|
Sait Faik'in Sinagrit Baba adli hikayesinden alinmis bir cumleyle baslayan ve bana getirdikleriyle devam eden oylesine bir calisma... Keyifli okumalar dilerim.
Ava çıkan kurban…
Ağdacı Melahat ömründe konuşmamış, ömrü boyunca evlenmemiş, ömrü boyunca yalnız yaşamıştır. Onun kovuğundaki zümrüt pencereden ne facialar seyretmiştir. Ağdacı Melahat ne oltalar koparmıştır… Peşinden koşturduğu halde yakalayamadığı hayata güzel bir mazerettir onlar, ya da öyle olduğunu düşünmek hoşuna gider. Konuşmamış dediysek de inanmayın; ya çok korktuğu ya da fazla cesaretli olduğu için sadece seçtikleriyle konuşur. Etrafındaki onca avcıya rağmen avlanmamayı başarmıştır o. Başarmıştır da, bunun ne kadarı zaferdir, bilinmez. Oysa hayatında bir kez olsun kurban olmak, onu acımasızca sevecek, zalim de olsa kararlı bir avcının oltasına yakalanmak isterdi. Göğüs kıllarını alırken dokunduğu erkek tenlerinin acıdan değil de zevkten titrediğini hayal ederdi bazen.
Derin derin içini çekti. Mesela biraz sonra gelecek olan şu kara yağız delikanlı… Nasıl da alem-i cihan bir şeydi yarabbi. Onu ellemek ne büyük bir zevkti.
Son on yıldır artık erkekler de gelmeye başlamıştı çalıştığı salona. Koyu gri ve hep bulutlu gökyüzüne küçük bir aralıktan ışık sızar gibi olmuştu. Kıdemli olduğu için kendine ait bir odası vardı Melahat’in. Müşterilerini orada ağırlardı. İşini severdi aslında, ama çokca canı sıkılıyordu son zamanlarda. Altmış tane dakikadan mı oluşurdu bir saat, yoksa dakikanın her biri mi altmış saat çekerdi, hesabı şaşardı bazen. Akrep yelkovanın kuyruğuna, Melahat’in gözü de duvarda kıpırtısız bir tablo gibi asılı duran saate çakılır kalırdı. Ama eğer bir sonraki randevu Tolga’nınsa, ya da Burak’ın, o zaman değmeyin keyfine olurdu. Kadınlar geldiğinde geçmeye nazlanan zaman, erkek müşterilerini beklerken kendine bir gövde bulur, canlanırdı adeta. O sırada işi görülen kadın da geçen sefer baştan savar gibi aceleyle ve bir karış suratla çalışan Melahat’in türküler çığıran haline bakar, neler olduğuna akıl sır erdiremezdi. İşini iyi yapıyordu ve eli öylesine hafifti ki, değil suratını asmak, ağda yapacağım derken onları dövse bile razıydı müşteriler. Bu, dükkan sahibinin de çok hoşuna gidiyor, Melahat’in bazen hiç çekilmez olan o meşhur kaprislerini biraz olsun katlanılır kılıyordu.
O gün de mahalleden komşusu Asude gelecekti ağdaya. Yüzünü buruşturdu. Pek sevmezdi onu. Kuzguni, gür saçları beline kadar inerdi Asude’nin ve kocaman kahverengi gözleri her an ağlayıverecekmiş gibi ıslak bakardı. Bacakları öyle uzundu ki, herkesinkinden biraz daha fazla zaman alırdı. Kıllı da bir şeydi. Gerçi annesi ‘Peynirin iyisi kıllı tulumda olur’ derdi, ama eskidenmiş o. Şimdi her şeyin kılsızı makbuldü. Baksana, erkekler bile!.. Birden aklına geliveren şeyle yüzü güldü; bir sonraki saat Ersin’indi. Yine de, ‘Sabahın bu kör saatinde, Cuma Cuma, Asude de ağdayı niye yaptırıyorsa?’ diye söylenmeden duramadı.
Saman sarısı tonunu koruyabilmek için neredeyse her hafta boyattığı saçlarını biraz daha havalandırabilmek için ıslatıp yeniden kuruttu. Aynanın karşısına geçip makyajını kontrol etti. Güzellik salonunda çalışıyor olmanın avantajlarını eline geçen her fırsatta kullanmayı severdi. Burnuyla ağzı arasında iyice belirginleşen kısa, ama derin çizgiye takıldı gözü. Daha dün orada olmadığına yemin edebilirdi. Ne arada derede olmuştu bu şimdi. Canı sıkıldı. Bir botax daha mı gerekiyordu acaba? Salona ayda bir gelen cilt uzmanı çalışanlara güzel bir indirim veriyordu ama böyle giderse tüm kazancını ona yatırmak zorunda kalabilirdi. Burnunun üzerindeki çizgileri fark edince kaşlarını çatmaktan vazgeçti. O sırada, aynanın verdiği bunca kötü haberin üzerine daha da kötüsü olabileceğini göstermek ister gibi içeri girdi Asude. Beraberinde getirdiği taptaze gençlik rüzgarı salonun her köşesine yayıldı. Ara odalara girip çıkarak baharı müjdeledi. Hep hüzünlü bakan bu pısırık kızı, nasıl olup da çekici bulduklarını hiç anlayamazdı Melahat. Onu sevinçle karşılayan insanların arasından sıyrılıp ağdacının önünde durdu genç kız.
“Merhaba Melahat Abla.”
“Aman, ne ablası be. Duyan da elli yaşındayım zannedecek.” Oysa, erken uyanan bir avcıya yakalanmış olsa Asude yaşlarında bir çocuğu olabilirdi.
Yanakları al al oldu genç kızın. Annesi yaşındaki kadına nasıl hitab edeceğini düşünüyordu herhalde. Yine de itaatle başını salladı.
“Hadi gel, bir an önce başlayalım. Senden sonra çok önemli bir müşterim var, bekletmek istemem.”
Bir yandan işini görüyor, bir yandan da Ersin’i görecek diye sızlanan zamanı keyiflendirmek için durmadan konuşuyordu Melahat.
“… Nasıl arsızlar, nasıl utanmazlar bir görsen. Hiç laf anlatamıyorum. ‘Olmaz!’ diyorum, ‘Ben sizin ablanız olacak yaştayım.’ diyorum, ama dinletemiyorum ki. ‘Sadece bir fincan kahve, ne olur!’ diye yalvar yakar oluyorlar. Hayır, hepsi de birbirinden yakışıklı, okumuş, kültürlü çocuklar. Benden ne anlıyorlar hiç bilmiyorum…” söyledikçe coşuyor, kendi sesini duydukça daha çok inanıyor ve inandıkça daha iyi hissediyordu. Sesinin tonu giderek renkleniyor, takma dişlerinin arasındaki yalancı boşluklarda bir içeri bir dışarı gezinerek danseden hava, bazı hecelerde sevinçli ıslıklar çalıyordu.
“Olgunluğumdan etkileniyorlar herhalde, yoksa ben de öyle ahım şahım sayılmam ki.” diyerek saçlarını çapkın bir baş hareketiyle yüzünden arkaya atıyor, ne kadar alçakgönüllü bir insan olduğunu açıkca ortaya koyduğuna inandığı ifadeyi taşıyan gözlerini dinleyicinin görüşüne sunuyordu.
“Bilirsin, genç erkekler kendilerinden daha genç kızlarla sadece bir tek şey için beraber olurlar.” Çok önemli bir sır veriyormuş gibi sessini kısıp ona doğru eğilmişti. Üstelik öyle korkunç bir şeydi ki bu, gözleri kocaman olmuştu Melahat’in. Genç kızın böylesi bir ihtimalden korktuğu için değil, ama ağdacı bacağında gittikçe daha yukarı tırmanıyor diye utandığından kızardığını anlayamadı.
Dışarıdaki avcıya karşı son derece savunmasız, toy müşterisine çeşitli hayat dersleri verdiği, genç erkeklerden nasıl ve neden uzak durması gerektiğine dair önemli bilgiler içeren uzun ve sağlıklı bir sohbetin ardından işi bitip de onu kapıdan uğurlarken rahat bir nefes aldı. O sırada Ersin de gelmişti işte. Eşikte Asude ile karşılaştılar ve genç adam kibarca kenar çekilerek kıza yol verdi. Asude, bulunduğu yer ve orada oluş sebebi aklına gelince zaten kıpkırmızı olmuş yanakları daha da kızaramayacağı için neredeyse sevinecekti. Bu pembe kırmızı rengin ve utangaç hallerinin ıslak gözlerine çok masum bir çekicilik verdiğinin farkında değildi. Ersin’in gözleri bir süre kızın üzerinde takılı kaldı. Bu arada onu gördüğü için sevinçle parlayan ancak geçmiş yılların gölgesinde kaldığı için pek iyi seçilemeyen öteki çift gözün önünden geçip içeri girdi.
“Kim bu güzel kız?” diye merakla sordu biricik ağdacısına.
Biraz önce Ersin’in genç bedenine değmek için sabırsızlanan Melahat’in elleri hayal kırıklığına uğramış, iki yanına sarkıp kalmıştı.
“Aşkolsun Ersin’cim, çocuk ayol o.”
“Ne çocuğu ablacığım ya, maşallahı var baksana.” Yaşına ve özellikle kendinden genç olan kadınların yaşına olan hassasiyetini bilirdi kadının, üzerine gitmedi fazla.
“Tamam, tamam, öyle olsun. Benim ne işim olur zaten böyle süt kuzularıyla. Gözleri güzelmiş de acaba lens mi diye soracaktım zaten. Başka bir amacım yoktu yani.”
Kendine söyleye söyleye iyice alıştığı yalanlardan birini daha duyunca, aşina kulaklar hemen inandı ve düşen yüz derhal kendini toparlayarak gülmeye başladı.
“Lens ha, bak ben bunu hiç düşünmemiştim. Ne akıllısın sen, ilahi…” diyerek adamın gencecik kaslarla şişkin omuz başına şakacı, küçük bir tokat attı.
Daha sonra, kendini o yalancı cennete hapsetti yine. Bütün kıllarını güzelce temizledi ve mis gibi sandal ağacı kokan nemlendirici yağlarla uzun uzun oğdu genç adamın göğsünü. Gelecek seansı beklerken yetecek kadar hayal malzemesi toplamıştı kendine. Şimdi gidip gözleri Asude’ninkiler gibi ıslak gösteren lensleri nerede bulabileceğine dair araştırma yapmalıydı. Avlanmamak bir sanattı tabii, ama denizde balık olup da avcının oltası ve bir de yakalanıp gökyüzünü görebilme ihtimali olmadan yaşanır mıydı?..
Sevgiyle,
Zara. Favori olarak ekle (18) | Görüntüleme sayısı: 239
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |