Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

     

     

     

    Usta bir ressamın fırça darbeleriydi,
    Resmine can veren...
    Anılarımı zihnimden çalan,
    Elindeki parlayan neşterdi...
     

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Gün ışığında refleks olarak göz kapaklarının kapanması gibi basit bir mantıksal düzen üzerine kurulu bu hayatı anlamak için fazlasıyla yeterli olan beyinlerimizi kullanmak neden çok zor?

                    Ve buradan şu sonucu çıkarıyorum; insanoğlu basitliği anlayamayacak bir zihne sahip. Öyleyse ne yapmalı? Hayatı büyük bir karmaşaya çevirerek mi yaşamak gerekiyor? Bu basitlikten bozman karmaşa mı kişinin hayata anlam yüklemesini sağlıyor? Basitliğin bir anlamı olamaz mı?

                    İlk insan nasıl yaşardı? Yaşamak için temel fiziksel ihtiyaçlarını içgüdüsel olarak yerine getirirdi. Bu basitliği olduğu gibi yaşamamışlar mıydı? Yaşam sürekli değişime uğradı ve bu basitliği karıştırmaya başladık. Hayatımızı kolaylaştırdığını düşündüğümüz gelişmelerle hayatı içinden çıkılmaz bir labirente çevirdik. Şu an ne mi yapıyoruz? Kendi ellerimizle yaptığımız labirentin içinde kaybolmuş bir halde; neden kaybolduğumuzu, ne yapmamız gerektiğini düşünmeden dönüp duruyoruz. Evet, yaptığımız şey tam olarak budur. Düz bir çizgiydi hayat, geçen her an çizgiyi düğümledik, çizgi öyle bir hâl aldı ki kimse onu tekrar eski haline getiremedi ve şimdi bu karmaşayı nasıl oluşturduğumuzu unutmuş bir halde kayboluyoruz bu karmaşamızın içinde.

                    İşte insanoğlunun yüzyıllarca yoğun uğraşlar vererek başardığı tek şey budur. Ve bu başarı tesadüfler içerse de insanoğlunun azmi, meydana getirdiği bu karmaşayı yok edebilecek derecede kuvvetlidir. Öyleyse şimdi biraz daha o basitliği anlayamayan zihinlerimizi çalıştırıp kendi ellerimizle meydana getirdiğimiz bu düzeni yok etmeliyiz.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    OTOPSİ ARTIĞI

    ÖLÜ ESVAPLI ÇOCUKLAR

    1. paslı makas

    çinko bir sen bahar sesidir söz dilimin ucunda

    kral-içe döndü boğdurttu soytarıyı

    gecenin kara kireç duvarında biriken küf

    yıldızların kör kıraç boşluğunda sarkaç

    kıpırtısızdır

    bir kadın derin uyur asılı korkularından uzak

    benden ve zamandan uzaktır

    gül kurusu tahta

    kurusu kan kurusu an

    yalandır

    otel odalarında bekleme salonlarında cam sürahilerde

    biriken adam ölüdür

    damarı dar gelmiştir kanına

    kaskatı kanın damarı terk ettiği an’dır kadın

    terk etmiştir kendini

    rahmi etten bir tabut kılmıştır cenin

    vakit tamamlanmış tersinden başlamıştır sesim

    birden bire bir belediye bandosu resmi geçer içimizden

    bir şeyler çalarak

    ölü esvabı giydirilmiş çocuklar

    suskundurlar

    2. kırık iğne

    çinko bir akrep sesidir söz dilimin ucunda acır

    at kuyruğu kamçı şiddetinde saldırırken gün üstüme

    yırtılır bir kadının ağır uykusu

    sağır bir narkozdan kıpırdanır elleri

    güneş küf yeşili saklanır bulut dilenir gökten

    unutulur yaprak dökümsüz takvimlerin sıkıntısı

    akrep yel kovalar küf çivisi zehriyle

    vakit rahme sığınır başlar ölüm en başından

    3.çürük iplik

    çinko bir sağır sessizliğidir artık söz dil ucumda tükenir

    söz kaçar dil ucumdan kalp ucuma geri döner

    geri döner zehri çekilmiş engerek utancıyla

    kaçarım kalbimin karnavalından kan revan zor çıkarım

    içimde son tören, son tren eylül

    bir çığlık, bir çığlık sonra ormana karışırım

    avucumda korkak bir dönüş bileti sakladığım gençliğimle

    boşluk rahminden kusmuştur beni de ansızın sızı

    bana yazık değil mi? bana yazık değil mi?

    böyle halsiz cansız otopsi artığı

    ucuz beyaz muşamba yalnızı

    kalbim öksüz yetimdir en çok bayram sabahından gücenir

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Edebiyat Eğleneceli Değildir!

    "kıyamet çocukları 1"

    Devamını oku...

Ak Akçeler Düştü İrem Kızın Saçlarına PDF Yazdır E-posta
Yazar atamankale .   
Wednesday, 17 June 2009

Ak Akçeler Düştü İrem Kızın Saçlarına

- İstiyor musun?
- He, istiyorum.

Ak Akçeler Düştü İrem Kızın Saçlarına

- İstiyor musun?
- He, istiyorum.
Durdu Zeynel, uzaktaki bulutlara düştü kara gözleri. Bulutlarda sessizce kıpraştı gözlerinin bebekleri.. Damlalar ağırlaştı, tutunamaz oldular. Salınıp bir bir İrem kızın saçlarının kınasına kondular. Kınalar ıslandı, uslanmadı yare değen bakışlar;
- Seviyor musun? dediler İrem’e.
- He, seviyorum.
- Çok mu? dediler.
- Çok.

Kayalık Tepesi’nde, onca kaya arasından bir tek ikisini sığdıracak o kayayı seçtiler. Konuşmadan oturdu İrem’le Zeynel’in kokusu üzerlerine. Üşüdüler rüzgârın kulaklarına çaldığı haberden. Zeynel gün karası vücudunu sardı İrem’in üşümüşlüğüne;
- Biliyor musun? diye laf attı İrem kayaların ıssızlığına. Sen küçükken de sarar sarmalardın beni. Zeynel o zamandan bu yana yüreğinde taşıdığı sevgisinden hiç yüksünmemiştiki. Hiç ses etmeden sevmişti İrem’i babaların çaldığı karalara rağmen. Karalar yere aktılar. Eli alnına gitti. Alnı kendini ele yasladı. El, alemle bir olup “vazgeç” demişti bu kızdan. “Vazgeç. “ Ne bilirdi ki elalem sevdayı;
- Bilmezler, dedi İrem.
- Sevda sensin, dedi Zeynel.
- Sen sevdamsın, dedi İremkızın kınaları.

Onların sevdası tüm Zeyneller’in sevdalarından daha güzeldi. “Nazar değdireceksiniz bana” dedi sevda. Yürekte huzursuzluk kıpraştı. Sevdaya köyün ileri gelenleri değdi. İrem, eline değdirerek kahve tepsisini;
-Varmam, diye fısıldadı annesinin ak gün görmemiş saçlarının aklarına. Annesi kahveleri gelenlere itti. Karardı kahveler, acıdılar kaplarında. Acıyla baktılar İrem’in gözlerine. Telve telve ahlar yola çıkıp, haberler ilettiler Zeynel’in bahçelerine. Vurdu Zeynel çapayı fidanın dibine, fidan güllerini serpti dibine. Güller toplayıp bir bir yaşlarını İrem’in ellerinin kınasına serpildi.
- Varmam
- ...
- Varmam diyorum ana.
- ...
- Sevdalıyım Zeynel’e. Yüreğim yürekliğini yitirir başka ellerde. Ferim gider, İremliğim solar ana. Ne dediyse kâr etmedi ana yüreğinin baba yüreği altında ezilmişliğine. Esaret başkaldıramadı kadınlığın öne eğilmişliğine, tekrar eğip başını yüzyılların alışılmışlığına elpençe divana vardı. Zincirler yürüdüler, halka halka olup parmaklara geçtiler. “Söz versin İrem Bilal’in ak akçelerine” dediler.

Söz verdi İrem, Zeynel’ine. Yeminler ettirdi yüreğine “ Olmayacaksın Bilal’in” diye. Zeynel dellendi çaresizliğinin suskunluğuna. Çapayı daha bir sıkı vurdu gül fidanının toprağına. Toprak ses etmedi. Usulca açtı içinin solucanlarını. Çapa solucanı ikiye böldü. Genler “ölme” dediler solucana, “yarım yaşa.” Zeynel’i terk etti alnında biriken terler nasıra olan sevdaları yüzünden. Zeynel çapaladıkça gül dibini nasır büyüdü, katılaştı, can acıttı.El kalktıkça havaya ter nasıra karıştı. Elin emeği İrem kızın ak akçelerine ulaşamadı.

Davulun sesi uzaktan hoş gelmedi kulağa. İrem’in gelin telini de alarak yanına vurdu nasıra. Canı yandı sevdanın. Karşı duramadı gülün dipleri davulun sesine. Gelin telleri gülün diplerine dolandı. Zeynel uzatıp başını irem’in sevdasından;
- Hadi, dedi. Gel.

İrem duvağını sedire bıraktı. Sedir, "al duvağını.” dedi, İrem'in gözlerine. Gözler, Zeynel’e gitti. Düğün evi önünde huysuzlandı at; kişneyerek gelinini istedi. Tüm köprülere haber iletildi. İrem gelin oralardan geçirilmeyecekti. Kapattı yolları Rüstem Emminin kuşağındaki karagünlü ak akçeler.

- İstiyor musun? dedi Zeynel İrem’in beyazlarına.
- İstiyorum, dedi beyazlar uçuşarak kayaların arasındaki kuytulara. Şahit oldu kayalar gün karası sevdanın gelin tellerine dolanışına. Yemin etti kayalar sonsuza dek susacaklarına. Taş oldu dilleri. Kovdular bulutlara tüneyen kargaları. Kargalar kızdılar bu işe; varıp haber ettiler Bilal’e. Bilal’in eline yapıştı tüfek, ağız ağıza verdi mermiler. Yola düşüp vardılar kayalıklara. Tuttu Zeynel İrem’in elinin kınasını. Sevda dimdik durdu Bilal’in saçlarının karasına karşı. Saçlar İrem’e kaçıştı. İrem kız ardını döndü. Durdu kayalar. Durdu sevdalar. Pişman oldu kargalar. Bulutlar kıpraştı bilindik sonlara. Sevdalar rüzgâra durdu. Rüzgâr bir oldu sevdasıyla İrem’le Zeynel’in yüreğini alıp avuçlarına kayalıklardan aşağıya vurdu. Uçtular elele, elin kınası gül dibine durdu.

Attı tüfeği Bilâl, sevdasını saçlarının karasına dolayıp “İrem” dedi; ah etti içi. Ah etti ak akçelerinin hüküm edemeyen kara günleri. O günden sonra gül dipleri alıp Zeynel’le İrem’in sevdasını, al bir kurdela olup gelinlerin beline dolandı. Kayalıklar yüzyıllarca sustu.


atamankale
otuzmayısbindokuzankara
onbirsıfırsekiz


Favori olarak ekle (10) | Görüntüleme sayısı: 249

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. 02-07-2009 12:01
:)) minnaa...  
 
Yarım asırlık hüzünler depelenip duruyor yine... 
 
 
Sevgiyle...
Yazan gamze_atal (Kayıtlı)
2. 02-07-2009 12:03
Anaam yayınlanmasından umudumu kestiğim bir yazı idi bu. Gamzem teşekkür ederim.
Yazan minna (Kayıtlı)
3. 02-07-2009 12:06
Öyle işte.
Yazan minna (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1009
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 909183

Liman

028.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com