olta..köprü..balık
-
Eskizler >> düz yazılar
Bugün tüm kötülüklerini üstüme salmış saatler.İnsanlar boş bir görüntü misali silikleşip netleşiyor beynimde. En çok bugün istedim ağlamayı, en çok bugün istedim güçlü olmayı. Sebepsiz yanıyor içim,anlamsız. Aynadaki yüzümde bir tek mimik bile göremedim. Ne hissettiğimi bilmiyorum, ya da ne yaptığımı. Bakıp gördüklerimden haberim yok. Oysa ben hayaller beslemiştim yüzüme dokunan her ışıkla. Gidiyorlar sanki şimdi,uzaklaşıyorlar. Hatam ne peki? İnanmak mı? Bağlı kaldığım inançlarım, nasıl ihanet ettiniz bana? En yakınlarım, çok acıttınız bugün beni. Tanrım artık sana da mı inanmasam?
Nefes alışlarım... İçim dar geliyor. Kim engelliyor yaşam kaynağımı? Bugün benim günüm değil. Bugün acıların toplantısı var. Sorular... Bugün soruların günü. Cevapları yok gibi sanki artık. Hiç azalmıyorlar. Büyüyorlar... Büyüyorlar... Bugün ölüm günüm.
Hava yağmurlu. Yüzüme çarpan her damla ruhumu teğet geçiyor ama derim süzülüyor sanki. Ruhum savunmasız, kalbim savunmasız. Her parçamla toprağa karışmak istiyorum ben. zarar görmeden,nazikçe. Bugün tanrıya yalvarışlarım peşin.
Devamını oku... -
Eskizler >> şiirler
tüm nesneler inceliyor, uzuyor boyları
Devamını oku... -
Eskizler >> düz yazılar
TEZER ÖZLÜ’YE MEKTUPLAR 3
SAHNE…
Tüm zamanları yaşadık Tezer. Tüm acıları, kaygıları, korkuları, basit bir aşk filmini izler gibi seyrettik. Yüreğimizde sevgiye, sevgilere, sevinçlere yer kalmadı. Ne hazin! Biliyorsun öyle değil mi? Sahneye konan oyun aynı, seyredenlerden kimi yaşlandı, kimi öldü, kimi kendini yitirdi, kimileri de yeni yeni seyretmeye başladı bu oyunu; en başından. Ben kaçtım Tezer. Bir gece, üstüne sis çökmüş tren garından dolaşan soğuk bir trenin, sigara kokan kompartımanıyla. Arkama bakmadan. Yüreğim sıkışıyordu son günlerde. İşverenim halimden kaygılanmış olacak:
‘Bu hafta dinlenin demişti, kaç raporu yanlış yerlere girdiniz diyerek.’
Canı cehennemeydi o rakamlarla dolu raporlarının, raporları oluşturan satışlarının, satışlarını legal anlamda yaptığını gösteren faturalarının… Tüm oluşumların hepsi bir an önce bitmeli ve çıkmalıydı hayatımdan. İşte kaçışım böyle başladı Tezer. İki gün daha evimde kaldım, evimde. Düşünmeye çalıştım. Dinlenip yeniden masama dönmek, çalan telefonlara şirketin prensibi gereği nazikçe cevaplamak, müdürün önünde ceketin düğmesini iliklemek, saygıyla dinlemek, istenilenleri yapmak… Bıraktım en sonunda. Sabahları traş olmayı. Saçlarımı sağdan sola yatırıp taramayı da. Kravatımı bir daha bağlamamak üzere çözdüm, lazım olur diye oturduğum apartmanın kapıcısına verdim, giydiğim, yıllardır üstümde eskiyen siyah takımı da. Kel kafalı, pörtlek gözlü adamın içten yaşadığı sevinci görmeliydin, koşa koşa inmişti, dik merdivenleri. Belki de ilk kez yüksünmeden. Tüm kitaplarımı da bir kütüphaneye bıraktım. Koli koli kitap kolilerini gören görevlide, kapıcının yüzünü gördüm.
‘Teklifsiz dedim, makbuz istemez.’
Eşyaları da bir bir çıkardım elden. Aldığımdan çok ucuza gittiler, ama yapabileceğim bir şey yoktu. Koltuklar, sehpa, televizyon, yatağım, motorundan geceleri horultular çıkaran buzdolabım, son iki senedir hiç yıkanmamış üç halım, mutfak eşyaları, açılması içinin doluluğundan yarım saat süren tozlu bilgisayarım, masam, ve diğerleri. Sırayla taşıdı, gelen genç hepsini. Soranlara taşınıyorum dedim. Aslında kendimi taşıyacaktım , bundan sonra sadece ve sadece kendimi. Ellerimi, bacaklarımı, iri gövdemi, bir yığın fikirle yaşayan başımı.
Bineceğim trenin beş dakika sonra 1. perondan kalkacağını duyuran anonsla, o tarafa yürüdüm. Ağır ağır. Numaramın olduğu yeri buldum. Yerleştim. Hayat benim için yeni başlıyor olmalıydı. Yüreğimin hızlı çarpmasından anlamıştım bunu. Heyecanlanınca hep böyle olurdu. Yaşamın kendi çıplaklığına gidiyordum. Yalınlığına, dikliğine, coşkusuna, düşüne gidiyordum. İşten uzak, eşyalardan uzak, kurallardan uzak… Bekle dedim, bekle, mutluluğun resmi, seni görmeye geliyorum. Sahne ardımda kalıyor, oyuncuları da.
ONUR ERYILMAZ
Devamını oku... -
Eskizler >> şiirler
içbükey coşkular,korkular bir deDevamını oku...
-
Eskizler >> şiirler
ruh serçe kuşu
okula yeni başlamış
teneffüste şaşkın
bir o tarafa bir bu tarafa koşuşuyor telaşla
yalnızlığı artıyor sevmiyor teneffüsü
kan ter içinde içi
hiç içine sığmıyor serçe kalbi
nefes alamıyor
korkusuna dar geliyor sırça göğsü
hiç içinden büyük
kafes kuşu değil zira kara kuru serçe kuşu
arpa darı ararken karda kör oluyor gözü
anlıyor ki yaza yetişmeyecek acele ömrü
hiç içine sinmiyor sabah külü
sevmiyor sırat kadar dar servinin gölgesini
bir bir açılıyor içindeki her bir kabir
kapanıyor teni
ot bitmeyen şu nankör toprak
buharlaşıp bulut olunca ürperip dolu dolu diliyor ki
karlar eriyince cesedi kaynayan derelerle
huşu içinde ruhu akacak serçe kuşu
ulaşacak deli nehre
ve oradan kurşuni sisler içre
mor lacivert leylaki
denizlere dehlizlere göllere
bir kaç yüzyıl yaşlarında çocuğun yüzü
ısırıp gövdesinden ayırıyor cam bir bilye gibi
içinde üryan rüyalar saklı serçenin kafasını
ağzında bir türkünün yalan yanlış nakaratı
yüzünde kuru dere yatakları
bakışı kopuk
koltuk altlarında ısıtıyor başsız serçe yavrusunu
yaşarsa şayet belli
iyi şair olacak çocuk !
Devamını oku...

