Eskizler >> şiirler
nerde kalmıştım?
hiçbir yere varmadım ki
hiçbir yere gitmediğim gibi.
özenle saklıyorum bu günlerde içimi
açsak büyür her şey çünkü
böyle iç içe katlı duran peçeteler gibi
hani giderek kalınlaştığından emme gücü yüksek
saklama gücü de keza.noksan yerlerime sok
uşturduğum kâğıtlardan bilseler beni keşke.
yani keşke diyorum çünkü öyle değil.dünya
zikrimden ve zihnimden çıkıyor.ciddi ciddi
bildiğin sapıtıyor her şey bazen
bildiğin her şey sapıtıyor
yok biliyorum sapıyor bildiğin her şey
bir baltaya.sonra ben anlamıyorum bir şey
insanlar neden kesti şimdi'lerin peşinde
sonra ben anlamıyorum, onlar anlıyormuş gibi
bir ağızdan yaşıyorlar, bir ağızdan sövüp
bir ağızdan seviştikleri gibi.
yakınlardaydı oysa, biliyordum.
denize dökülmekten vazgeçtiğimden olsa
kuğu edasıyla boynumu eğip
değil insanlığa, değil sisteme, değil olup bitene
sadece kendime
eğip bir kuğu edasıyla başımı
tam denize varacakken çizdiğim tüm yolları
çevirdim kendime.her yüzü ve her şeyi
ters duranlar da dahil, çevirdim kendime.
yani ben kabahatli bir çocuktan farksız
sığındım yarımlığına bedenin.
yani bu çiçekleri kendim uydurdum ben.
oturup bir gece yarısı renkli peçetelerden
katlaya katlaya ve iç içe getire getire
çiçek yapmayı öğrendik.sonra
ben sulamaya kalkıştım çiçekleri,
yok yani peçeteleri,
sabaha karşı kurudu hepsi.her şey sabaha karşı
ben de sabaha karşıyım.ağustos sıcağına da...
hummalı bir çalışma vardı bu tarafta.yıkıp
bir takım köylerden koca taş binalar yapmaya.
yani hummalı bir çalışma vardı tarafınızdan.
mecranız ben, tecelliniz yok.ben bıraktım hep
inizi bıraktım ben hepinizi
çizdiğim bu daireye hapsettim derken içime bıraktım
hepinizi, aslında hepinizi fazla sevdim ben.
bir anda oldu her şey, aslında çok önceleri
gücenmeliydim hayata.ben hep geç kalırdım,
yani önceleri hep erken gelip beklediğimden sonraları
yetişememeyi öğrendim.biliyorum
sizlerin de öpülecek yerleri var ve kendinizi
hep iyi isimlerle çağırırsınız.tüm şehirlerden kovalanıyorum
ve kovuluyorum yetmediği gibi bildiğim tüm diller
den.sonra düşünüyorum, sonra ben hep düşünüyorum
hep düşünüyorum, neden kabullenmez bir çukur
suyu.sonra neden taşar fazlasıyla ve azıyla kurur.
bir elma kendi niyetiyle neden düşemez daldan
ve bir bulutun yığılması için yere dolmuş olması mı gerek
fazla fazla yağmurdan
ben nasibimi aldım.inandığımdan değil
fazla sevdiğimden dünyayı.aslında bir yere kaçamadım ben
üst üste birikiyorum hep.oysa sırrımı açtım ömrüme
kaleler inşa etmem, korumak için kendimi
değil.birileri mum dikebilir ve ben tüm kırgınlığımı unutabilirim
o vakit gücenmiş bir imza gibi
atılabilirdim bir kenara ve kıyısına bir ömrün
herkesi uzaktan izlemek için
gelmedim.
sinem
Devamını oku...