Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    ruh serçe kuşu

    okula yeni başlamış

    teneffüste şaşkın

    bir o tarafa bir bu tarafa koşuşuyor telaşla

    yalnızlığı artıyor sevmiyor teneffüsü

    kan ter içinde içi

    hiç içine sığmıyor serçe kalbi

    nefes alamıyor

    korkusuna dar geliyor sırça göğsü

    hiç içinden büyük

    kafes kuşu değil zira kara kuru serçe kuşu

    arpa darı ararken karda kör oluyor gözü

    anlıyor ki yaza yetişmeyecek acele ömrü

    hiç içine sinmiyor sabah külü

    sevmiyor sırat kadar dar servinin gölgesini

    bir bir açılıyor içindeki her bir kabir

    kapanıyor teni

    ot bitmeyen şu nankör toprak

    buharlaşıp bulut olunca ürperip dolu dolu diliyor ki

    karlar eriyince cesedi kaynayan derelerle

    huşu içinde ruhu akacak serçe kuşu

    ulaşacak deli nehre

    ve oradan kurşuni sisler içre

    mor lacivert leylaki

    denizlere dehlizlere göllere

    bir kaç yüzyıl yaşlarında çocuğun yüzü

    ısırıp gövdesinden ayırıyor cam bir bilye gibi

    içinde üryan rüyalar saklı serçenin kafasını

    ağzında bir türkünün yalan yanlış nakaratı

    yüzünde kuru dere yatakları

    bakışı kopuk

    koltuk altlarında ısıtıyor başsız serçe yavrusunu

    yaşarsa şayet belli

    iyi şair olacak çocuk !

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar



    Tam da bir öyküden sonra Gedikpaşa'ya gitmiştim. İsmail usta tanıdık, bir arkadaşımın atölyesinde kalfa. Biz akşam kafaları çekecektik, o facebook için bir profil fotosu istedi.
    Gündüz belediyeciler gelmiş, kağıt imzalatmış tüm esnafa. Ne istediklerini sordum. Çirkin, diyorlarmış. Nereye, dedim. Hiçbir yere, dediler. Sabah fotoğraflar arasında bunu buldum. Arkada İsmail usta, facebook için değil ama Gedikpaşa esnafı için profil olmuş. Onlar yerlerinden çıkarılmaya çalışılıyor, her yer bulanık.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

                                               KÜÇÜK  İNSAN

     

     

     

    Sızlanan insanları sevmedim ben. Gururlu oluyorlardı. Neydi gurur? Anlaşılmaz bir hırs, karşısındakine inat. Bu insanların işe yaramadıklarını düşündüm hep. Arkalarında ve önünde, kendilerinden habersiz bir pohpohlayıcı güruhla gezerlerdi. Gülüşleri saklı, ağlamaları uzak oldu bana.

     

    Ben bizim apartmanın kapıcısı Hüseyin Usta’yı sevdim. Elli yaşının üstünde olmasına rağmen, asansöre binmez, merdivenleri çıka çıka her istenileni dağıtırdı, tüm dairelere. Bazen lâfa tutardım onu:

     

    ‘Bey derdi, anladım, sende benim gibi konuşmayı seviyorsun, söz geleceğim bir gün oturmaya.’

     

    Karısı iki yıl önce ölmüştü. Yalnız yaşıyordu. Baksanız hâlâ tatlı, ince ve nazikti. Birinin ölümü, hele de, bu en yakınınızdaki ise, küstürürdü hayata sizi. İnsan ne yaptığını bilmeden yaşardı. Bilmeden yemek yer, bilmeden dolaşır, bilmeden uyurdu. Zaman yürekte açılan yaraları kapatmakta yüzyıllardır ustaydı ama, o zamanı kim yaratmıştı!

     

    Bir keresinde kaybolmuştu ortadan. Telaşlanmıştık. Yaptığı şey değil ya! Haber de vermemişti. Geri döndüğünde güzel, minicik biz kız çocuğu vardı yanında.

     

    ‘Hayırdır demiştim.’

     

    ‘Hayır olsun bey demişti, bizim köyden, sahipsizin teki, aldım getirdim.’

     

    Ne sorulabilirdi başka? Hiç.

     

    Adı Aysel’di kızın. Bazı sabahlar o çalardı, kapının zilini. Ekmeği ve gazetemi uzatır, yüzüme bakmazdı. Yanakları hep al al olurdu. Sonra sonra konuşmaya başlamıştı.

     

    ‘Günaydın.. Bey…’

     

    Günaydın derdim, bugün nasılsın bakalım? Küçük bir iyiyim çıkardı, kırmızı dudaklarından. Gözlerini kısar, öyle bakardı. Yaşanılamayan bir çocuk bakışıyla.

     

    Bir gün, bir hafta sonu bana gelmişlerdi, Hüseyin Usta’yla beraber. Çay demlemiştim. Börek getirmişlerdi.

     

    ‘Ehh…! Hüseyin Usta demiştim, neler varmış sende?’

     

    ‘Yok beyim, ben değil Aysel kız yaptı, misafirliğe boş gidilmez deyip, sabah beri uğraştı.’

     

    Uzun uzun konuşmuştuk. Ağustos sıcağı yakıcıydı. Gündüzleri oturulmuyor, geceleri pencere açık bırakılmadan yatılamıyordu. Pencereden giren, iri sivri sineklerle sabahı ediyordum, yorgun.

     

    ‘Okula gidiyor mu diye sormuştum? Bana bakmıştı Aysel, içindeki dünyadan bir bakıştı bu. Masum ve tertemiz.’

     

    ‘Kaldığı yerden devam edecek, gidebildiği kadar.’

     

    Aysel bu sırada saçlarıyla oynuyordu. Küçükken sevindiğim de ben de saçlarımla oynardım. Aynı duyguyu şimdi o yaşıyor olmalıydı. Giderlerken dönüp dönüp bana bakmıştı.

     

    ‘Helâl olsun Hüseyin Usta’ya. Daha büyük sevmiştim onu. Çalışıyordu, didiniyordu, kopmuyordu hayattan. Ölümler yaşamıştı. Anlattığına göre çocuğu da olmamıştı. –Şimdi vardı.- Bir kere olsun mırıldandığını da duymamıştım, ne olursa olsun. Olanı kabul etmişti.’

     

    Küçük insanları sevdim ben. Onların büyük dünyalarına, onlardan habersiz girdim. Hepsinde onlardan biri oldum. Yalansız bir dünyada yaşıyor olmalıydılar çünkü. Zorla yaşatılanlardı. İstemedim. Korktum da biraz. Her yaşam bir diğerine gidiyordu. O bir başkasına. Anladım, yolculuğa gelmiştim bu hayata. Uzun, çok uzun bir yolculuğa.

     

     

                                        

                                                                            ONUR ERYILMAZ

     

     

     

     

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Devamını oku...

Temmuzda Yananlara Dair PDF Yazdır E-posta
Yazar lojbat   
Wednesday, 01 July 2009

 

 

 

 

Şairdim
Yıldırımlarla beslenen
Gazeldim
Torosdan Anda yankılanan
Onbin yıllık nağme
Özümdü.
Kanatlarında şahinlerin
Genç
Sıkı
Diri
Öfkeli
Mümin
Devrim kılavuzları, haritalar, manifestolar, grev çadırları, havaya sıkılan yumruklar, güneşe uzanan halayların sonsuzluğu
Aşklara bela
Tarihe gömülmüş apışarası kimsesizliklerine
Kıpti yalnızlıklara ve eleme ve mecnun duyarlılıklara yağardım
Tiril tiril
Filinta sıcaklığı ile
Tetikler ne kadar sevecendi
Namlular

Artık Allah müflis
Nicedir göndermiyor artık yıldırımlarını
İsa:
Sütten kesilmiş, sıska kollarında aç, kederli
Gelmeyecek artık belli
Devrim:
Wall streetin müzmin ayısı
Sivas:
payitaht olmuş cehenneme

Özüm:

Anamın son reglindeki salya sümük irin tortusu
İtler :
bile yemiyor artık


Gördün.



Hayri Ger - 1 temmuz 2009 aydın

 

 

Favori olarak ekle (23) | Görüntüleme sayısı: 423

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. 01-07-2009 11:17
Eyvallah Ağabey, onurlandırdın.
Yazan turker (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 376
Ezkizler: 1065
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1051356
24032008 043.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com