Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

    1. gece / zincir


    adın.

    geçiyorum cevabın aklından
    çok şık giyinimli bir soru gibi.
    cinayet farzsa eğer bir katilin hayatında
    ve mutluluk günahsa,
    esamesi okunmaz bazı aşkların.




    2. gece / guguk kuşu


    bir tül giyinip usulca dokunuyor seni kuşlar.
    kuşlara çok dokunuyor gözlerin.
    ben hep yarı aç kalktım
    yeni bir şehir gibi adına kurulan sofralardan.
    bilmiyorsun, söz konusu öpüşünse eğer
    afrika dan bile az doydum.
    çocukken gözlerimi kuş sanardım aslında ben.
    istediklerinde kaçabildikleri için.
    sen gittin sonra.
    nefret ettik ailece kuşlardan.
    en az iki tanesi ölsün diye gözlerimi oydum.


    3. gece / telaffuz

    bir madistro ile rakı tokuşturdum
    üst dudağına bir gül dikmesi karşılığında.

    yoktu param.
    umudum yoktu.

    o gün bu gündür,
    küs geziyor hâlâ dudaklarım suratımda.


    4. gece / F emale 1

    ve bir ihanetin buluğ çağından geçtik çift sıra halinde.
    el ele tutuştuk çiçeklerle.
    renklerle birdir bir oynadık. hapşurduk.
    seni çok özledik hep birlikte.

    bu bir yarışsa eğer dedik.
    biz hiç durmadan koşarız abi.
    koştuk... koştuk...
    ilk kadınların kalçaları buluştu
    boktan heriflerin tuttuğu damalı bayraklarla. yuppi!
    irili ufaklı göğüsleri sonra..

    kadınların en çok gözlerini dövdüler be abi,
    onlar yarışa erken veda etti.


    5. gece / merhaba ben zanlın

    plak çizik.
    bitki örtüsünün boyu yetmiyor
    uzamış tırnaklarını kapatmaya zamanın.

    nankör Edi,
    bir iki erotik laf atıyor geçerken susam sokağımdan ellerin.
    biz bağırdıkça şekilleniyor ibadetin yeryüzü.
    yalan, birdenbire giriyor gerçeğin içine.
    bozuluyor blue bekareti kalbin.


    (plak tersten okunduğunda daha da bir çizik)


    6. gece / one more cup of coffee

    bu filikada ne işimiz var?
    damlarken hâlâ yaralarımızdan sancakları likralı gemiler.
    gemi ki, annesi gökyüzü bembeyaz bir at
    gemi, dudakları suratına bol gelen ıpsılak bir avrat.

    plak çizik.
    yeni bir tanrı emiyorum göğüslerinden.
    dudaklarımla kurutuyorum göğsünü eriten kanseri.
    ağırlaştıkça ölü şarkılar atıyorum denize.
    katilinden balıklara sudan sebeple bir bob dylan konseri.

    ama bizim bu filikada ne işimiz var?
    ve neden bazı hırsızlar kalp diye girdikleri evlerden mandolin çalar.


    7. gece / emir ipi

    tutkunun cenini,
    gözlerinden dünyaya bakıyor.
    oysa bir gül doğuracaktın sen.
    öyle demişti kapısında bekleyen ağaca doktor.

    ağaç kırgın.
    doktorun gövdesine küfürle kazıyor sinirin anlamını.
    sinir, sivriliğidir öfkenin.
    hayata aykırılıktır.



    ve bazı kadın isimleri,
    bir tek ölü ağaçların gövdesine kazınmalıdır.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler


    yokluk her zaman yokluktu
    sayılsakta tüm zamanları umarsız takvimlerinde
    sahi
    tüm gülüşlerimiz hangi kadehte kalmıştı

    içtik, içimizde ölen intiharlar için
    soyunduk cenabet hamamlara
    izmariti öldüren parmakların
    kaldırım hasretiyle

    of dedi şişenin kırılan yeri
    kadehin yara bantlı hasreti tutuştu
    tam da oradan geçiyorduk
    kravatını düzelttik ve ilikledik yoksul ceketimizi
    bir şiir neden ölsün
    bir şarkı neden susasın ıslığa

    yine köpekler geçti yanı başımızdan
    başımıza saksıları bekliyorduk
    akasyalar, begonyalar
    mevsim kuru
    mevsim ayaz

    düşler gördük
    musallasına fayanslar çekilmemiş
    kırıldık, nedense kırılgandık yılın bu zamanları
    hep kaldı
    gitmedi hüzün
    nafile şiirlerin son satırlarında..

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler




    kimse bir şehirde sokak lambaları kadar yalnız değildir.
    hele bir de ışıkları yanmıyorsa.



    kalbinin rakımı düşük yamaçlarından bir aşk tırmandı
    yüreğimin engin doruklarına doğru.
    elimde bir tabak özlemek,
    kalbine yatılı misafir geldim.
    kırmızı bir kar düştü dudaklarıma göğün yırtık cebinden.
    uyuyordun.
    köprü ve viyadüklerden önce titredim.


    bitmeyen bir heyecan azad etti doğaya
    rengini karanfilden alan güç.
    Çilek bahçelerinden geçtim, sersefil.
    bir görmek vardı,
    yanık telleriyle koca bir yalnızlığı aydınlatan kemanı.
    bir duymaktan, daha da ürkünç.

    gözlerin için yaşamış bir hayat bırakıyorum eşiğine her sabah.
    gözlerin için yazılmış birkaç balad bırakıyorum eşiğine
    sarhoş bir yıldıza tutunup, onun aydınlığında.
    kulağına tırmanıyor etimden kopmuş son gök cismi.
    yüreğe aşk diyor.
    yüreği aç.
    aşk, paspasın altında.

    karın üzerine uzanmış fırtına hoplatıyor içimdeki cereyanı /
    aşk-ı refleks!
    çoğu kez dalganın karaya vurduğu gece gibi yaralı
    sular çekildikten sonra daha bir Sevdalı.
    kalabalık bir konçertodan aşağı bırakıyor kendini heves.


    doktorun kapatmaya çalıştığı bir ameliyat söküğüne karşı duyduğu platonik endişenin
    içini kemiren bir ur gibi yayılıyorum şimdi tabiatın bedenine.
    ansızın, dupduru bir şafağın varlığından söz açıyor ayna.
    gör işte!
    hastayım sana!
    ve artık bir ada boyu uzağız suyun bize küs ağırlığına.
    bir daha hatırlanmayacak olmanın endişesiyle,
    şarjörüne doldurduğu mutlu bir masal sıkıyor kalbine,
    cepheden kurtulan o son hatıra.
    bizimle birlikte dönüyor cennetin o ılık ellerine,
    tasavvuf yorgunu, yemyeşil bir mevlana.


    Sevda,
    kimse bu şehirde bir peygamber kadar yalnız değildir
    kendisine inen kitap, aşk kokuyorsa.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

     

     

    Firari yalnızlıkların arkasına sakladığım sağanak yağmurlarda üşüyordum

    Baktım ki yokmuşum. Zaten yalpa çiziyordum.

     

    Yaşamımın neresinde almıştım sizi, kendime?  Oysaki geldiğimde karanlık gölgeler ardında sus pus olmuş sessizliklerde çoktan kaybolmuştunuz.

    Kurşuna dizilmiş başıbozuk gecenin içinde yitirdiğim yüzünüzü, aradığım sokaklar uykusuzluktu. En zor olanı yokluğunuzun çıkmazını kabul etmekti.

     

    Önceleri yaşamımın içine almaya hiç niyetim yoktu sizi.

    Saatler, günler, aylar boyu kaçtığım sizden, artık kaçamıyor; hayatımın içindeki her şey size susuyordu. Yaşadığım bu koca şehir, bu sokaklar ve yokluğunuzun gölgesinin bulunduğu her yer sakin, çaresiz ve kimsesizdi.

     

    İçime hapsettiğim çığlıkların sessizliğinden olsa gerek, iflah olmayan yüreğimin yıkılışları,

    Esir düştüğüm ellerinizde yeniden doğuyordu.

    Kanayan yaralar söylenmemiş giz olmuş sözlerin ağırlığı altında eziliyordu. Siyah beyaz derinliklerde kaybetmiştim kendimi.

     

    Söylemek istediklerim yüreğinize hayat verecekti. Ama hiçbir zaman dile getiremedim.

     

    Kaç yüzyıl önce gömüldüğüm bu sessizlikten kurtulmak istediğim anda, kabul edemediğim diğer bir gerçek en dip çaresizliğimde boğdu beni.

    Size ben geç kalmıştım.

     

    Artık hüzünleri yüreğime dövme yapmıştım. Yalnızlığımın arkasındaki zifiri karanlıkların arkasında, korkusuz, hudutsuz hayallerim vardı.

    Uyanmak istemiyordum, bu düşler ülkesini terk etmek istemiyordum. Öyle ki burada renkler daha canlıydı. Örselenmiş yalnızlıklar yoktu. Yaşam en derin ve içten solumalarla yeniden doğuyor tazeleniyordu.

     

    Ama ben, tepeden tırnağa kaçaktım bu düşlerde. Her an yaşadığım bu diyarda yakalanması güç edepsiz bir kaçaktım.

    Yakalanmak istemiyordum çünkü sonunda idam edilecektim; sizsizliğin en dip yalnızlığına.

     

    Vaktiyle kabul edemediğim gerçekleri içime alarak, yaşamaya başlamak; çaresizliği kabul etmekten başka neydi?

     

    Bu cehennemi, yaşanılır bir hale getirmekten başka bir seçeneğim yoktu. Sizi alıp kendime, bende kalmanızı isteyecektim. Gidişinizle beraber;  yalnızlıkta diğer bir gerçeği sundu.

    Yalnızlık sizdiniz. Sınırsız günahlara demleniyordum. O yüzden iflah olmaz diyorlardı bana.

     

    Mutsuz değildim artık, düşler ülkesinde yakalanmaktan korkmuyordum. Kaçaklığımdan dahi sevinç duymaya başlamış; sizin bana gelmenizi beklediğim günlerde sabrı kalemime dua yapmıştım.

     

    Soysuz karanlıklarla beraber, direnişlerim başlamıştı. Paramparça edilmiş yüreğimin; kanamasını durduramamak, söylenmemiş sözlerin ağırlığı ve saatlerce beklemek, işte hayat bu kısır döngü arasında devam ediyordu.

     

     

    Günahtı belki hissettiklerim yokluğunuzda, bir hayali yaşarken nerelerde bıraktığımı unutmuştum kendimi.

    Beklentisiz, yalın düşlerimin içinde siz hep başrol oynuyordunuz. Senaryolarımdaki derbeder halinize tutukluydum.

     

    Nedenler ve keşkeler arasında avare sarhoşluklar ile sizi beklemenin verdiği coşku ve heyecanla beraber; ayılmak istemiyordum bu yalpalanmalardan.

    Yaralarım, yokluğunuza köle olmuştu.

    Bilemezdiniz ki içimdekileri, ben sizi yaşadığım bu cehennemden uzak tuttum.

     

    Sizin haberiniz yoktu.

     

    Bu kimsesizliğe ait sizsizliği beyaz sayfalarda aramak, kalemimi kanatıyordu. Yazdıkça kanıyor, kanadıkça size ulaşıyordum.

    Siz oluyordum.

    Manidar bir gülümseme ile bana hep uzak suretinize bakıp, gözpınarlarımdaki yaşlara gelecekten bir randevu alıyordum.

    Gelecek yaşantımda sizdiniz…

    Genzimde acı bir haykırışla, çıkmazlar içerisinde sıkışıp kalmış tutkunun ardından yaşananlarla;  sonsuz bir bitişe hazırlıyordum kendimi.

     

    Sizin yaşamınıza dahil olamayacağım için; size en yakın gölgeniz olmuştum. Lakin bunun farkında değildiniz.

    Birkaç defa yaşamınıza uzaktan dokunuşlarım neticesinde; bunun kefareti yeminini verip, tesellisini ise;  başka bir anda yeniden düşlerimde size ulaşmayla sağlayacaktım.

     

    Umursamaz bir yürek olamadım hiçbir zaman. Gecelerin karanlığında akıttığım gözyaşlarım semaya ulaştı. Çoğu zaman yağmur olarak ıslattı sizi. Bir tek bu vakitlerde dokunabiliyordum ellerinize, yüzünüze ve benden hep uzak olan yüreğinize. Biliyordum yağmurlara olan tutkunuzu ve hayranlığınızı. Yüreğinize dokunabiliyordum böylece, bir tek yağmur damlasıyla olsa bile…

     

    Lal yalnızlığımın yasını tutmak, gamzelerimdeki yakarışın sebebini açığa vuruyordu.

    Durumun vehim bir hal alması; içten içe yas kıpırtısındaki yüreğimi parçalıyordu.

    Bir gün aniden hesapsızca güneşim yok oldu. Kim bu cezaya çarptırmıştı beni?

    İşte o vakit gölgeniz olamadım. Karanlıklar içerisinde sizi arıyordum. İsyanlar, haykırışlar sonsuz aleme, mevsimlere, ama nafile.

    Çaresizce doğan güneşin beni bu cezadan kurtarmasını bekliyordum. 

    Bulutlar gelip geçiyordu, zaman insafsızca akıyordu. Güneşsizliğimin sebebi; tebessümünüzü göremememdi.

    Seyyah olup düştüm yollara…

    Dualar ettim. Adınızı dilime tespih belledim.

    Gölgeniz olamadan, her şey anlamsız ve bomboştu.

    Artık kabullenme zamanı gelmiş idi. Sizdeki mahkumiyeti yüreğimin içine aldım.

    Şarap ve Tütün kokan kalemim gecenin matemine derin bir yakarışla sustu sustu sustu.

    Ölüp dirilen düşlere inat bir öfkeyle…

    Bilinsin ki

    Artık konuşamam…

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler






    kırmızı bir yosunun dudaklarında öptüm adını
    ilkin.
    sonra sen bu şehri terk ettin
    bense bir denizi.
    artık meyve vermeyen kurumuş laflar döküldü zaman çatlağından mükafât üzerine.
    ben, seni hep içime attım.
    seninle birlikte sızladı külhaniliğime vurduğun ket.
    sonra,
    adın,
    dedim.
    çok sonra,
    adın,
    Gurbet.


    elbette bir Mayıs tufanı olmalıdır,
    kısaltan aradaki mesafeyi.
    şehirlerarası yolları üzerime süren,
    şahrem şahrem bir yalnızlığın şadırvanından içtim adını:
    ölüm, aynısı.
    aklımın koridorlarındaki sessizliği terkedilmişlik sanan bir çift sevgilinin
    öpüşmelerinden geriye kalan bir Temmuz patırtısı.
    hassasiyetin ruhu rahatsız eden ruh yoksunu şaibeli sesi.
    ve odanın bir köşesinde
    "bir bardak Leyla" diye diye büyüyen Mecnun'un denize olan kin dolu sevdası...
    bunların hepsi, beklenmeye zorlanmış birer hayat sahnesi.


    ben şimdi kalbinin merkezine en yakın,
    bedenine en uzak şehirdeyim.
    altı ay kar var yasımın üzerinde.
    kimsesizim.
    eski bir radyo gibi bir tek seni çekiyorum.

    için patikalarında araba bekleyen ahmak iki otostopçunun topuklarında,
    özleme vurgun, iki flu nasır gibi kaldık.
    bir hayatı dönerken bilerek çarptığım adın gün gelir,
    konar diye dilime,
    ağzım, adın için Haziran
    adın için Aralık.


    dünyanın suratında unutulmuş iki tokat iziydik.
    kırmızı bir yosunun dudaklarında öptüm adını
    ilkin.
    sonra sen bu şehri terk ettin
    bense bir denizi.
    aşk dedik.
    aşk, her insanda biraz hastalık,
    biraz kalp büyümesi.

    Devamını oku...

P.Ö PDF Yazdır E-posta
Yazar türker ayyıldız   
Friday, 29 May 2009


unutulmuş
kendiliğinden geçip gitmiş
çok eski zamanlardı
zamansız söndürülen dumanlar
-ki biz uçurtma sanırdık en çok

bu şiirde ''gizli özne istemiyorum'' dedi
doksandan beri illegal ötüşen baykuşlar
Meyhane cereyanlarından kısılmış sesleriyle

o kız
o hayalet
o paslanmış çivi
o cilalanmış darağacı devri geçti
bakım ve onarım çalışmaları hala devam eden
solcu şeritlerimden

siyah beyaz bir fotoğrafın içindeydim epeydir
epeydir bir anıya tünemiştim hıdırellez günleri
şimdi çıktım
şimdi düştüm geldim sarardığım albümlerden
notasız çalsın çalacaksa çalıcılar
kemancı sarhoşluklarımı
-ki bizim zamanımızda ayrılıklar da,
itinayla sevdaya dahil edilirdi

vapurlar o duraktan geçmiyor oysa
çöl sandığımız duvarların ardında
ayçiçek tarlalarını sularken
emperyal gazinosunun sigortasız uşakları

o yağmur
o yağmurluk
o ilişilemeyen hayat
yeniden beklensin uykuları bölen yağmur beklentisi
yeniden beklensin uykuları bölen yağmur beklentisi

tenlerine karabataklar takılarak
öldürülen payidarlardık
dip boyası gelmiş tül perde esintilerinin
hemen altında bulunmuştu başka zamanlar

acımasız bir ağdayla
koparılmış kent ozanlarının
içten içe güvelenirken iç çekişleri
tahta valizlere yapışmış ucuz vantuzlarıydı aşk
-ki takke düştü, kel utandı kentinden

o kız
o grev
o korkunç yalnızlığı



Fotoğraf: Türker Ayyıldız


Favori olarak ekle (36) | Görüntüleme sayısı: 678

Yorumlar (9)
RSS yorumları
1. 01-06-2009 18:56
çok güzel..başka da birşey diyemiyorum..gerçekten çok güzel bir şiir..
Yazan minna (Kayıtlı)
2. 02-06-2009 10:52
fotoğraflar da çok iyi oluyor. anca biraz hakkını veriyoruz bu güzel şiirlerin sanki.
Yazan birneviculya (Kayıtlı)
3. 02-06-2009 11:44
tenlerine karabataklar takılarak 
öldürülen payidarlardık 
dip boyası gelmiş tül perde esintilerinin 
hemen altında bulunmuştu başka zamanlar 
 
ben payidara ağlıyorum sadece..
Yazan turker (Kayıtlı)
4. 30-12-2009 14:08
bazıları yalnızlıklarından olmamak için kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçmeyi tercih ederler di mi albayım? 
 
bat..
Yazan persephone (Kayıtlı)
5. 31-12-2009 07:57
Albayım nerden çıkardınız bu küflü şeyi :)
Yazan turker (Kayıtlı)
6. 07-01-2010 11:20
albayım bende bi sandık var, ne siz sorun ne ben söyleyeyim :)
Yazan persephone (Kayıtlı)
7. 13-01-2010 12:15
Bu kaleme payidarla hayranlık duydum her geçen gün daha da artıyor.  
Tebrikler Üstad...
Yazan esra soytürk (Kayıtlı)
8. 13-01-2010 13:06
Teşekkür ederim Esra, nerelerdesiniz? Yoksunuz epeydir.
Yazan turker (Kayıtlı)
9. 13-01-2010 16:27
:) gizli gizli takip ediyorum online olmadan :)buralardayım hep.
Yazan esra soytürk (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 376
Ezkizler: 1065
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1051558

Liman

anime.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com