Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

    OTOPSİ ARTIĞI

    ÖLÜ ESVAPLI ÇOCUKLAR

    1. paslı makas

    çinko bir sen bahar sesidir söz dilimin ucunda

    kral-içe döndü boğdurttu soytarıyı

    gecenin kara kireç duvarında biriken küf

    yıldızların kör kıraç boşluğunda sarkaç

    kıpırtısızdır

    bir kadın derin uyur asılı korkularından uzak

    benden ve zamandan uzaktır

    gül kurusu tahta

    kurusu kan kurusu an

    yalandır

    otel odalarında bekleme salonlarında cam sürahilerde

    biriken adam ölüdür

    damarı dar gelmiştir kanına

    kaskatı kanın damarı terk ettiği an’dır kadın

    terk etmiştir kendini

    rahmi etten bir tabut kılmıştır cenin

    vakit tamamlanmış tersinden başlamıştır sesim

    birden bire bir belediye bandosu resmi geçer içimizden

    bir şeyler çalarak

    ölü esvabı giydirilmiş çocuklar

    suskundurlar

    2. kırık iğne

    çinko bir akrep sesidir söz dilimin ucunda acır

    at kuyruğu kamçı şiddetinde saldırırken gün üstüme

    yırtılır bir kadının ağır uykusu

    sağır bir narkozdan kıpırdanır elleri

    güneş küf yeşili saklanır bulut dilenir gökten

    unutulur yaprak dökümsüz takvimlerin sıkıntısı

    akrep yel kovalar küf çivisi zehriyle

    vakit rahme sığınır başlar ölüm en başından

    3.çürük iplik

    çinko bir sağır sessizliğidir artık söz dil ucumda tükenir

    söz kaçar dil ucumdan kalp ucuma geri döner

    geri döner zehri çekilmiş engerek utancıyla

    kaçarım kalbimin karnavalından kan revan zor çıkarım

    içimde son tören, son tren eylül

    bir çığlık, bir çığlık sonra ormana karışırım

    avucumda korkak bir dönüş bileti sakladığım gençliğimle

    boşluk rahminden kusmuştur beni de ansızın sızı

    bana yazık değil mi? bana yazık değil mi?

    böyle halsiz cansız otopsi artığı

    ucuz beyaz muşamba yalnızı

    kalbim öksüz yetimdir en çok bayram sabahından gücenir

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar


    Ben:
    gün gecenin olur sonunda
    ben gecenin,
    yanlızlık benim.
    olmadığı kadar hiçbirşey birilerinin
    benim olduğu kadar hiçliğin,
    kuyucaklının kaderiymiş kader dedikleri
    bulunan şeylerin hepbilinmezliği
    neden anlıyorum sonunda
    yanlızlık benim...

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    ''...dün'de çoğalan kelimeler için, yarın'a sadeleştirirken...''

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar


    albayım..

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    ÇAKIR KEYİF YÜREKLERİN, SIRRA KADEM DÜŞLERİ…

    Gece, bazen nefes almak ister,

    Gece, bazen soluksuz kalmak ister,

    Gece, bazen eteğindeki taşları savurmak ister.

    Gece, bazen baştankaraya vurup, sensizliği yırtmak ister.

    Ay’ın karanlık yüzümü bizi üzerine çekmişti?

    Yoksa ay mı karanlığını bizden almıştı?

    Gecenin, en mahrem dokunuşlarını ulu orta sergilemek istediği ve zamanın dizlerini dövdüğü, dermansız vakitlerdi.

    Üzerimize örtülen ıssızlığa kadehler kaldırıyorken, akşamın seher vaktinde dibe vurulmaktan korkmayan ve yalnızlığın menzilinde hiçbir zaman ıskaya uğramayan iki yürektik.

    Bazen, kendimizden tası tarağı toplayıp, gitmek istiyorduk. Bozguna uğrayan düşlerimize çelme takıldıkça, sabrın sınırlarını zorlayıp, yüreklerimizdeki şeklini ve şemailini kaybetmiş sevdalara, ritmi bozuk sözcükler gönderiyorduk.

    Ve eminim ki, kulaklarını olanca hızıyla çınlatıyorduk.

    Birbirimizin yüreğinden akan sözcükler, alkolün damarlarımızdaki seyrinden dolayı, darağacımızda zaman zaman asılı kalsa da, içimizdeki özlemlerle koyu bir sohbete dalmıştık.

    Dostum, uzun yolların ardında avare bir yüreğe tutunmuştu.

    Yalnızlık teninde, karabasan geceleri inletse de, dilinden düşmeyen tek cümlenin şahidiydim. ‘Gözlerinin rengine bir isim bulamadım’ diyordu.

    Kadehinden bir yudum alarak, buğulanan bakışlarıyla, ayın parıldayan yüzünü seyrederken, sevdiği adamın adı dilinde tükenmeyen tek heceydi.

    Biliyordum…

    Böyle vakitlerde sızlayan sessizliğine kimseyi davet etmezdi. Yüreğinin yorgunluğuna, yarım kalmış şarkılardan ezgiler gönderirdi.

    Yalnızlığına ise; hiçbir zaman gün yüzene çıkarmadığı, içindeki çocuğun bakir düşleri eşlik ederdi.

    Hoyrat yaşamın rüzgârından payını almışlardı. Tedirgindi artık hayalleri, farklı şehirlerde olsalar dahi, aynı pusula ile yön bulma çabası içindeydiler.

    Aralarındaki uzun yollar özlemlerini bazen zıvanadan çıkarsa da, bu savrulmanın ertesinde olanca hızıyla yeniden birbirlerinde son buluyorlardı.

    Kara kalemle boyanan yazgılarına, zaman zaman gün ışığının halesi vursa da, bir tabloda birbirine teğet geçen, iki kırık çizgiydiler.

    Uzakları kendine yakın etmeye çalışan bir kadının, dile gelemeyen sözcüklerinde, bir adamın eskimeyen sureti asılı kalmıştı.

    Ondan ayrı kaldığı yetim zamanların efkârı ile sigarasının dumanını içine çekerken, hüzünlerimiz zaman zaman çakışıyordu.

    Kumsalın, ışıltılı yüzüne düşen gecenin puslu hali; dalgaların hırçınca ayaklarımıza vurmasıyla, çakır keyif olan yüreklerimizi kendine getiriyordu.

    Gökyüzünden üzerimize yağan yıldızlar, genzimizdeki ekşimsi tat kadar buruktu.

    Denizin hırçın yakarışlarına, uzaklardan ahenkli bir ses eşlik etmeye başlamıştı.

    Piyanistin notalara vuran çığlığını da aramıza davet edince, müziğin dokunuşları, özlenen an’ları sanki ten’e işliyordu.

    Sessizliğin farklı dilleri vardı. Bir şekli, bir adabı ve hırçın dokunuşları…

    Soluksuz acıyan gece, sırtına yüklediği, viran anları tek tek toparlamak istiyordu.

    Umutlarını hangi zamana kilitlemişlerdi?

    Anadan doğma şeffaf düşleri, hangi devrik vakitlerin altında ezilmişti?

    Savruluyordu rüzgâr, dalgaların geceyi içine çekmesiyle, yüreklerimizde tutunamayan ve yavaş yavaş yüzleri silinen eşkalleri sürgüne gönderiyorduk.

    Keza benzer hüzünleri içimizde barındırırken, uykusuz kalmış düşlerimize kadeh kaldırıp, içten içe bir o kadar da ayın parıltısını kıskanıyorduk.

    Gittikçe soğuyan acılarımızın ardından, kayıplarımıza bir imza atarak, bu vurgun vakitlerinden gitmek istiyoruz.

    Bir süre boşluğa bakarak, gecenin yüreklerimize tokatlarını umarsızca seyrediyoruz.

    Hayallerimizden küller savruldukça, aklımızdan geçen sorgulara yeni yetme gidişler hazırlıyoruz.

    Geceyi geriye sarıp, ay’ın arsız gülümseyişinden bir parça içimize alarak, çıkmaza uğrayan cevapları kıyamete gönderiyoruz.

    Gide gele yakarışlarımızla aşınmış kumsala, kırıklıklarımızı döşerken, tek bir cümle ayın karanlık yüzünde beliriyor…

    ‘Gözlerinin rengine bir isim bulamadım…

    GAMZE ATAL…

    Devamını oku...

"Her kent mevsiminde yaşanmalı" Diyen Şair PDF Yazdır E-posta
Yazar minna minna   
Saturday, 04 October 2008

 

 

"Her kent mevsiminde yaşanmalı" diyen şair,
Siz tüm entim aşkları alıp giderken benden
İçimdeki giysilerin dağınıklığına denk düştüm.

Nü aşıklarla terkettiniz kentleri bir bir,
Gidişinizden habersiz seçtim ,
Mevsimsiz yağan yağmurun akropolünü,
Üşüdüm.


İçi kürklü kaputları çıkardım ardınızdan,
Güneşi çekerek odama,
Güveler sardı naftalinli sevdalarımı.
Derinliği olmayan bir iç çekişle boşluğuma düştüm.
Tıngırdadı tüm cenabet aşklar ardımdan.


Her kent mevsiminde yaşanmalı diyen şair
Lavaboya gidiş-dönüş aralığında,
"Potinler lüstre edilir" diyen
Boyacı çocuğun sonbaharına takıldım.
Kırmızıları yok saydık çocuk ve ben...
Hüzünle hazanı hiç konuşmadık.

Diyen şair,
Buralarda durulmaz artık.

atamankale

04/10/2008//14:59

 

 


Favori olarak ekle (26) | Görüntüleme sayısı: 506

Yorumlar (4)
RSS yorumları
1. 05-10-2008 16:09
Her geçen gün üzerine koyarak devam ediyor sevgili Minna.. 
 
Sadece kurgu ve dize kullanımlarında takıldığım yerler oldu. Bu tökezlemeleri saymassak çok güzeldi. 
 
Önce kelime vardı.. 
 
Teşekkürler
Yazan turker (Kayıtlı)
2. 06-10-2008 17:06
:) 
teşekkür ederim sevgili türker...
Yazan minna (Kayıtlı)
3. 07-10-2008 22:55
dizeler tek başlarına etkili fakat bütüne bakıldığında hafif savruk. bune rağmen sıkı şiir olmuş.
Yazan engin barış (Kayıtlı)
4. 09-10-2008 14:00
haklısınız sevgili engin... 
inanın kaç gündür şiir üzerinde çalışıyorum her seferinde daha da savruklaştı ...olmuyor gibi...en son halini buraya yapıştırayım...nasıl olmuş diye bi bakabilir misiniz??
Yazan minna (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 297
Ezkizler: 879
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 674332

Liman

97932283.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com