Menu Content/Inhalt
Güverte arrow eskizler arrow düz yazılar arrow KÜÇÜK İNSAN

üye girişi


KÜÇÜK İNSAN PDF Yazdır E-posta
Yazar onur eryılmaz   
Monday, 16 March 2009

                                           KÜÇÜK  İNSAN

 

 

 

Sızlanan insanları sevmedim ben. Gururlu oluyorlardı. Neydi gurur? Anlaşılmaz bir hırs, karşısındakine inat. Bu insanların işe yaramadıklarını düşündüm hep. Arkalarında ve önünde, kendilerinden habersiz bir pohpohlayıcı güruhla gezerlerdi. Gülüşleri saklı, ağlamaları uzak oldu bana.

 

Ben bizim apartmanın kapıcısı Hüseyin Usta’yı sevdim. Elli yaşının üstünde olmasına rağmen, asansöre binmez, merdivenleri çıka çıka her istenileni dağıtırdı, tüm dairelere. Bazen lâfa tutardım onu:

 

‘Bey derdi, anladım, sende benim gibi konuşmayı seviyorsun, söz geleceğim bir gün oturmaya.’

 

Karısı iki yıl önce ölmüştü. Yalnız yaşıyordu. Baksanız hâlâ tatlı, ince ve nazikti. Birinin ölümü, hele de, bu en yakınınızdaki ise, küstürürdü hayata sizi. İnsan ne yaptığını bilmeden yaşardı. Bilmeden yemek yer, bilmeden dolaşır, bilmeden uyurdu. Zaman yürekte açılan yaraları kapatmakta yüzyıllardır ustaydı ama, o zamanı kim yaratmıştı!

 

Bir keresinde kaybolmuştu ortadan. Telaşlanmıştık. Yaptığı şey değil ya! Haber de vermemişti. Geri döndüğünde güzel, minicik biz kız çocuğu vardı yanında.

 

‘Hayırdır demiştim.’

 

‘Hayır olsun bey demişti, bizim köyden, sahipsizin teki, aldım getirdim.’

 

Ne sorulabilirdi başka? Hiç.

 

Adı Aysel’di kızın. Bazı sabahlar o çalardı, kapının zilini. Ekmeği ve gazetemi uzatır, yüzüme bakmazdı. Yanakları hep al al olurdu. Sonra sonra konuşmaya başlamıştı.

 

‘Günaydın.. Bey…’

 

Günaydın derdim, bugün nasılsın bakalım? Küçük bir iyiyim çıkardı, kırmızı dudaklarından. Gözlerini kısar, öyle bakardı. Yaşanılamayan bir çocuk bakışıyla.

 

Bir gün, bir hafta sonu bana gelmişlerdi, Hüseyin Usta’yla beraber. Çay demlemiştim. Börek getirmişlerdi.

 

‘Ehh…! Hüseyin Usta demiştim, neler varmış sende?’

 

‘Yok beyim, ben değil Aysel kız yaptı, misafirliğe boş gidilmez deyip, sabah beri uğraştı.’

 

Uzun uzun konuşmuştuk. Ağustos sıcağı yakıcıydı. Gündüzleri oturulmuyor, geceleri pencere açık bırakılmadan yatılamıyordu. Pencereden giren, iri sivri sineklerle sabahı ediyordum, yorgun.

 

‘Okula gidiyor mu diye sormuştum? Bana bakmıştı Aysel, içindeki dünyadan bir bakıştı bu. Masum ve tertemiz.’

 

‘Kaldığı yerden devam edecek, gidebildiği kadar.’

 

Aysel bu sırada saçlarıyla oynuyordu. Küçükken sevindiğim de ben de saçlarımla oynardım. Aynı duyguyu şimdi o yaşıyor olmalıydı. Giderlerken dönüp dönüp bana bakmıştı.

 

‘Helâl olsun Hüseyin Usta’ya. Daha büyük sevmiştim onu. Çalışıyordu, didiniyordu, kopmuyordu hayattan. Ölümler yaşamıştı. Anlattığına göre çocuğu da olmamıştı. –Şimdi vardı.- Bir kere olsun mırıldandığını da duymamıştım, ne olursa olsun. Olanı kabul etmişti.’

 

Küçük insanları sevdim ben. Onların büyük dünyalarına, onlardan habersiz girdim. Hepsinde onlardan biri oldum. Yalansız bir dünyada yaşıyor olmalıydılar çünkü. Zorla yaşatılanlardı. İstemedim. Korktum da biraz. Her yaşam bir diğerine gidiyordu. O bir başkasına. Anladım, yolculuğa gelmiştim bu hayata. Uzun, çok uzun bir yolculuğa.

 

 

                                    

                                                                        ONUR ERYILMAZ

 

 

 

 


Favori olarak ekle (25) | Görüntüleme sayısı: 386

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 361
Ezkizler: 1051
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1022901

Liman

1367781085_618db05037_m.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com