Menu Content/Inhalt
güverte arrow eskizler arrow düz yazılar arrow 317 Numaralı Otobüsün Çalınan Durağı (18)

üye girişi


317 Numaralı Otobüsün Çalınan Durağı (18) PDF Yazdır E-posta
Yazar türker a.   
Wednesday, 08 October 2008


’’Nereye gidiyorsun payidar, dünyada olmaz, bırakmam’’ dedi eczacı yakınım. ‘’Size yemek ısmarlayacağım, hesaplar benden, atlar kaçıyor mu? Otur birazcık, kuruma gönderilecek reçeteler var, çocuklar az sonra hazırlarlar, sadece imzalarını atayım, çıkalım hep beraber. Bildiğim çok iyi bir lokanta var. Hem birer kadeh rakı içeriz seninle. Kızdırma beni’’ diyerek kolumdan yakaladı. Kolumdan yakalanmıştım, içimde sıkıntı denizleri kabarmıştı. Yosun kokmayan köpükler altında boğuluyordum. İstemeden oturdum. Plastik taburenin ucuna emaneten konuverdi bedenim. Çay teklif ettiler, istemedim. ‘’Ne çayı ulan’’ diye bağırmak istesem de bu argo haykırışı yakıştıramadım tarihime. Uyumadan da kâbus görülebiliyormuş onu anladım. Canımın sıkıldığını, canımın sıkılıyor olduğunu anlamışlardı. Benim canım hep sıkılır dedim. Ufacık bir çocukken bile hep sıkıcı bulmuşumdur; hep beraber oturulup, çay bardağının içinde kesmeşeker eritirken çıkan çınlama seslerine. Burunlarının altındaki et benlerinden kıllar fışkıran kadınların höpürdeterek çay içtikleri o ilk andan beri ben böyleyim demek istesem de diyemedim. Sustum, keşke bir meyhanenin hüzünlü penceresinde vızıldayan karasinek olsaydım dedim Üsküdar’a.

Eczacı yakınım ki artık kendisinin yakınım olup olmadığını bilemiyorum, durmadan şakalar yaparak topu ayağında tutuyordu. Korner direğine kadar gidip beni orada beklemesini isterdim. Ayakkabımın bağcıklarını iyice bağladım. Sağ ayak kaval kemiğiyle kramponlarımın arasına manasız bir şiir yazmıştı yazıcılar. Kayarak silmek istedim şişman bedenini sahadan.

Ortamdan tamamen kopmuştum. Ne gidebiliyor ne kalabiliyordum. Eczacı, bir müşterisine iğne yapmak için izin isteyerek iç bölmeye geçti. İçeri geçip, işini yapması için neden izin istediğini anlamış değildim. Kafamı kaldırdım. Ölü adaşım payidarın siluet yakını bana bakıyordu; ’’ bir türlü öldüremedin gitti kendini’’ dedi. İçimde ne kadar acı patlıcan ve kırağı varsa hepsini dışarı çıkararak acı acı gülümsedim kendilerine. ‘’Takdiri İlahi’’ diyebildim.

Hastasını uğurlayan eczacım tombul adımlarla yazar kasaya kadar yürüdü. Yanında çalışan elemanına not almasını söyleyerek para aldı yanına. ‘’Hadi çıkalım,’’ dedi paralarını meşin cüzdanına yerleştirirken. Hadi çıktık. Önce ölü adaşımın yakını, sonra ben, sonra eczacı teker teker geçtik eczanenin eşiğinden. Yürüyorduk. Kimin nasıl yürüyeceğini kestiremiyordum. Ne önde ne arkada ne sağda ne solda olmak istemiyordum. Onlar yürüyordu da ben onların arkalarında oluşturdukları hava koridorunda savrulan kurumuş kavak yaprağı oluyordum. Arada bir durduklarında sağlarından, sollarından, önlerinden geçiyordum. Bazen dizlerine tökezliyordum bazen topuklarına basarak ayakkabılarının ökçelerini eziyordum. Pırıl pırıl siyah ruganlarına düşmüş suretimden insan olarak olmasam da kurumuş bir kavak yaprağı olarak utanıyordum. Kendi ayakkabılarıma baktım. Pençelerini yitirmiş, derisi kurumuş, mezarlık tozlarıyla sararıp, meyhane bulaşıklarıyla sertleşmiş ayakkabılarımla o iyi lokantaya nasıl alacaklardı beni. İşte bu payidar diyeceklerdi, ayakkabılarına bakmayın siz, bu bedbaht pabuçların içinde soysuzluğuyla prim yapmaya çalışan küçük harfli biridir o. Bir köşeye iliştireceğiz onu, biz konuşurken tarihe not düşmesi için yanımızda getirmiş bulunduk, mümkünse üşüyen bayan müşterileriniz için hazır bulundurduğunuz şallardan biriyle kaplarız üstünü. Emekli dul ve yetimdir kendileri, kaplama tutmazsa kalaylarız, o da olmazsa plastik bir iki leğen karşılığı eskiciye veririz. Sus deriz, susar. Konuş deriz, konuşur. Müessesenizin karşılaşabileceği her türlü maddi ve manevi zarar tarafımızdan itinayla karşılanacaktır. 

Bu kadar yeter dedim kendi içimden kendi içime. Sus artık, gelmek üzereyiz lokantaya. Bu gevezelikle adisyon bile açmazlar adama. Ben, tam bunları derken gelmiştik lokantaya. İyi bir lokantaya lafının üzerine gelmiştik ya da iyi bir lokanta lafının üzerine gelmişti. Sustum.

İyi iki insan ve küçük harfli p olarak buyur edildik. Bizden başka kimse yoktu. Beyaz örtü üzerine ters çevrilmiş rakı kadehleri tam biz otururken düz çevrildi. Beyaz porselen tabaklar da şef garsonun marifetli parmaklarıyla olması gereken konumlarını aldılar. ‘’Her zamankinden mi?’’ dedi kel garson. Her zamanlarımızı onaylayarak sipariş etti eczacım. ‘’Porsiyonlar bir buçuk olsun,’’ dedi. Ortaya mevsim salatası ikimize altınbaş, ölü adaşımın yakınına ise bir kadeh kırmızı şarap söyledi. Haydariyi, pilakiyi, peyniri, kavunu çağırdılar masamıza. Rakıya buz çağırdılar. Kül tabağına duman ekledi eczacı. Rakı şişesine bakarak içlendi. ‘’Ah,’’ dedi ‘’bunlar ne ki, rakı dediğin boğma olacak.’’ Dayanamadım;
yalnızca üzüm distilatı ya da tarımsal kökenli etil alkol ile karıştırılmış sumanın, beş bin litre ya da daha küçük hacimli geleneksel imbiklerde, yüksek eteri yağ içeren anason tohumu ile ikinci kez damıtılması ile üretiliyor, dedim. Bir yudumda bitirdim kadehi. Bu kadar emek verilen şeyin şerefine içmiştim. Onlar yani diğer iki iyi insandan biri sağlığa biri en kötü günümüz böyle olsuna içmişti. Eczacı tekrar kadeh kaldırarak ‘’ içmesini bilene zevk-ü sefadır rakı, içmesini bilmeyene cevrü cefadır rakı şeklinde atak tazeledi. Ben oynamak istemiyorum dedim içimden. Siz oynayın, benim karaborsa da olsa biletim var. Burada durup izlemek istiyorum her şeyi.

’’Ee, anlatın bakalım’’ dedi tahmin ettiğiniz kişi. Ben her şeyi bir gün öncesinde anlatmış olmanın verdiği eziklikle kadehimin içine baktım. Buz kalıbı erimemişti. Erimesine fırsat vermeden rakısından ayırdığım için af diledim kendisiden. Uzattım masanın sakisine. Saki biraz yavaş dedi. Adım gibi küçük yudumlarla içmem salık verildi. Bu sadece felekten çalınmış küçük bir öğleden sonra yemeğiydi. Cevrü cefa sahibi payidar olmamalıydım. ‘’Rakı nasıl içilir?’’ diye sordum eczacıma. Yani bunun kimyası, fiziği matematiği, felsefesi nedir diye sormak istedim. ‘’Adam gibi içilir’’ dedi. Top ayağına oturmuştu. Kızardım, öfkelendim içimden. Kendisi şarap içtiği halde tebessümle karşılamıştı bu şipşak cevabı. Ölü adaşım payidar da çok içermiş vakti zamanında. Gözlerinin altı kararana kadar içermiş. Sonra ne olmuş, ölmüş. Hayır, rakı öldürmemiş. Kazaymış, aslında nasıl olduğu bilinmiyormuş ama denize düşmüşmüş. Arabalı vapura binmişmiş, arabası yokmuş ama. Yolcu olarak binmişmiş, yalnızmış.
Yok, ölü adaşım payidarın yakını değilmiş şarabını bitiren bayan, eşi, kardeşi falan değilmiş. Sevgilisi falan da değilmiş. Öldüğünde yani kendisine kaza süsü verdiğinde (bunu ben ekledim) görüşmüyorlarmış. Çok eski bir arkadaşıymış, fakültedenmiş, anlarsınızyaymış, bizimki severmiş bunu, bu sevememişmiş yani severmiş ama onun istediği sevgiyle bunun verebileceği arasında nitelik farkı varmışmış. Takıntılıymış rahmetli, çok üstüne gitmişmiş, çok koşmuş hiç yorulmamışmış, yanlış zamanlarda yanlış atakların adamıymış. Bir gün bir mektup yazmışmış buna, çok uzun sayfalarca ama okumamışmış, ölümünden ortak bir arkadaşları haberdar etmişmiş, törende kimse yokmuş, çok üzülmüşmüş eve dönünce sandıktan sararmış sayfaları okudukça ağlamışmış ama bir sevgili gibi ağlamamışmış, vicdanının sesiyle ağlamışmış…

Açıkçası böyle bir hikâye beklemiyordum. ‘’Kadehimi vicdan azabınıza kaldırıyorum sayın bayan,’’ dedim. Siz ve sizin gibi payidar öldürücüleri var oldukça memleketimizin muasır medeniyetler seviyesindeki ince hastalık ve kahrından geberiyorum oranları ulusal endekste tavan yapacaktır. Arabeskin kralı ile âlemin kralı arasında karar veremediğimizden hepimiz birer aslan kral olarak tarihteki yerlerimizi almış bulunacağız. Ben şahsen ölü adaşımın sır dolu ölümünden sizi sorumlu tutmuyorum. Kendinize böyle bir paye çıkarmanızdan son derece rahatsız olduğumu bilmenizi isterim. Zira sizlerle paylaşmadığım bir mezarlık anımda adaşım tarafından mezarın içerisine çekilip, kısa ve manidar hayatının özetlerini seyretme imkânı bulduğumda, yerlere savrulmuş hatıra defterlerinde sizin adınıza rastlamadım. Her ne kadar sağlığında kendisiyle arkadaş olmasak bile mezarlıkta geçirdiğim onca mesailer boyunca sizi hep kendisinden yaşayan biz payidarlara kalan bir anı bir hatıra olarak düşledim. Oysa siz bugün karşımıza geçip biten ikinci şarabınızın duldasında acımasız bir aşkın gollerini alkışlamamız için tribünleri ayağa davet ediyorsunuz. Alımlı ve büyüyen gözlerinizden damlayan yaşlar, rakı kadehlerimizdeki buzların erimesini engelliyor. Haydariye sinen bu hiçlik ve kangren kokusu tüm dubaların esrikliğinde bırakıyor; yarısında birisini öldürdüğünüz melül aşkınızda. Siz ve işbirlikçiniz bu şişko eczacı yüzünden mezarlıklara öğle olmuyor. Öğle olmadığı gibi ceviz diplerinden kovulan gölgeler yüzünden ilkindi namazına müteakip kılınacak tüm payidar ölümleri musallada kalacak.

Hızımı almıştım. Sağ ve sol kanattan fuleli koşularla işbirlikçilerin kalelerine yolluyordum gollerimi. Nerden haber almışlarsa Hacivat, bilader ve mezarlıktaki yaşlı amazon tribündeki yerlerini alıp, ellerini patlatırcasına beni alkışlıyorlardı.

’’Lütfen daha fazla gözyaşı dökerek, kendinizi üzmeyiniz dedi eczacı. İrkildim. Ölü adaşımın ağlayan yakınını teselli ediyordu. Kolumu hafifçe çekerek ‘’hadi payidar,’’ dedi. Sızmıştım. Ağzımdan masaya akan salyalarımdan utandım. Herkes içkisini bitirmiş kalkmak için beni bekliyordu.


Favori olarak ekle (17) | Görüntüleme sayısı: 289

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. 09-10-2008 14:42
bu payidar  
soluksuz okunuyor.. 
okuyucu payidarı seviyor.. 
kendileri için çok şey düşünülse de, kestirmeden "bi alemsin payidar bi alem " desek bizi kınamazlar umarım...
Yazan minna (Kayıtlı)
2. 13-10-2008 14:52
Yaşayan Payidar ölü mü? Yoksa ölü Payidar mı yaşıyor ? Ya da bu ihtimaller dışında bir ihtimal daha mı var? Benim açımdan bu bir muamma! Okuyup göreceğiz.
Yazan halis (Kayıtlı)
3. 16-12-2008 15:13
Okuyup göremiyoruz. İçkimizi bitirdik, kalkmak için payidarı bekliyoruz. İlgililere ilan olunur.
Yazan birneviculya (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 238
Ezkizler: 740
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 468974

Liman

eyl.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com