Eskizler >> düz yazılar
Firari yalnızlıkların arkasına sakladığım sağanak yağmurlarda üşüyordum
Baktım ki yokmuşum. Zaten yalpa çiziyordum.
Yaşamımın neresinde almıştım sizi, kendime? Oysaki geldiğimde karanlık gölgeler ardında sus pus olmuş sessizliklerde çoktan kaybolmuştunuz.
Kurşuna dizilmiş başıbozuk gecenin içinde yitirdiğim yüzünüzü, aradığım sokaklar uykusuzluktu. En zor olanı yokluğunuzun çıkmazını kabul etmekti.
Önceleri yaşamımın içine almaya hiç niyetim yoktu sizi.
Saatler, günler, aylar boyu kaçtığım sizden, artık kaçamıyor; hayatımın içindeki her şey size susuyordu. Yaşadığım bu koca şehir, bu sokaklar ve yokluğunuzun gölgesinin bulunduğu her yer sakin, çaresiz ve kimsesizdi.
İçime hapsettiğim çığlıkların sessizliğinden olsa gerek, iflah olmayan yüreğimin yıkılışları,
Esir düştüğüm ellerinizde yeniden doğuyordu.
Kanayan yaralar söylenmemiş giz olmuş sözlerin ağırlığı altında eziliyordu. Siyah beyaz derinliklerde kaybetmiştim kendimi.
Söylemek istediklerim yüreğinize hayat verecekti. Ama hiçbir zaman dile getiremedim.
Kaç yüzyıl önce gömüldüğüm bu sessizlikten kurtulmak istediğim anda, kabul edemediğim diğer bir gerçek en dip çaresizliğimde boğdu beni.
Size ben geç kalmıştım.
Artık hüzünleri yüreğime dövme yapmıştım. Yalnızlığımın arkasındaki zifiri karanlıkların arkasında, korkusuz, hudutsuz hayallerim vardı.
Uyanmak istemiyordum, bu düşler ülkesini terk etmek istemiyordum. Öyle ki burada renkler daha canlıydı. Örselenmiş yalnızlıklar yoktu. Yaşam en derin ve içten solumalarla yeniden doğuyor tazeleniyordu.
Ama ben, tepeden tırnağa kaçaktım bu düşlerde. Her an yaşadığım bu diyarda yakalanması güç edepsiz bir kaçaktım.
Yakalanmak istemiyordum çünkü sonunda idam edilecektim; sizsizliğin en dip yalnızlığına.
Vaktiyle kabul edemediğim gerçekleri içime alarak, yaşamaya başlamak; çaresizliği kabul etmekten başka neydi?
Bu cehennemi, yaşanılır bir hale getirmekten başka bir seçeneğim yoktu. Sizi alıp kendime, bende kalmanızı isteyecektim. Gidişinizle beraber; yalnızlıkta diğer bir gerçeği sundu.
Yalnızlık sizdiniz. Sınırsız günahlara demleniyordum. O yüzden iflah olmaz diyorlardı bana.
Mutsuz değildim artık, düşler ülkesinde yakalanmaktan korkmuyordum. Kaçaklığımdan dahi sevinç duymaya başlamış; sizin bana gelmenizi beklediğim günlerde sabrı kalemime dua yapmıştım.
Soysuz karanlıklarla beraber, direnişlerim başlamıştı. Paramparça edilmiş yüreğimin; kanamasını durduramamak, söylenmemiş sözlerin ağırlığı ve saatlerce beklemek, işte hayat bu kısır döngü arasında devam ediyordu.
Günahtı belki hissettiklerim yokluğunuzda, bir hayali yaşarken nerelerde bıraktığımı unutmuştum kendimi.
Beklentisiz, yalın düşlerimin içinde siz hep başrol oynuyordunuz. Senaryolarımdaki derbeder halinize tutukluydum.
Nedenler ve keşkeler arasında avare sarhoşluklar ile sizi beklemenin verdiği coşku ve heyecanla beraber; ayılmak istemiyordum bu yalpalanmalardan.
Yaralarım, yokluğunuza köle olmuştu.
Bilemezdiniz ki içimdekileri, ben sizi yaşadığım bu cehennemden uzak tuttum.
Sizin haberiniz yoktu.
Bu kimsesizliğe ait sizsizliği beyaz sayfalarda aramak, kalemimi kanatıyordu. Yazdıkça kanıyor, kanadıkça size ulaşıyordum.
Siz oluyordum.
Manidar bir gülümseme ile bana hep uzak suretinize bakıp, gözpınarlarımdaki yaşlara gelecekten bir randevu alıyordum.
Gelecek yaşantımda sizdiniz…
Genzimde acı bir haykırışla, çıkmazlar içerisinde sıkışıp kalmış tutkunun ardından yaşananlarla; sonsuz bir bitişe hazırlıyordum kendimi.
Sizin yaşamınıza dahil olamayacağım için; size en yakın gölgeniz olmuştum. Lakin bunun farkında değildiniz.
Birkaç defa yaşamınıza uzaktan dokunuşlarım neticesinde; bunun kefareti yeminini verip, tesellisini ise; başka bir anda yeniden düşlerimde size ulaşmayla sağlayacaktım.
Umursamaz bir yürek olamadım hiçbir zaman. Gecelerin karanlığında akıttığım gözyaşlarım semaya ulaştı. Çoğu zaman yağmur olarak ıslattı sizi. Bir tek bu vakitlerde dokunabiliyordum ellerinize, yüzünüze ve benden hep uzak olan yüreğinize. Biliyordum yağmurlara olan tutkunuzu ve hayranlığınızı. Yüreğinize dokunabiliyordum böylece, bir tek yağmur damlasıyla olsa bile…
Lal yalnızlığımın yasını tutmak, gamzelerimdeki yakarışın sebebini açığa vuruyordu.
Durumun vehim bir hal alması; içten içe yas kıpırtısındaki yüreğimi parçalıyordu.
Bir gün aniden hesapsızca güneşim yok oldu. Kim bu cezaya çarptırmıştı beni?
İşte o vakit gölgeniz olamadım. Karanlıklar içerisinde sizi arıyordum. İsyanlar, haykırışlar sonsuz aleme, mevsimlere, ama nafile.
Çaresizce doğan güneşin beni bu cezadan kurtarmasını bekliyordum.
Bulutlar gelip geçiyordu, zaman insafsızca akıyordu. Güneşsizliğimin sebebi; tebessümünüzü göremememdi.
Seyyah olup düştüm yollara…
Dualar ettim. Adınızı dilime tespih belledim.
Gölgeniz olamadan, her şey anlamsız ve bomboştu.
Artık kabullenme zamanı gelmiş idi. Sizdeki mahkumiyeti yüreğimin içine aldım.
Şarap ve Tütün kokan kalemim gecenin matemine derin bir yakarışla sustu sustu sustu.
Ölüp dirilen düşlere inat bir öfkeyle…
Bilinsin ki
Artık konuşamam…
Devamını oku...