|
Ruhumun, kırık kaldırım taşları arasında, özene bezene kimsesizliğimle kafa tutarken, sittin senenin izlerini taşıyan yaslarım, neden yine tepeme tünüyorsunuz?
Rüzgârın hissiz hali derin bir ürpertiyle yalarken uykusuzluğumu, arkası okunmayan ve dile gelemeyen sözcükler, yapışıp kalıyor gecenin boğazına…
Ayın şavkı vururken bir kahırla sessizliği; okşuyorum, içerimde soluksuz kalan ve nağme nağme bağıran elemlerimi…
Devir tamamlanıyor işte…
Taş köprünün tam orta yerinde, hislerimi görüyorum. İç çekişlerim, içe kanamalarım, içten çıkamayışlarım, teker teker hasar almış bedenleriyle gayyaya yakın bir boğazdan geçiyorlar.
Belli değil, berzahtaki bekleme vakti…
Akreple yelkovan bir tek burada koyun koyuna yatamıyor. Özlem dolu bakışlarla birbirlerini dikizleyemezken, görmezden gelme zorunluluğunun sancısıyla can çekişiyorlar. Zinhar, kaçamak vakitleri ele vermemek adına suspuslar. Zemheri ise, bir köşede unutulmanın ara evresinde kırılgan ve huysuz…
Kandiller yanıyor.
Elleri kınalı, bir çocuk koşuşturuyor iki âlem arasında. Elinde miladını çoktan doldurmuş hüzünlere âşık meftun bir flüt; tek emeli sevinçlerini kış uykusundan uyandırıp, ruhunun ışıldayan köşelerine, zebun olmayan ve kahkahalarla mutluluğu çeken masal bezirgânlarını davet etmek…
Yavaş yavaş açılıyor perde…
Heybetli düşlerim, kehribar yarenlerini alıp heybesine ağır ağır miraca çıkarken, hiçbir korkuya meal vermiyor.
Gerçeklerin savruk kırbacına, evvelinde çok kafa tutmuş, faillerini ise teker teker sıyırırken kabuğundan, hayallerine kimse el uzatamıyor.
Ruhumu, aldanışlar ve tükenişlerle zarara uğratan, dönüş yollarında ayağıma çelme takan bütün ferahlamamış duygularıma, bir çukur kazmak istiyorum.
Toprak, salladığım her kürek darbesinde, sanki ayaklarımın altından kayıyor.
Tükenişleri, kırıklıkları ve kafa tutan soytarı edepsiz ân’ları defnetmeme karşı çıkıyor.
Ellerim terliyor, kıyasıya bir mücadeleye girerken, bilcümle mahlûkat ve börtü böceği yardımına çağırırken, derin derin içine çekiyor ve üzerine bulaşan haşerelerin bıraktığı kesif kokusuyla, pes etmemi istiyor.
Açmaya çalıştığım çukura ağzı kilitli sefil sandığı atmama izin vermiyor. Hâlâ yalan, yanlış vaatler veriyor küreğe; yüzünde fettan bir gülümsemeyle…
Pes ediyor ellerim.
Aldanışlar, iç kıyımlar kambur olmuş sırtımda; halen zevk-i sefa sürüyorlar.
Bir yağmur düşüyor kirpiklerime, işte o an anlıyorum. Bütün soysuz vakitlerin geceye peşkeş çektiğini…
Karanlık zifir çökünce; çarnaçar halimin, imbiklerden boşaldığını görüyorum.
Virana düşen kederlerimin üzerine çullanmasın diye, gecenin dört başını bağlamak istiyorum.
Böylesine kavrulan duygularımın, ne ya da kimin için ölüp dirildiğini bilmeden, hislerimin gölgesinde iz sürüyorum.
Uzun semra bir yol, sağlı sollu iğde ağaçları, yapraklarına zühre düşmüş, şakaklarında beyhude bir boşluğa iliştirdiğim yalnızlığımı görüyorum.
Hiç itirazsız oradan oraya savrulan özlemlerim, tutkuyla dokunmuş yırtık pırtık bir kisveyle beni bekliyor.
Ayaklarımın altında çıtırdayan okunup üflenmiş başına buyruk korkularıma, sessiz bir ahh gönderiyorum.
Birden zaman kırılıyor.
Bir ses baştan sona yarıyor, sona ulaşma çabasında yol aldığım gecenin; kâh durgun, kâh tekinsiz namert vakitlerini…
Diz çöküyor iğde ağaçları, hislerim akla zarar düşüncelerin içine savruluyor.
Yüreğimin, zincirlenmiş kapısı ardına bağladığım, mucizelere inanmayan sevinçlerim, çekingen bir edayla taş kesiliyor, uzaklardan gelen ezgide kayboluyor.
Sırılsıklamım.
Yağıyor, bir ses…
Paslanmış yitirilişlerim üzerine…
Toparlanıyorum.
Yol ayrımına gelince, cüsseli yalnızlığım üzerinde, ölümsüz bir nefesin solumasını hissediyorum.
Sırtımı sıvazlıyor, tek tek defnetmek istediğim acılarım üzerine özenle dokunuyor.
Ahvali; isli bütün yaşanmışlıklarıma çarpa çarpa ilerlerken, bu keşmekeş den güç bela kurtulan düşlerime de alıp yanıma, o sesin gölgesi oluyorum.
Tanrılar, görünüyor ufukta…
Bir isim arıyor, melekler…
Bir cisim olma telaşında.
Nevri dönüyor vakitlerin, soluksuz bir rüzgâr iştahla yalarken, gözaltına alınan düşlerimin kabrini, alaturka ilahiler söylüyor; Münker ve Nekir...
Büyük, kocaman bir hortum içinde savrulup duruyorum.
Bir sesin gölgesinde suret olurken, bütün ölgün vakitleri alıp gidiyor benden…
Döne döne düşüyor, aşka geliyor.
Başka bir âlemde can buluyor.
Yitirilişlerim, aldanışlarım, içe vuruşlarım ve iç kanamalarıma,
Savruk bir yel dokunuyor;
Kendimden geçiyorum.
GAMZE ATAL…
14/06/2009
Favori olarak ekle (11) | Görüntüleme sayısı: 298
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |