| kızıl yeleli deniz |
|
|
|
| Yazar ibrahim kabahaliloğlu | ||||
| Saturday, 13 June 2009 | ||||
|
...artık ihtiyaç duymuyorum sana da Ağaçların altından atıyorum bu sözlerimi Öyle bir dünya kurdum ki kendime Ulaşamıyor hiçbir fani bana Beynim uyuşuyor bu ferahlıkta...
Kızıl Yeleli Deniz Çok şey mi istedim senden Ey! Kızıl yeleli deniz? Ne çıkmak istedim üstüne, Ne bir şeyler çalmak içinden. Al götür beni ulaşabildiğin ıssız kıyılara. Bedenim olmasa da Savurduğun rüzgarlarla, al götür ruhumu! Zor mu bunu yapmak Senin gibi asil bir varlığa? Bak kıyına; Eriyorum şimdi yıktığın kumların altında. Dökülen her parçamı, Alıp götürüyorsun bilmediğim mekanlara. Baksana; Bedenim hala yanında. Ne dokunabiliyorum sana Ne de kavuşuyor ruhum üzerinde ki dumanlara. Gece olunca Ay’ı sarıyorsun kollarınla Bense ona bakıp aldanıyorum, gözümü kapatınca Kıyıya vuruşunla hissettirdiğin mutluluğa. Gün doğduğunda anlıyorum her seferinde! Ne çiçek açtı ağaçlar, Ne kuşlar ötüştü aşk şarkılarıyla dallarda. İki kara göz gösterdi bunları bana yalnızca. Yalnız ruhum kapılmışken dalgalarına Hep ulaşmaya çalıştım karşı kıyılardaki ışıklara Sende biliyorsun ne için uğraştığımı. Ben bıktım artık kapalı gözlere bakmaktan! Bıktım artık aynada kendi benliğime bağırmaktan! Acılar içinde kavrulmaktan! Çok mu istedim koca deniz? Çok mu bunu yapmak sana! Kollarını savursan yetecek bana Ben ulaşırım zaten onlara. Bıktım artık acılara dolanmaktan, Mutluluk benimde anlıma yazılmalı bir gün Bir gün olmasa başka bir gün… Ama her gece aynı şeyi yapmak Nasıl bir duygu bilir misin sen!... Bilirsin elbet değimli Neden dövüyorsun karaları sürekli. Şimdi anlayabiliyorum seni İşte bunun için alıp götürmüyorsun beni Zamana direnmek sebepsiz! İçip içip tüketmek bedeni Olanaksız olanlara haykırmak anlamsız. Ama sende anladım bunu Ne kadar vursan da kıyılara Tüketemiyorsun onu asla. Bende bunu yapıyorum aslında Tam bir ayın altında Sana yalvarıyorum yalnızca Bitinceye kadar mürekkebim Gider bu düşüncelerim. Ama yılmayacağım, senin yaptığın gibi… Büyük başarı! Parçaladın onlarca kayayı Bu koca ömründe Hep aynı şeyi yaptın… Zamana küfretmek anlamsız Ömrümü değiştiremeyeceğim nasılsa, Yanında ağlayacağım her seferinde. Senden öğrendim bunu yapmayı Sensiz yaşayamıyorum nasılsa Yanında alışmalıyım bende bu hayata. Hey gidi koca deniz Beni de kendine benzettin sonunda Üzerinde gezinen martılar gibi Ruhuma dokundu bakışlarda benim İçime çektim her bakışı Tatlarını almaya çalıştım Fazlasını yapamadım asla Sadece ruhumu rahatlattım. Ne yaptığımı bilirsin sen, Sahiline atılmış şişeleri topladım Senin kucağında ayaklarımı ıslattım Ama asla fazlasını yapmadım. Sevgili deniz; Her sustuğumda başka şeyler geliyor aklıma Nasıl taşıyorsun tonlarca ağırlıktaki gemileri sırtında Bende öyle taşıyabilecek miyim bu hayatı ruhumda? Zamanla fark ediyorum Ay yardımına koştu senin Peki bana kim kucak açan? Ağırlığımı taşıyamazken daha ben Nereye kadar götürebilirim bu bedeni? Direnmemin amacı ne Söyler misin usulca dinleyen bedenime! Ölümün gelişini beklemeliyim, Yoksa bedenimin tükenişini mi? Başka seçeneğim yok aslında… Sana bakıp hayaller kurdum hep. Eşsiz hayaller belki Beklide herkesin aklında uçuşan basit şeyler Olsun ama ne önemi var Ben bu dünyadaysam bir başıma Aklımda dolaşanları sorgulamakta yersiz. Düşünüyorum da sen ne gördün bana bakınca Bir şeyler canlandı mı senin aklında Tenindeki balıklara aldırış etmeden Bakabildin mi bana, Gözlerinin ardından, Yalnız ruhunla? Soruyorum, çünkü ben senleyken uçuyorum Boğazın uçsuz bucaksız dalgalarında Ay yol gösteriyor belki dalgalarına Ama ben aldırmıyorum ona asla Çünkü o ruhumu acıtıyor her defasında Ne zaman sorsam ona Boş ver diyor etrafında olanları Bak bana ve aldırma hayata dokunanları. Ama yapamıyorum ki ben böyle Soğukta üşümeyeceksem Ne önemi var üzülmenin, acılara Sırf bunun için gitmiyorum onun yoluna Çünkü müziğin yolu hayat veriyor benim ruhuma. Hani ben yaptım demiştim ya. Aslında ben yapmadım hiç bir şeyi! Ne rüzgarları estirdim tenime Ne dalgaları çarptırdım ellerime Hep boştu ellerim Dolduğunda yalnızca şarap tutardı parmaklarım Gözlerim yalnızca kızıllığa baktı Dolmadım başka bir tene asla. Burnumda dolaşanlar Sadece şarap kokusuydu Deniz yosunlarına bulanmış. Üşüdü tenim siper olduğundan rüzgarlara Dışarıdan gelen seslere aldırmadı kulaklarım Ben yalnızca şarabımı yudumlarım. Elimin karanlığında gölgelere daldım Gitarın sesinden yalnızlıklara baktım. Sen dalgalarınla oynadın bu zamanlarda Yaptığım gemileri aldın ruhuna Onları yüzdürdün teninin sarhoşluğuyla Bense hep şarabımı yudumladım. Aslında ben hiçbir şey yapmadım… Bir nefes aldım sigaramdan Boş laflar fısıldadım Etraftan gelen seslerle oyaladım kendimi Kalemimin akıcılığında buldum kendimi yine Dökülen küllerimi temizledim Çalmayan telefonumum sesini bekledim Etrafta toplanan gözleri dikizledim Hiçbir şeyi ben yapmadım aslında. Her gece söylediğim yerde bekledim, Korkularımıza direndim Ne derler diye düşünsem de Aldırış etmedim söylenen sözlere. Çimenleri çiğnedim Şişemi diktim Gözlerini düşledim Ama hiçbir şeye aldırış etmedim… Görüyorum çiçek açmadı ağaçlar Ama onların hayalini kokladım bu anlarda Yüzüme dolan gülüşümle neşelendim. Alıp götürmedin beni hiçbir seferinde. Ben yapmadım hiçbir şeyi… Ben şarabımı yudumladım Sigaramı dumanladım Ellerimi kokladım nefesinle Şarkılarını dinledim her seferinde… Yırtılan takvim yapraklarıydım çünkü ben Arkası okunmadan sokağa atılan. Ayıp olmasın diye birisi kaldıracak diye Bekledim hep ağaçların altında Sen zaman ayırmasan da bana Benim tüm zamanlarım senin Kalemimin gölgesi sana işlesin Bu yüzden dua ettim Bu yüzden içtim Düşmemek için Midemi doldurdum boş laflarla Unutmamak için senin sözlerini, Senin gözlerine bakmak için, Dindirdim her gece sesimi. Çakmağımı her yakışımda, Sigaramın biteceğini düşündüm. Saklamak için senin aşkını bir tarafımda Aptalca hikayeler uydurdum, Sarı saçlı tenlere dokundum, Çıkmaman için ruhumun en kuytusundan, Ağlayamasam da, ruhumu dumanla doldurdum Belki birkaç damla düşerde Ruhum aldanır bu olanlara diye Ben hep ağaçların altında oturdum O geceden bu yana… Bir çalının altında doğdu bağımız, Şimdi kesilmiş olsa da. Her gece o banka dokundum, Arasına sıkıştırdığım fısıltılara bölündüm Her dokunuşumda biraz daha yok oldu ruhum. Binlerce insan geçti şimdi önümden Ama bilmiyorum hiçbirinin hikayesini Zaten kim biliyor ki benim ne bildiğimi Kim biliyor ki benim zihnimi zehirleyenleri. Ne yaptıysam bir türlü tüketemedim- Bu bildiklerimi… İkiye bölünmüş bir ışığım ben Ne bildiğimi bilmeyen Neye alıştığımı kestiremeyen. Bitiremedim zaten aklımdan geçenleri, Tellere dolanmış düşüncelerimi bitiremedim Her gece, her an Yeni bir bilinmeyene bulandım. Etrafta olanlara bir türlü aldırış edemedim Dokunduğundan beri tenim senin ruhuna Ben asla kendi benliğimi bilemedim Sebebi bu işte Demedim mi sana deniz! Bedenim zaten kalacak burada Onu bende biliyorum Al götür ruhumu diye demedim mi sana! Sende biliyorsun ruhumun acizliğini Biliyorsun kalbime hükmedemediğimi. Ufacık bir esinti bile ona dokunan Çekip alıyor onu yanımızdan. Bu yüzden yanında değilim hiçbir an! Dağlara dalıyorum senin umursamazlığından Bıktım kendimden korkarak yol almaktan! Bir kez olsun bana acısan… Bekleyecek misin bedenim tükenene kadar? Ne çıkar ki böyle yaptıktan sonra. Acıyorum kendime ki sende biraz olsun buna baksan Kendi kendine bunun sebebini sorsan… Ama ne çare Hep ders vermeye çalışıyorsun bu bedene, Karşı koyamayacağı şeyler çıkarmak karşısına Bu da senin marifetin. Senle konuşuyorum çünkü Bilirsin sen beni, Neden çekinip neden çekinmediğimi. Böyle konular duymak ağır geliyor işte bana Bir kez olsun ağlayamıyorum da. Beş kuruş param var Harcıyorum onu da senin bu tavırların karşısında… Biliyorum ben Hep söyledim zaten Çiçek açmadı ki ağaçlar! Karanlık görmek için etrafı İşte bundan takıyorum gözüme kara camları Bedenim alıştı artık atıklarla doymaya Kulaklarım tıkıyorlar kendilerini Böyle sözler duyduklarında Ama diyorum ya; Ruhum karşı koyamıyor İçimi titreten böyle kokular duymaya. Bir sabah olsun neden uyandığım gibi Bakamıyorum etrafa, Düşünmediğim anlar neden uzun sürmüyor asla! Irmaklar besliyorlar seni, Bulutların kararıyor Ve ruhuma doluyorlar, Peki kim beni yokluğumdan alı koyan Neden uzun sürmüyor karanlık akşamlar… Göremediğimde hiçbir şeyi, Ne güzel halbuki. Ben karartmıştım oysa kalbimi, Ama ne zaman açsam ruhumu sana Bir bilinmezliğe yolladın beni her defasında. Bak işte; Bilinçsizce koşuyorum yine bilmediklerimin ardında. Kaybolacak birazdan güneş Ve yelelerinle vedalaşacaksın sende Peki acı veriyor mu bu sana? Düşünüyorsundur elbet gecenin geleceği anlarda Etrafa saçtığın güzelliğin sona ereceğini. Ama şunu bil ki benim gibi birisini bulamazsın Her an senin görünümünle sarhoş olan! Zamanında sen değimliydin dağları kaplayan… Farkındayım her şeyde var senin bir parçan. Nesin sen peki? Sen misin bizi yaratan, Bilir misin neden sana hasret hep bedenler… Bence böyle belki de Çünkü ben yaşamadım hiç Senin olmadığın bir yerde. Aşk denilen bir şey var birde Ne olduğunu hala çözemesem de. Ruhla beden bu şekilde mi birleşiyorlar sence? Bulutlar sana aşkından mı dökülüyorlar üzerine, Yada güneş Aşkından mı gösteriyor en güzel halini senle, Geceleriyse ay vuruyor üzerine En çekici haliyle… Bizse bunu seyrediyoruz sadece. Bilmesem de kendimi Bir bedende bulmak benliği Mümkün mü sence? Kontrol edemediğim anlarda Kaybediyorum kendimi İşte bu bitiriyor beni Kırasım geliyor kafamı Ama bir çare bulamıyorum buna. Ben ne yapacağımı bilmiyorum deniz, Bir kez yardım etsen ne çıkar bana! Ağlamak için sıkıyorum kendimi Ama beceremiyorum bunu da asla. Sen nasıl temizliyorsun kendini, Dalgaların yok ediyor içinde ki bilinmezleri… Peki ben ne yapacağım Düştüğüm bu anda yolumu bulmak için? Aptalca dolaşıyorum beni bilmeyen mekanlarda Sana da ulaşamıyorum ki bu durumda Oysa iki el yaslanmıştı daha dün bana Sarmıştım onu, en derinlerdeki ruhumla. Acizliğim bundan işte Karşı koyamıyorum böyle durumlarda ruhuma Deniz!!! Lütfen yardım et bana, “Bir el at” çıkarayım ruhumu gün ışığına. Artık ihtiyaç duymuyorum sana da Ağaçların altından atıyorum bu sözlerimi Öyle bir dünya kurdum ki kendime Ulaşamıyor hiçbir fani bana Beynim uyuşuyor bu ferahlıkta. Anlamak için uğraşmak anlamsız beni, Bunu anlıyorum hala, Uzandım toprağa Bakıyorum kuşların olmadığı bu ağaca, Ne düşlüyorsam Yıllardır bu şarkılar eşlik ettiler bana Mekanlar değişse de Sesler hala aynı yankılanıyor kulaklarımda… Dallardan yükseliyor dumanlar Ve kimse görmüyor beni Bu dumanlar saklıyor bedenimi Ve kalbimin olmadığını düşünüyor Ellerimin uzandığı bedenler. Oysa ki! Ulaşamadığım bedenlerden geliyor Bu kelimeler. Zamanın da ötesinden beri Bedenler hep aynı şeyden acı çekiyor Çünkü onlar sokuyor tenleri Ve bedenler yalnız ölmeye özlemli! Düşüncesiz beyinlerden olacak Bir çoğu anlamıyor bu tenin özlemini Halbuki yaradılışın sebebi o kadar belli ki, Yaratan’a ulaşmak için bu kadar acı neden! Ölümü beklemek sadece Kavuşmak için yeterli bir neden. Ama zamanın esiri ettiğimizden kendimizi Kavuşturuyoruz bacaklarımızı Ve ağlatıyoruz yalan bakışlarımızı Bize acıyacak yaşamlara… Fakat O! Yukarılardan gözlüyor Bakışlarımızdaki saflığı… Yaptığım hiçbir şey acıyla alakalı değil Bende herkes gibi Basitçe harcıyorum zamanımı İşte bu yüzden karışıyor düşüncelerim Ve mantıklı bir bütün oluşturmuyor Asla yazdıklarım. Uzanıp ağaçların altına, Olmayan kuşları seyrediyorum bu yüzden. Üzgün oluşumu soranlar Her zaman yanıldılar, Çünkü iyilik soruşlarda saklı değil Bedenin ihtiyaçlarını karşılamakla da olmuyor, İçip içip beyni satmakla da düşünülmüyor. Akıntıya kaptırmalı tenleri Ruhlar bu sayede kavuşacaklar İstedikleri yerlere… Acılar karart ki içinde Yüz verme hiçbir güzelliğe. Sen de biliyorsun Senin için yeşermedi hiçbir ağaç. Hiç yaşanmamış acılar yaşat içinde En boğucu sesinle seslen içine Ah etme gelip gidene Aciz değilsin çünkü sen. Şarkılar bile ağlatamaz seni Üzmez seni hiçbir ses Asla mutlu olmadın sen Çünkü mutsuzsun mutluluğunda. Artık direnme içindeki mutluluk hissine Ölümler oldukça içinde Asla gülmeyeceksin Hiçbir yüze İsteğin dahilinde. Ateşin inleyişleriyle dolsun için Yan ki ölmeden Öldüğünde kavrulmasın küllerin ateşler içinde. En korkutucu sesinle seslen içine Ürksün ruhun teninin sesiyle Bu şekilde yüz vermezsin Hiçbir güzelliğe. Kara yüzleri gör bu sayede… Ama söz geçiremiyorum ki içine Hala ağlamaya dönüyorsun ruhunun sesinde. Yumruklar akıllandırmıyor seni Ama bende üzülüyorum bu haline. Biz ne yapacağız seninle? Bir delinin çocukluğunu yaşadın geçmişinde Ve hala o delinin çırpınışlarıyla Ayakta duruyorsun. Acıları tüketmekten vazgeçmeyecek O deli seni hep güldürecek Ama görülmediğinden güzelliğin Her ayna dikenler dökecek senin tenine Göz yaşların asla dökülmeyecek. Bir güzellik için özünce Döktüğün her damla İçindeki acıları yeşertecek. Sanma ki gülecek tenin Ruhunun yetiştirdiği meyvelerinle… Mecbursun sen küfredilmeye Tenin hep acılar içinde Ne kadar yakarsan da Mürekkebin asla bitmeyecek, Hep acıları dökeceksin dinleyenlere. Yeter artık desen de Tenin tükenmeyecek asla ölüşlerle… İbrahim kabahaliloğlu Favori olarak ekle (19) | Görüntüleme sayısı: 201
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






