| şüphe |
|
|
|
| Yazar onur eryılmaz | ||||
| Saturday, 20 September 2008 | ||||
|
Bildim bileli o bankta otururdu Ömer.Parkın en sonunda, tepesinde koca bir ağaç olan bankta.Yazları hiç kalkmazdı oturduğunda, kışları ise havanın soğuk olmadığı günlerde görürdünüz onu evinde.Evet o bank onun evi gibiydi.Bir keresinde sıcak bir yaz günü, onun beni göremeyeceği bir yerden saatlerce izlemiştim(Ömer’i).Yaprakların gölgesinde öğlen saatlerinde cebinden poşeti çıkarmış, açmış, getirdiğini yemişti.Tabii bir evi de vardı.Bizim alt sokakta su satan Ali Amcanın hemen üstündeki evde otururdu.Ama sadece geceleri.Işığının yandığını perdeden sızan solgun ışıklardan anlardınız. Herkes kendince söylenir-dururdu hakkında.Her gün yenileri çıkardı bir öncesinde denilenlerde hemen unutulurdu.Meraktan olacak bazıları bu konuşmalara bende katılırdım; ama tek kelime konuşmadan.İnsanların yoktan var etmeleri , bir de bunları birbirlerine hünermiş anlatmalarına çoğu kez de dayanamaz , kalkardım.Küçük bir mahalleydi burası ve herkes herkesi tanırdı.Şehrin en uzak ,çoğunluk başka illerden zamanında gelmiş insanların, benimsedikleri ,kendilerinin saydıkları, bir ev boşaldığında yeni gelenin burada oturanların ağzından çıkan lafların!süzgecinden geçtikleri bir yer.Şikayetim yoktu.Olamazdı da.Alışmıştım.Geleli beş sene kadar olmuştu.Onların sınavlarından geçmiştim, çoğunun evlerine akşam yemeklerine , acı çaylarına, eski yaşadıklarına misafir olmuştum.Kısacası benimsemiştim.Eee buda bir başarı sayılabilirdi herhalde. Ömer bir sabah ,kamyondan inip, üç –beş parça eşyasını şimdi sadece –çoğunlukla-geceleri kullandığı eve taşındığında buraya geleli üç sene oluyordu.O anda işe gitmekte olan bende dahil olmak üzere birkaç kişi taşımaya yardım etmiş, bir nevi hoş geldin de diyebilmiştik.Sonrası günlerde ise yeni komşumuzu, Ömer’i pek görememiştik.Koca şehir çalışmayan kişiyi anında aç bırakır, dışarı çıkamaz hale getirirdi çünkü.Günleri, gecelerin karışmış, yaşıyordum. Çalışmadığım tek gün olan pazarları da evde kalırdım genelde , sabah kalktığımda o günkü ihtiyacımı karşılamak için, ayağımda terlik, üzerimde çizgili, lacivert renkli eşofmanlarımla gittiğim Osman ağabeyinin bakkalını saymazsak.Yaşamak işte! Benim için sadece bu tanımlamadan ibaretti.Çalışmak , Pazar tatili,gidilen bakkal, okunmaya çalışan günlük gazete ve izlenmeye çalışırken karşısında uyuklanan televizyon. Bir gece yatağımda bağrışmalarla uyanmıştım sesler uykunun verdiği sersemlikle kafamda birbirine karışıyordu.Hemen dışarı koştum.Ocak ayındaydık,kar tanecikleri her yeri beyaza boyamıştı.Ona rağmen tüm mahalleli bakkal Osman ağabeyinin dükkanının önündeydi. Gören, şu seslere,gümbürtüye bakarsa ya dükkan yanmış sanırdı yada başka bir şey.Oysa gördüğüm kadarıyla , dükkan yerli yerindeydi.Çok geçmeden her şey anlaşıldı.Bakkal soyulmuştu.O sırada mahallenin en sonunda oturan Hilmi demlenmeden gelirken içeride bir ışık karaltısı gördüğünü sanmış, hemen Osman ağabeyinin evinin kapısına dayanmıştı.Tüm evlerin ışıkları yanıyordu bu gece.Herkes dükkanın içinde olan Osman ağabeyinin merakla dışarı çıkmasını bekliyordu.Zavallı adam ufacık dükkanda dört dönüyordu.Kasaya bakıyor, sonra raflara gidiyor, ürünlerini yokluyor,sonra tekrardan gerisin geriye kasaya bakıyordu. Toplaşanlar arasında da laf almış yürümüştü.” İyi ki Hilmi geçmişti tam o sırada, dükkan şimdi tamtakır olabilirdi , paralar gitmiş miydi acaba , her şey yerli yerinde gözüküyordu oysa, Hilmi’nin sarhoşluğuna mı gelmiştik acaba…”Huzur …gene de huzurumuz kaçmıştı.Olmamıştı, olabilirdi de, ya olsaydı, yeni gelen vardı kırk yıllık mahalleye, oydu beklide, görenler var mıydı hiç, yoktu canım,işte , öyleyse oydu…Tüm bu kulaktan kulağa fısıldanmalar iri cüssesiyle Osman ağabeyinin dükkanından çıkmasıyla bitivermişti.Hepimiz onun durduğu yere bakıyorduk.Kar hızını da arttırmıştı.Ellerim soğuktan morarmıştı. -Bi şey yok, her şey tam . O anda herkesin ağzından çıkan oh be deyişinin herhalde tüm İstanbul duymuş gibi gelmişti bana .Bakkal soyulmamıştı.Olay bu gecelik kapanmıştı, kapanmasına da sonrasında büyüyerek,dilden dile ,kulaktan kulağa artmış da artmış,efsaneye dönüşüvermişti.Efsane hiç konuşmayan ki gören yoktu,Ömer’di.Yani sessiz komşumuz.Herkes yüzünü ondan yana çevirmişti.Hatta bazıları ufak çocuklarını ona bile gönderir olmuştu.Kimdir, nedir öğrenin diye.Çalındığı halde ve evin penceresinden ışık görüldüğü halde kapı açılmıyordu.Olanları izliyordum, yorum yapmadan.Şüphenin insanların kafasında neler yaptırtabileceğini de.Günler geçtikçe konuşmalar eskisi kadar hızlı,yoğun olmuyordu , artık.Bırakalım artık, neyse ney ,dendiği de duymuyor değildim.Biliyordum ki,emindim, kapı önlerinde , kahve köşelerinde fıs fıslar bitmeyecekti.Ta ki . Kız veriyorduk mahallemizden.Göksel ağabeyimizin kızı Naciye gelin gidiyordu.Yaz gelmişti.Sıcaktan evde durulamayan günler başlamıştı.Durduğunuz yerde terliyordunuz.İklimler değişmişti Yavuz dedemize göre.Eskiden olsa gün batımına doğru hava eser, az nefes aldırırdı biz gariplere.Naciye’yi alacaklar davul, zurna ile girmiş, balkonu olan evlerin balkonundan aşağıya şekerle dökülmüştü ,cümbüş ki sormayın.Naciye baba evinden çıktığında havaya sıkılan kurşunların kovanlarının ayaklarımın yanına düşmesini saymıyorum.Bu şehirde herkesin bir silahı vardı, olmalıydı.Akşam ona doğru eski, cansız sessizliğimize dönmüştük.İkram edilen limonatalarımızı içiyorduk .Uzun, çıkmaz sokakta ,her evin önünde masalar kuruluydu.Sohbet koyulmuştu kısacası.Osman ağabeyinin küçük, oynaşındaki oğlu Hasanın - Oradaydı, baba …O işte.O yeni var ya .İlerideki, parkta, bankta öylece oturuyor diye bağırarak gelişine kadar . Devrilen masalar, kırılan limonata bardakları, cümbür cemaat parka doğru koşmuştuk hepimiz .Geçtiğimiz sokaklardaki bize bakan “ Ne oluyor” bakışlarına aldırmadan. -Evet oradaydı.Büyük ağacın altındaki bankta oturuyordu.Uzaktan ellerini arada bir yukarı kaldırıp, indirdiğini görüyorduk.Bizi fark etmiş olmalıydı, insan bu uğultuyu duymamış olamazdı.Sağırsa başka.Unutulan yada unuttuğumu sandığım sözcükleri yeniden duymaya başlamıştım.Yeni eklenenlerle - Deliydi her hal.Ne yapıyor öyle, bak dede gene kaldırdı kolunu, dönüyor mu ne? Döndüğünü hiç bilemedik.Çünkü öyle bir şekilde geriye koşmuştuk ki ,mahalleye döndüğümüzde nefes nefesteydik. İlerleyen günlerde hep orada buluyorduk onu.Gece ve gündüz ayrı izleme grupları bile kurulmuştu.Oyun oynanıyor oynayanlara zevk veriyordu.Yalan söylemekten hoşlanmam, öyleyse doğrusunu söyleyeyim ben bile bakmaya gidiyordum.İş dönüşlerinde yada bakkala çıktığım Pazar sabahlarında.Aynı bankta devamlı oturan bir kişi.Yaz bitip kış geldiğinde izleme grupları dağılmıştı.Meraktan bakılmaya gene de gidiliyordu.Anlıyordunuz.Yeni yorumlarla… - Bugün soğuktu gelmemiş, evde mi acaba ? - Gelir ayol, üşümez o! - Dün akşam ışığı yanıyordu. Bir sabah işe gitmek için çıkmıştım.Oturduğu evin mahalleye bakan camları çıplaktı.Kiralıktır yazısı haricinde .Bir merak dalgası daha sarmıştı mahalleliyi.Evin sahibi şu ileriki yerde oturur, gidip bir soralım diyenler, ne oldu diyenler, gece kaçtı diyenler, çok şükürü de peşinden ekleyenler.Bir daha o eve kimsenin taşınmasını istemiyordum.Onların yanında benimkide buydu.
ONUR ERYILMAZ Favori olarak ekle (11) | Görüntüleme sayısı: 188
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






