaf düşleri, hangi devrik vakitlerin altında ezilmişti?

    Savruluyordu rüzgâr, dalgaların geceyi içine çekmesiyle, yüreklerimizde tutunamayan ve yavaş yavaş yüzleri silinen eşkalleri sürgüne gönderiyorduk.

    Keza benzer hüzünleri içimizde barındırırken, uykusuz kalmış düşlerimize kadeh kaldırıp, içten içe bir o kadar da ayın parıltısını kıskanıyorduk.

    Gittikçe soğuyan acılarımızın ardından, kayıplarımıza bir imza atarak, bu vurgun vakitlerinden gitmek istiyoruz.

    Bir süre boşluğa bakarak, gecenin yüreklerimize tokatlarını umarsızca seyrediyoruz.

    Hayallerimizden küller savruldukça, aklımızdan geçen sorgulara yeni yetme gidişler hazırlıyoruz.

    Geceyi geriye sarıp, ay’ın arsız gülümseyişinden bir parça içimize alarak, çıkmaza uğrayan cevapları kıyamete gönderiyoruz.

    Gide gele yakarışlarımızla aşınmış kumsala, kırıklıklarımızı döşerken, tek bir cümle ayın karanlık yüzünde beliriyor…

    ‘Gözlerinin rengine bir isim bulamadım…

    GAMZE ATAL…

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    bana doğru süzülüyorsun.
    hep seviyorum
    yürümelerini,
    gözlerini bir an bana verip
    gülümsüyorsun,
    sonra,
    yine kızgın sonra
    bana doğru yürüyorsun.
    iki elinde iki fincan.
    güneş
    saçlarında parlıyor.
    saçların,
    ıslak
    ve sevişmeler
    anlatıyor,
    her adımda göğsüme
    basıyorsun,
    bana doğru yürüyorsun

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler


    soğukluğunun bile donduramadığı
    yalnızlığım dolaşıyor damarlarımda.
    önümdeki uzun yıllar suça teşvik ediyor,
    korkuyorum...

    kafamı karıştırıyor damarlarımdaki

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

     

     


    Dün gece rüyamda,

    yapıcı bir konuşmanın yapısal boşluğuna
    senkronize iştirakim sağlandı.
    Asimetrik aklımın atipik gelgitleri..
    sevgili çıkışlarım ve ani darbeleri
    anlatsam da anlamlı sayılmazdı.

    Devamını oku...

SOLUDUĞUM NEFESLE İÇİME DOLARKEN YÜREĞİN, BİR ŞİMALİN PARILTISINDA ZİHNİM UYUŞUYORDU& PDF Yazdır E-posta
Yazar GAMZE ATAL   
Thursday, 09 July 2009

Hayli geçkin çizgiler, debelenirken ruhumda; kaçak duygularım bir aşağı bir yukarı volta atarken, bedenim eşikte bekliyordu.

Vasati birkaç saat içinde, beyaz koridorun sonunda, aralanacak kapının ardından şecerenamem elime verilecekti.

İçeriden gelen seslerin, aykırı soluk alıp vermesinden iyiden iyiye işkillenirken; üzerime üşüşen, yoğun yalnızlığın sinikliğini de katıp içime, küçük bir pencereden gökyüzüne dokunmaya başlamıştım.

Rutubet ve küf kokan bu odada, kelâmlarımın, gökle olan işveli muhabbeti, dokunaklı bir hâl almıştı. Uzun zamandır, minik çerçeveler içine yerleştirdiğim yaşamımın kıvrımlarını gören bulutlar, bakışlarımdaki sığlığın sebebini sormaktan çekinmişlerdi, hissetmiştim.

Talan edilmesin diye çok defa ruhumu inzivaya çekerken, dönüp dolaşıp bir uçurtma misali kendime sığınıyordum.

Yine, aynı şeyi yapıyordum. Çocukluğum, sarmallar halinde çoraklaşan geçmiş zaman merdivenlerinden paytak adımlarla iniyordu.

Yıldızların gökyüzündeki tedirgin dalgalanmasıyla oyunlar oynarken ve sığınakçı düşlerim, hiç uykudan uyanmayacak sanırken, olanca hızıyla geçip gitmişti, iradesini kaybeden zaman...

Akabinde ise dokunulmaz bir içgüdüyle yazgım çizilmişti.

Ara sokaklardaki ıslığıma, durağan rüzgâr çıngırağı eşlik etmeye başlamıştı.

Ilıman bir güney esintisinin tatlı sert tavrıyla, gözü karanlık ruhuma seni kabul ederken, sessizliğinin; baştan çıkarıcılığının, yarım asırlık hüzünlerle beni cezp edeceğini nereden bilebilirdim.

Hıçkıran, ayaz gecenin huzuruna çöreklenen, bir balıkçı teknesi getirmişti seni bana…

Uzaklardan ağır ağır çok sesli bir akisle yanaşırken sahile, kör bir düğümle sükût ediyordu, öteleyemediğim sırdaş yalnızlığım…

Gözlerime çöken gölgenin, farkına vardığından olsa gerek, acemi bir tebessümle karanlık yaslarını anons ettiğinde, sılada unuttuğum yüreğimi, istila etmiştin.

Rıhtımdaki varlığının serinliği, virane sessizliğime vurduğunda feleğim şaştı.

Yüreğin, soluduğum nefesle içime dolarken; sözlerinin etkisi bir şimalin parıltısında zihnimi uyuşturdu.

Uzayan bakışlarınla günah çıkartıp, sensiz an’ları devirirken, yokluğuna akan vakitler, sanki tafra yapıyor ve bunca zaman bir başına bırakılmışlığından muzdarip, kaba saba bir başkaldırıyla, küfürler savuruyordu.

Sen, varlığın külliyatına işlenmiş büyülü bir esrarın çığlığıydın…

Uzun yıllar boyunca katmer katmer artan yalnızlığımda, sanki hep vardın.

Hiç bilmediğim yanımdın.

Sessizliğim ardındaki gam seline yağan ve yakarışlarım üzerindeki tahribatı sarıp sarmalayan, adı konmayan bir mevsimden esen; selen meltemiydin.

Çılgınca akan bir şelalenin gölgesinde, hep uzaklardan seyre daldığım ışık huzmesiydin.

Aklanmıştı yaslarım, yüreğinin dalgın akıntısına kaptırmıştım kendimi…

Yüreklerimize, sıradanlıktan çok uzak bir haz bulaşmıştı.

Her gün batımında kıyılarımıza dokunan denizin, efsunlu salıncağında, geceye aryalar armağan ederken, dalgalar ile göğün sır dolu aşkını anlatırdın.

Sonra, geceyi efkâr basardı. Sen dur durak bilmezdin.

Üzerimize yapışan kahır dolu boşluklara, etrafımızda dolanıp duran kahkahalarımızı çağırır, düşlerimizi allayıp pullasın diye, yıldızlarla işbirliği yapardın.

Sesinin ruhuma dokunuşunu, kavruk yalnızlığıma her daim iliklemek istiyordum.

Yüreğimin çatısındaki köhne köşelerden seni uzak tutup, izahı olmayan bir döngüyle zincirlerle bağlanmışken; kayan zamanın miladını birden bire doldurmasından korkuyordum.

Ruhlarımızdaki geçmiş vakitlere ait kırıklıkları ise her daim kolaçan ediyor ve içimizdeki sökükleri ardımıza bakmadan kundaklıyordum.

Senin haberin yoktu…

Bir rüzgâr esti, kehribara bulanan bir akşam vakti...

Aniden açılan kapının ardında, gidişin olduğunu bilmiyordum.

Umutlarımın karanlığa düştüğü yollarda imzasız bir veda mektubuyla yitirirken seni, kurşun yemişti çaresizliğim…

Boy veren isyanlarım, metanetli davranamazken, iç geçiren sessizliğimin ardından; kopmaya başlamıştı, kızılca kıyamet…

Yoksunluğunun çığlığı, kıyıdan esmeye başladığında, ben hâlâ kaybına inanmak istemiyor ve kuytu bir köşede gelişini gözetleyen kimsesizliğimle duâ’lar gönderiyordum. Tanrıya…

Arada kaç zaman devrildi, kaç mevsim geçti.

Gidişinin ertesinde, maviyle dost, okyanusla sırdaş ve geceyle berduş olurken; yakamozla dalgalara, dalgın notasız ezgiler gönderdim.

Buğulu bir hıçkırık, boğazlarken sensizliği; hayli gergin acılarıma düğüm üzerine düğüm atarken, kendimle baş edemez oldum.

O gün bu gündür…

Kör bir tünelde asılı kalıyor bakışlarım, boşlukta yalpalanıyor.

Sessizliğimin, gıcırdamaları duyuluyor.

Kapı eşiğinde bir kız çocuğu, darağacında sallanıyor.

O gün bu gündür...

Martılar malum, sensizliğin kıyılarına uğramıyor.

Anılarla yetinmeyen düşlerim, ‘’sen’’ diye sayıklıyor.

O gün bu gündür…

Beyaz koridorlar arasında, gözyaşlarım bin parçaya bölünüyor.

Kollarım bağlanıyor, çığlıklarıma kilit vuruluyor.

Kim bilir kaç asır sürecek yokluğuna alışmam için,

Ruhuma, yüksek dozajlı iğneler batırılıyor.

O gün bu gündür…

Kırışık siyah gece, gitmiyor karabasanlarımdan…

O gün bu gündür…

Okyanus sevdalısı ruhuna, bizi anlatıyorum.

Beyaz koridorlar ardından…

GAMZE ATAL…06/07/2009


Favori olarak ekle (20) | Görüntüleme sayısı: 527

Yorumlar (11)
RSS yorumları
1. 13-07-2009 12:13
Sevgili Gamze, 
Sana demişler ki;"ağır yazıyorsun." Ağırlık iç dünyanın derinliğinde ve bu derinlik tabii ki kalemine bulaşacak. Seni ağır diye eleştirenlerin içlerri hafifse neylesin kalem. Bence biraz daha fazla kitap, yazı, şiir, felsefe okusun seni eleştirenler. Senin tarzın bu. Her okuyucuya göre kalem değiştiremezsin ki. Bildiğin yoldan şaşma lâkin içinden gelirse arada bir bazı tümcelerini kısaltabilirsin. Uzun tümceler tatlı olsalar da okuyanı yorabilir. 
Dostluk her daim..
Yazan minna (Kayıtlı)
2. 13-07-2009 12:14
Fıstık gibi yazı..Daha ne?
Yazan minna (Kayıtlı)
3. 13-07-2009 14:15
Minna, canım... 
 
Gamze'nin yazısını ağır bulanların "felsefe" okumasını tembihlemişsin. Ben bir felsefe ilgilisiyim. Bu yazıyı felsefeyle nasıl ilişkilendirebileceğini merak ettim. Benim için bunu yapabilir misin rica etsem.
Yazan Mystique (Kayıtlı)
4. 13-07-2009 23:09
İçinde birşeyler saklayan bir yazıttı... Sevgiler.
Yazan Pardus (Kayıtlı)
5. 17-07-2009 14:04
İlgi ve özeniniz için teşekkür ederim. 
 
Sevgiyle...
Yazan gamze_atal (Kayıtlı)
6. 22-07-2009 12:06
mystquem, 
gamzenin bu yazısının felsefe ile ilgisini değil okumayı bilmeyenlerin felsefe ile ilgilenmelerini, felsefe ağırlığını görmelerini önermek istedim...gamzenin yazısı gayet güzel..hem ağır olsa ne olacak...ağırlığı taşıyabilen insanlar okur...ağırlığı taşıyanlar da zaten okumayla ilgili olanlardır..felsefe okumalara yorum getirmekte insana ufuk açıyor..ufukları genişlesin diye bunu şunu okusun felsefe okusun dedim...okusun bişeyler işte dedim...yanlış mı dedim...:) 
gamzenin yazılarında içselleşmelerin kaleme hüzünle bal gibi akarak damlıyor...ben bu tadı seviyorum... 
sevgi her daim...
Yazan minna (Kayıtlı)
7. 22-07-2009 12:10
biraz karmaşık yazmışım..anca toparlayabildim düşüncelerimi..
Yazan minna (Kayıtlı)
8. 22-07-2009 13:04
Minnacım ve Mystquem 
 
Bilirsiniz kalem bu, durdurak bilmez akar gider... 
Hele ben gibi, kalemi tutunuş kabul etmiş ve kelimelere kara sevdalı birinin duygularını en iyi sizler anlarsınız. Hepitopu kaç kişiyiz şurda.  
Çok değer verdiğim bir yazar ağabeyimin bir sözü aklıma geldi şimdi... '' iyi yada kötü, her kitap ve yazıyı okumalısın ki, iyinin sende bıraktığı izler, kötü olanla birleşince sende oluşan etkiler, her daim sana ışık tutacaktır'' demişti... 
 
Sizlerin yapmış olduğu her eleştiriyi kendime alıyorum. iyi yada kötü... Eleştirmek ve eleştirilmek inanın çok güzel. Yoksa nasıl kendimizi geliştirecegiz.. 
 
İyi ki varsınız, ve ben iyi ki sizleri tanıdım... 
 
Yürekleriniz dertlenmesin,  
 
Sevgiyle...
Yazan gamze_atal (Kayıtlı)
9. 23-07-2009 16:26
Sevgili Gamze ve Minna, 
 
Amcak ilk önce Minna:) 
 
Felsefe okumak yorum yapmayı geliştirebilir tabi. Ancak, evvela bu işin meraklısı olmak gerekir. Bu tamamen niyet işi bence. Foucault okusun adam, anlamadıktan sonra bir göz taramasından öteye gitmez iş.Ağırlığı taşıyanlar okumayla ilgilidir demişsin. İsmet Özel camia tarafından gelmiş geçmiş en iyi şairlerden biri olarak anılır. Öyledir, aksini iddia etmiyorum. Ben kimi severim? beni bağlayan bu sorunun cevabıdır. Sade, su gibi şeylerden de hoşlanır insan.Gelmiş geçmiş en iyi şairlerden birini okumaktan hoşlanmayışım, ne onu eksiltir ne beni. Böylesi bir yorum yapabilmek için takip etmek, gerekirse kıyaslamak gerekir.  
 
Gamze, 
 
Anlayışın, yazılarını yoruma açışın için çok sağol. 
 
Tekrar Gamze ve Minna, sevgiler :)
Yazan Mystique (Kayıtlı)
10. 27-12-2009 23:55
keşke kalemin olaydım yada parmak izlerin mükemmelsin her daim sevgiler saygılar.......79
Yazan 5079 (Kayıtlı)
11. 28-12-2009 14:40
Mystique 
Sevgiler benden olsun:))
Yazan minna (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1009
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 909766

Liman

24032008 003.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com