Eskizler >> düz yazılar
“ Bence edebiyat bütün çeşitleriyle masalla başlar, masalla biter. Ama gene de masal şiire yakındır en çok. Ritmiyle, tekrarlarıyla, lakonikliğiyle, hayaliyle, hasretiyle......Masallar insanları kaynaştırır .....“diyor büyük usta Nazım Hikmet “Sevdalı Bulut “ isimli masal kitabının önsözünde ....
Bize hayaliyle ilham veren Ekin’imize…
GÜNEŞİN GÜLÜMSEDİĞİ GEZEGEN
Bir varmış, bir yokmuş; dünyamızdan çoook uzaklarda muhteşem bir gezegen varmış. Bu sihirli gezegenin gökkuşağının renklerini andıran bir halesi varmış çevresinde çocuklar...
Bu gezegende sadece Kraliçe peri Perişya, onun himayesindeki periler ve kötü peri Perperişan yaşarmış. Kraliçe ve şövalye perilerin uzun kar beyazı elbiseleri, bembeyaz kanatları, upuzun saçları ve bembeyaz atları varmış. Şövalye periler Kraliçeleri ile birlikte bazen sihirli atlarına binip, buzda kayma endişesi olmadan doludizgin giderek, bazen de büyük kanatlarıyla uçarak Peri halkına yararlı olurlarmış. Perperişan ise her defasında yenilgiye uğramasına rağmen, perileri ağına düşürüp, Kraliçe ile kavga edermiş. Bir türlü akıllanmaz ve hiç gereği yokken gezegende savaş çıkarırmış, her defasında da yenilirmiş…
Dönelim dünyamıza…Van, San ve Tin anne ve babaları ile mutluluk içinde yaşarken bir gün dışarıda oynamak istediklerinde, anneleri “ oynayabilirsiniz ama sakın bahçeden dışarı çıkmayın, kapının önünde oynayın, size verdiğim öğütleri de unutmayın” demiş, babaları da gülümseyerek annelerini onaylamış.
Üç kardeş Tin’in önerisiyle evlerinin bodrumunda buldukları eski eşyalarla müthiş bir uzay gemisi yapmışlar ve bizimkilerin uzay macerası da böylelikle başlamış.
Van, San ve Tin uzun süre çalışarak en sonunda bu sihirli gezegene ayak basmayı başarmışlar. Orada ne görsünler; gökyüzünde güneş bütün ihtişamıyla gülümseyerek, yeni bir günü müjdeleyerek doğuyormuş... Üstelik her yer rengarenk buzlarla, buz kayalıkları ile doluymuş.
Üç kafadar gezegene ayak basar basmaz tabiî ki donma tehlikesiyle karşılaşmışlar. Ama neyse ki her ihtimali düşünerek yanlarına çok kalın giysiler almışlar; şapkalarını çıkarıp gülümseyen güneşi selamlamışlar.
Diğer yanda kötü peri Perperişan’ın çok canı sıkılıyormuş. Yeni kötülükler yapmak istiyormuş.
Tin kardeşlerinden ayrılarak bu garip ama güzel gezegeni keşfe çıkmış. Gözleri hayranlıktan kamaşmış bir halde yürürken kardeşlerinden de bir hayli uzaklaşmış ve karşısına siyah pelerini ile Perperişan çıkıvermiş. Çünkü Tin, Perperişan’ın yaşadığı koyu mor buz mağarasının tam önünde imiş. Perperişan mutlulukla ve tüyler ürperten kahkahalar atarak, akşam yemeğinde yemek için küçük dünyalı Tin’i, mağarasındaki kurbanları için hazırladığı özel bir odacığa hapsetmiş.
Diğer yandan Van ve San, kardeşlerinin yokluğunu fark ettikten sonra onu merakla aramaya başlamışlar. Bir taraftan da ağlıyorlarmış. Derken birden karşılarında Kraliçe Perişya ve iki peri belirivermiş. Kraliçeye kardeşlerini kaybettiklerini söylediklerinde Perişya billur sesiyle yatıştırmış onları ve hep birlikte Perperişan’ın mağarasına gitmişler. Perişya sihir gücünü kullanarak kötülük perisini etkisi altına alırken, diğer Perilerle Van ve San da Tin’i hapsedildiği yerden kurtarmışlar.
Tin yatağında mutlulukla mırıldanmaya başlamış. Annesi “güzel bir rüya görüyor anlaşılan” demiş ve yanağına bir öpücük kondurup, hafifçe saçlarını okşamaya başlamış. Uyanıp kardeşleriyle okula gitmesi gerekiyormuş…
Tin esneyerek uyanmış ve evinde, yatağında ve annesinin yanında olmasına çok sevinmiş ve yataktan şarkılar söyleyerek kalkmış.
Van, San ve Tin büyük bir iştahla annelerinin hazırladığı sütlerini içmişler ve reçelli ekmekleri ile diğer güzel şeyleri yemişler. Tin bir yandan diğerlerine gördüğü rüyayı da anlatmış . Okul yolunda ilerlerken Tin hala gördüğü rüyanın ve gizeminin etkisi altında imiş. Bir an gökyüzüne bakmış ve gülümseyen güneşi görmüş…
Devamını oku...