Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> düz yazılar



    İkinci Bölüm

    Kutlama

    2001 Ağustosunun aysız, nemli, sıcak bir Mürefte gecesiydi. İskelenin Hoşköy Feneri’ne bakan tarafından ayaklarını denize sarkıtmış balıkçılar, bir yandan şaraplarını yudumluyor, bir yandan da denize sarkıttıkları ayak tabanlarında, Marmara Denizinin serinliğini hissediyorlardı. Hora feneri göz kırpıyordu balıkçılara. İskelenin başından uzaklaştıkça, balıkçılar seyrekleşiyor, iskele karanlıklaşıyordu. İskelenin ortalarındaki merdivenlerinden bakıldığında, başta duran koskocaman vinç bile karanlığa gömülüyordu...

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    ‘yaşamak değildir

    Aşk

    Ölümü yaşamaktır.’

    Başladığım yerde tam da burada

    Nokta koydum hayatıma.

    Bu kıyıda vurmuştu tenim yalnızlığa,

    Koskoca görünen bu hayatın,

    Bu karanlık noktasında…

    İlk nefesi alırken daha,

    Tam da burada hapsetti hayat,

    Arsız bir sevgili gibi…

    Bu yitik beden

    İşte bu kıyıda sevdi.

     

    Hangi yağmur ıslatmadı

    Doyurduğu kadar seni

    Söyle!

    Bu arsız beden hiç sevmedi mi tenini.

    Bir gece vakti ansızın belirdi yıldızlar,

    Yokken de onlar

    Benden başka kim titretti seni.

     

    Varsa çıka karşıma bir beden daha

    Kaybetmeyen ruhunu sende

    Tatmayan ölümü senle…

     

    Ay hiç ağlatımı seni

    Benim olmadığım bir anda,

    Ne zaman tattın o tuzlu damlaları

    Düşmeden anlıma,

    Bir ses var mıydı

    Benim yakarışlarımdan başka,

    Okşayan ruhunu

    En sessiz yalvarışlarıyla…

     

    Varsa çıkar karşıma

    Bir nefes daha,

    Boğulan senin yokluğunda

    Olmayan senin yokluğunda.

     

    Söyle!

    Kim ağlattı seni benim kadar,

    Kim sardı tenini

    Benim varlığım kadar,

    Varsa çıkar karşıma da

    Tamah etmeyeyim artık sana,

    Gülmeyeyim hiçbir an senin yokluğunda,

    Rüzgârlara estirmeyeyim ruhumu yalnızlığında,

    Yaşamasın tenim

    Senin yokluğunda.

     

    Mezar kabul

    Ama yalnız ben tattım senin ruhunu

    Yalnız ben aldım nefesini dudaklarında

    Başka kim döktü gözyaşlarını

    Senin yokluğundan…

     

    Bir hayat dedin ‘yaşamaz bensiz aşkı’

    Solumaz bu havayı öylesine tatlı,

    Bakmaz ufka asla

    Bensiz böylesine heyecanlı,

    Acıları bile çekemez

    Cehennem çukurunda böylesine ızdıraplı.

    Zebaniler gülerken

    Daha hayattayken ruhlar

    Böyle yaşayamaz kimse acıları.

     

    Mezar kabul

    Ama ben soludum senle

    Kararmamışken sen daha,

    Daha hayattayken

    Gömdüm tenimi toprağa,

    Ben verdim ruhumu sana,

    Ben öldüm senin aşkınla bu hayatta,

    Ölümü gördüm Derin Sularında.

    Bil ki!

    ‘Yaşamak değildir

    Aşk

    Ölümü yaşamaktır.’

    İbrahim Kabahaliloğlu

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    gidiyor toprağın flu bakışlarına terslenmiş yanım.
    akıntının ay kısmına vuruyor sırayla
    çarşambadan, perşembeye üşüyen cesetler.
    dişlerimin arasında,hâlâ kalp atışlarını saat tiktağı sandığım kadınların,
    geceyle gündüz arasındaki bir yere sıkışmış gözlerinden
    terk edilmiş avluma taşan renkler.

    oysa essiz ve cesur bir rüzgarı arkana alıp,
    kıpkırmızı sığınmıştın,
    dişlerinin tenimde morarttığı o yeni ülkeye.
    kusursuz şehirler düştü ceplerinden göğsüme,
    bir tebeşir beyazlığıyla yanık yanaklarıma kusursuz ve estetik tokatlar.
    siperdeki tek arkadaşım alnına dayıyor namluyu.
    yalnız kalıyoruz,
    ben ve savaştan çok, karanlıktan korkan atlar.
    ne bir kabus ne de bir pembe tirat şimdi
    konserve kutusuyla kesmeye çalıştığım.
    uyandım;
    topu topu farklı yataklarda, aynı hayatlara uzanan ayaklar.


    doğaya sızıyorum... aramızda hiç olmamış o yüzyıllık barajdan.
    önce dudaklarına, sonra kadınlığına sığınmış mahçup bir su birikintisi oluyorum.
    al beni şeytanın gözüne yaş niyetine sok.
    al beni uçurumlara fırlat.
    bir masal yap beni hiç bir dudağa yapışmamış...
    ne yazık, benim sana bir kıyım bile yok.
    bir ameliyat izi taşır gibi taşıyorum karanlığı suratımda.
    gündüz, geceyarısına göç veriyor.
    aklım cinnete.
    elimde, melek kokan sardunya.


    henüz birkaç aylık sevgililerin ayı parlak bir oyuncak sanması gibi
    ahmak ahmak tırmanmaya çalışıyorum kalbin kayalıklarını.
    tepemde,
    başımın etini köpekleri kovalamak için kullanan bir aşk.
    sarhoş bir tanrı, ölülerin süslediği daracık bir sokakta
    üzerine geçirdiği siyah bir kaderin ardına gizlenmiş
    seni kusuyor aydınlığın kirli taşlarına.
    sarhoş oluyorum.
    bir melek, arkasına bakmadan alalacele kaçıyor sonra bu şehirden.
    ben, sessiz sedasız,
    terk edilmiş bir cennet kokuyorum.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

     

     

     

    Usta bir ressamın fırça darbeleriydi,
    Resmine can veren...
    Anılarımı zihnimden çalan,
    Elindeki parlayan neşterdi...
     

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Devamını oku...

Uzun Metrajlı Bir Fim Denemesi... PDF Yazdır E-posta
Yazar Gökay Birkan SUCAKLI   
Wednesday, 24 September 2008


*Herhangi Bir Kadın Anısına...

Sarılırken hayat makaralara perde perde

Ben biriktirdiğim tüm kadınları yakıyordum ucundan

Çocukça eylemler yapıyordu düşlerim gözlerime kapalı odalarda

Umutsuz yelkenlileri karaya çıkartıp yürütüyordu ellerim

Tek başına zor oluyordu bu asi yalnızlık,

-başına buyruk bir cellattım ben bilinmeyenlerin ormanında


- es -


Ki

Tanrı gibi yalnızdım bu koca dünyada...

Kendinin, kendine terk edilmesi ne demektir bilir misin?


İlk uzun metrajlı film denemem olacaktı bu serüven

Efsanelere sığmayacaktı biliyorum.

Ellerine bulaşmış kirli toprak kokusu içine sinmeyecekti

Daha da çamura yatacaktın sen...


Taş atıp camı kırmış çocukluğum gelecek gözbebeklerimin perdesine

Utanacağım…

Sen çocuk, evet sen!..

Kırmızının en koyusu düşecek yanaklarına belki de…

Anadan üryan düşlerine bağlayacaksın, dilek diye çaputlarını

Tuttuğun dallar bir bir kırılacak biliyorum…


Ardına sakın bakma, Mor saçlılar/sancılar peşinde…


Onsekiz’inde teslim oluyordun kör bıçak bir intihara

Yaptığına alçaklık derler ya,
Bakacağız çaresine çocuk, pencere kenarı karanlığıyla...

Bulutların tozu kaçtı gözüme, dudaklarımda senden kalan tuzlar…

Ve

Ne zaman arkamı dönsem, yüzün yüzüme bakar…


İtiraf et!

Göğsüme dayadığın altıpatların şansı sahiden altıda bir mi?

Yoksa altmış milyonda bir mi yakalanır insan bu hastalığa...

Uykusuz yarınları yanına alıp saklandığında

Peşine düşen azrailin çürük dişi kana bulandığında


“Kaçabilirsin ama saklanamasın repliği kulaklarımda…”



Ölüm kusarken ağrılarını şakaklarıma, doğmamış güneşlerin diyetini hangi karanlık öderdi…





Gökay Birkan SUCAKLI - *Tüm Yalan ve Yalancıların Ölmüş Anısına...


Favori olarak ekle (48) | Görüntüleme sayısı: 695

Yorumlar (6)
RSS yorumları
1. 04-10-2008 17:09
Ben biriktirdiğim tüm kadınları yakıyordum ucundan 
 
Çocukça eylemler yapıyordu düşlerim gözlerime kapalı odalarda
Yazan minna (Kayıtlı)
2. 10-10-2008 11:26
Güzel ve sanki herşey tam kıvamında kalemine sağlık.
Yazan lamira (Kayıtlı)
3. 11-11-2008 21:14
minna, varlığına minnettarım... 
Geçiyordum bir bakayım dedim...
Yazan Pardus (Kayıtlı)
4. 11-11-2008 21:15
lamira... 
Teşekkürler yorumuna... 
 
Herşey yerli yerinde mi acaba :)
Yazan Pardus (Kayıtlı)
5. 12-11-2008 00:28
''geçiyordun'' 
 
eyvallah usta ne denir?
Yazan turker (Kayıtlı)
6. 09-07-2009 21:44
Ne denir bilmiyorum usta... 
Geçiyordum, uğradım... :)
Yazan Pardus (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 376
Ezkizler: 1065
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1051551

Liman

21b41d7ef9519b6ce1488e1fe265f610[1].jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com