Eskizler >> düz yazılar
TEZER ÖZLÜ’YE MEKTUPLAR 3
SAHNE…
Tüm zamanları yaşadık Tezer. Tüm acıları, kaygıları, korkuları, basit bir aşk filmini izler gibi seyrettik. Yüreğimizde sevgiye, sevgilere, sevinçlere yer kalmadı. Ne hazin! Biliyorsun öyle değil mi? Sahneye konan oyun aynı, seyredenlerden kimi yaşlandı, kimi öldü, kimi kendini yitirdi, kimileri de yeni yeni seyretmeye başladı bu oyunu; en başından. Ben kaçtım Tezer. Bir gece, üstüne sis çökmüş tren garından dolaşan soğuk bir trenin, sigara kokan kompartımanıyla. Arkama bakmadan. Yüreğim sıkışıyordu son günlerde. İşverenim halimden kaygılanmış olacak:
‘Bu hafta dinlenin demişti, kaç raporu yanlış yerlere girdiniz diyerek.’
Canı cehennemeydi o rakamlarla dolu raporlarının, raporları oluşturan satışlarının, satışlarını legal anlamda yaptığını gösteren faturalarının… Tüm oluşumların hepsi bir an önce bitmeli ve çıkmalıydı hayatımdan. İşte kaçışım böyle başladı Tezer. İki gün daha evimde kaldım, evimde. Düşünmeye çalıştım. Dinlenip yeniden masama dönmek, çalan telefonlara şirketin prensibi gereği nazikçe cevaplamak, müdürün önünde ceketin düğmesini iliklemek, saygıyla dinlemek, istenilenleri yapmak… Bıraktım en sonunda. Sabahları traş olmayı. Saçlarımı sağdan sola yatırıp taramayı da. Kravatımı bir daha bağlamamak üzere çözdüm, lazım olur diye oturduğum apartmanın kapıcısına verdim, giydiğim, yıllardır üstümde eskiyen siyah takımı da. Kel kafalı, pörtlek gözlü adamın içten yaşadığı sevinci görmeliydin, koşa koşa inmişti, dik merdivenleri. Belki de ilk kez yüksünmeden. Tüm kitaplarımı da bir kütüphaneye bıraktım. Koli koli kitap kolilerini gören görevlide, kapıcının yüzünü gördüm.
‘Teklifsiz dedim, makbuz istemez.’
Eşyaları da bir bir çıkardım elden. Aldığımdan çok ucuza gittiler, ama yapabileceğim bir şey yoktu. Koltuklar, sehpa, televizyon, yatağım, motorundan geceleri horultular çıkaran buzdolabım, son iki senedir hiç yıkanmamış üç halım, mutfak eşyaları, açılması içinin doluluğundan yarım saat süren tozlu bilgisayarım, masam, ve diğerleri. Sırayla taşıdı, gelen genç hepsini. Soranlara taşınıyorum dedim. Aslında kendimi taşıyacaktım , bundan sonra sadece ve sadece kendimi. Ellerimi, bacaklarımı, iri gövdemi, bir yığın fikirle yaşayan başımı.
Bineceğim trenin beş dakika sonra 1. perondan kalkacağını duyuran anonsla, o tarafa yürüdüm. Ağır ağır. Numaramın olduğu yeri buldum. Yerleştim. Hayat benim için yeni başlıyor olmalıydı. Yüreğimin hızlı çarpmasından anlamıştım bunu. Heyecanlanınca hep böyle olurdu. Yaşamın kendi çıplaklığına gidiyordum. Yalınlığına, dikliğine, coşkusuna, düşüne gidiyordum. İşten uzak, eşyalardan uzak, kurallardan uzak… Bekle dedim, bekle, mutluluğun resmi, seni görmeye geliyorum. Sahne ardımda kalıyor, oyuncuları da.
ONUR ERYILMAZ
Devamını oku...