Menu Content/Inhalt
Güverte arrow eskizler arrow düz yazılar arrow sev-mek 'ten sevişmek

üye girişi


sev-mek 'ten sevişmek PDF Yazdır E-posta
Yazar nezahat artan   
Saturday, 03 January 2009

Gece saçlı, gündüz yüzlü bir kızdı Sevdem. Gözleri sürmeliydi. Dizlerini göğsüne çekmiş oturuyordu duraktaki bankta. Saçlarının arasından insanlara isyan edercesine bakıyordu gözleri. Acı çekiyordu, çaresizlik kalbini acıtıyordu.

 

 

 

Yorgundu. Ağlamaktan gözleri şişmiş bekliyordu otobüs durağında. Gidecekti. Arkasına bakmadan gidecekti bu defa. Kararlıydı. Geri dönmeyecekti…

Gece saçlı, gündüz yüzlü bir kızdı Sevdem. Gözleri sürmeliydi. Dizlerini göğsüne çekmiş oturuyordu duraktaki bankta. Saçlarının arasından insanlara isyan edercesine bakıyordu gözleri. Acı çekiyordu, çaresizlik kalbini acıtıyordu.

On dakika geçmişti ama otobüs hala gelmemişti. Sonra ayağa kalktı, bir an duraksadı. Neden otobüsü bekliyordu ki? Parası yoktu; çantasını Ateş’in evinde unutmuştu. Ateş; ismi bile yetiyordu içini yakmaya. Ama gidemezdi, o eve geri dönemezdi. Yürümeye başladı, nereye gittiğini bilmeden yürüyordu. Yüreğine bıçaklar geçiyor, bağırmak, bağırmak istiyordu: “ Bana bunu nasıl yaptın! “

Hayattan nefret ediyordu. İnsanlardan nefret ediyordu. Çaresizlikten nefret ediyordu… Yaşamla ölüm arasındaki o keskin çizgide olduğunu fark etti bir an. Ayakları onu uçurumun kenarına getirmişti. Zihni allak bullaktı. Rüzgârdan uçuşan saçları yüzünü kırbaçlıyor, gözyaşları saçlarını ıslatıyordu. Upuzundu saçları Sevdem’ in, simsiyahtı. Gündüz yüzlü bir kızdı Sevdem, hayat doluydu. Şimdi burada ne yapıyordu? Neden yalnızdı? Ateş! Evet, Ateş’i terk etmişti. Nasıl yapabilmişti bunu, nasıl başarmıştı?

Hala uçurumun kenarında duruyordu. Bakışları biraz düzelmeye başladı. Gözyaşları yavaş yavaş diniyordu. Olduğu yere çömeldi birden, kimsecikler yoktu etrafında. İçindekileri anlatacak birini aradı gözleri ama kimse yoktu. Durdu ve bağırmaya başladı: “ Ayrıldım ondan, başardım, başardım ona hayır demeyi, başardım.” Aynı cümleleri defalarca söyledi. Sonra gülmeye başladı, kahkahalarla gülüyordu. Hem gülüyor hem ağlıyordu. Ama mutluydu. Cebinden birkaç kâğıt parçası çıkardı; İki sinema bileti, Şebnem Ferah’ın konserine iki bilet, ilk yemekten anı olsun diye sakladığı iki peçete, üzerinde iki mısra yazılı buruşmuş bir kağıt, iki kazı kazan kartı… Elindekilere baktı önce. Uzun uzun düşündü ve kağıtları kaydırdı teker teker elinden. Kağıtlar teker teker uçurumdan aşağıya düştü. Sevdem düşünceli düşünceli izliyordu kağıt parçalarının düşüşünü. Bu kağıt parçaları mıydı Sevdem’ i Ateş’in tutsağı yapan?

Ateş, Sevdem’ i seviyordu. Hem de çok seviyordu. Defalarca aldatmıştı Sevdem’ i. Ama onsuz yapamıyordu. Sevdem her defasında affediyordu. Çünkü Ateş hastaydı. Kadınlara karşı olan zaaflarının önüne geçemiyordu. Kendine bir harem oluşturmaya çalışır gibi yeni yeni kadınlarla tanışıyor ve hepsine gerçekten aşık oluyordu. Sevdem bunu uzun süre fark etmedi. Kendini hep Ateş’in eşsiz prensesi sanıyordu. Oysaki Arzu, Tutku, Selmin de Ateş’in prensesleriydi. Ateş hepsiyle beraberdi ve hiçbiri bunun farkında değildi. Bir tek Sevdem biliyordu gerçeği. Bir gün Ateş’in bilgisayarında kendi resimlerine bakarken öğrendi her şeyi. Çünkü Ateş, Sevdem’in resimleri arasına onların da resmini koymuştu. Ateş Sevdem’i çok seviyordu ve artık ondan saklamak istemiyordu, onu kandırmak istemiyordu. Böyle bir yol bulmuştu kendince. Resimlerlerin dizilişiyle bir film izler gibi oldu Sevdem. Bu film her şeyi açık bir şekilde anlatıyordu. Hastaydı Ateş ve Sevdem ondan vazgeçemiyordu.

Sevdem, Ateş’in annesi, arkadaşı, dostu, sevgilisi, karısı, her şeyiydi. O başkaydı Ateş için; şefkatliydi, affediciydi, umut vericiydi, komikti, hayat doluydu. Ondan vazgeçemezdi. Ama ötekiler! Onlardan da vazgeçemiyordu. Bütün kadınların vazgeçilmezi olmak istiyordu. Herkes ona hayran olsun, herkes onu takdir etsin, hiç kimse ondan vazgeçmesin istiyordu…

Sevdem’ e söz vermişti. Ayrılacaktı hepsinden bir tek Sevdem’in olacaktı. Bir tek onu sevecekti. Senelerce oyaladı Sevdem’i . En sonunda her şey düzeldi. Bir tek Sevdem vardı, evleneceklerdi. Ateş’i çok seviyordu, onun düzeldiğini düşünüyordu. Terapi de alıyordu artık. İyiydi.

O gün yıldönümlerini kutlamak için Ateş’in evine gitmişti Sevdem. Ateş ağlıyordu, ilk defa Ateş’i ağlarken görmüştü. Şaşkın şaşkın bakıyordu Sevdem. Ateş yalvarmaya başladı: “ Terk etme beni, yalvarırım terk etme, sensiz yapamam, seni çok seviyorum.” Sevdem şaşkındı, tepkisiz bir şekilde olduğu yere çöktü elindeki kağıt parçalarını cebine soktu ve gözleri odanın kapısında Ateş’ e sordu: “ Bir kalpte kaç sevgi olur Ateş? “ Ateş Sevdem’in gözlerine bakarak: “ Ben ikinizi de çok seviyorum.” Dedi.

Sevdem hiçbir şey söylemeden ağır adımlarla dış kapıdan çıktı. Upuzun saçları yüzünü okşuyordu, gözyaşları kurumuş dudaklarına teselli veriyordu. Çok güzeldi Sevdem, elleri bembeyazdı, dudakları kıpkırmızı. Daha önce hiçbir erkeğe dokunmamıştı. Ateş’i yalnızca sevmiş dudaklarını bile öpmemişti. Ateş için her şeyi yapmış, bütün hayatını ona adamıştı. Karşılığında ise kocaman bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Ateş hastaydı, yanlış adamı sevmişti. Saf duyguları Ateş’ e yetmemişti.

Yorgundu Sevdem . Kurtulmuştu artık ondan. Geri dönmeyecekti. Bu defa onu affetmeyecekti. Başarmıştı. Uçurumdan aşağıya son bir kez baktı, üstündeki hırkayı ve ayakkabılarını çıkarıp uçurumdan aşağıya attı. Üzerinde kotu ve atleti kalmıştı. Siyah uzun saçları omuzlarını örtüyordu. Derin bir nefes aldı ve yürümeye başladı. Evet, Ateş’in evine gidiyordu. Koşar adımlarla yürüdü. Kapıyı çaldı, içeride yalnızca Ateş vardı hiç konuşmadan Ateş’i öpmeye başladı. Saatlerce seviştiler. Ateş şaşkındı. Çünkü Sevdem onu daha önce öpmemişti bile. Sevdem hiç konuşmadı. Ateş sustu. Sadece sevişiyorlardı. Sonra Sevdem birden kalktı, üzerini giydi ve ağlayarak dışarı çıktı…

Yorgundu. Ağlamaktan gözleri şişmiş bekliyordu otobüs durağında. Gidecekti. Arkasına bakmadan gidecekti bu defa. Kararlıydı. Geri dönmeyecekti…

Gece saçlı, gündüz yüzlü bir kızdı Sevdem. Gözleri sürmeliydi. Dizlerini göğsüne çekmiş oturuyordu duraktaki bankta. Saçlarının arasından insanlara isyan edercesine bakıyordu gözleri. Acı çekiyordu, çaresizlik kalbini acıtıyordu.


Favori olarak ekle (37) | Görüntüleme sayısı: 628

Yorumlar (2)
RSS yorumları
1. 08-01-2009 15:09
Saçlarının arasından insanlara isyan edercesine bakıyordu gözleri. Acı çekiyordu, çaresizlik kalbini acıtıyordu.  
... 
ne güzel ifade etmişsiniz, çaresizliğin en çok kalbi acıttığını ..
Yazan minna (Kayıtlı)
2. 08-01-2009 17:06
çaresizlik insanı en çok acıtandır...elinden bir şey gelmez, öylece bakar durursun işte, ayrılıkların, zorunlulukların, vazgeçişlerin ardından... teşekkür ederim minna...
Yazan destina (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1009
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 909557

Liman

24032008 003.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com