Menu Content/Inhalt
güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> düz yazılar

    UMUTSUZCA ÜFLENEN MUM

    Her yıl kutlanan özel bir güne…

    Geçen yılı masaya yatırmış; elindeki neşterle sağını, solunu yararak inceliyordu. Düğüm düğüm olmuş politik damarlarını açmak için uğraşırken; ölümün ne anlama geldiğini bile bilmeden ölen çocukların yılın kalbinde açtığı yaraları incelerken; beyindeki ‘neden’ diye haykıran soruları çözmeye çalışırken; eski yılın bembeyaz saçlarının arasına sıkışmış şarapnel parçalarını temizlerken, kulağında bir çınlamaya dönüşen; siyasetçi yalanlarını silerken; kendini çaresiz, yaşlı bir doktor gibi hissetti.

     

    Oysa umudun ne anlama geldiğini ve insanların asıl umutsuz kaldıkları zaman tükeneceklerini biliyordu. Umut etmek demek: gerçeklerden uzaklaşmak demek değildi. Omzuna yüklenen binlerce sorun, her gün aynada yüzüne yeni bir ifade katan derin çizgiler, haberleri izlerken içini, beynini kemiren fare onu yeterince umutsuzluğa itmişti.

    Birden aklına çocukluğu geldi. Annesinin ona aldığı ilk ince, uzun bebek için ne kadar için ne kadar sevindiğini ve her gün o bebeğin saçlarını tararken hissettiklerini anımsadı. Oysa şimdi o bebekler kendisi için ne kadar da anlamsız ve gereksizdi.

    Anladı ki, kendisi için hiçbir anlam ifade etmeyen bir yaş pasta bile, çocuklar için ne kadar da özel ve değerliydi. Hemen mutfağa geçerek bir çikolatalı pasta yaptı. Üzerini en renkli şekilde süsledi. İçinde bir yerlerde bir kız çocuğu onu sevinç içinde alkışlıyordu. Gülümsedi, ufacık umut kırıntıları yaşamak bile mutluluk vericiydi.

    Az önce neşterle parçaladığı eski yılın cesedini yastığının altına saklayarak; yeni yılı masaya yatırdı. Üzerine biraz sevgi, biraz sanat, biraz barış, biraz umut, biraz neşe dolu sözcükler serpti. Pastayı da onun üzerine yerleştirerek, mumlarını yaktı. Her şey çocukların mumu umutla üfleyebilmesi içindi. Bizim yaşadığımız tüm gerçekler, gözlerinin içine sokula sokula çocuklara gösterilemezdi.

    Gülümseyen gözlerle mumlar üflendi. Bize göre umutsuzca, ama çocuklara göre…

     

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler



    I.
    önce yapraklara yalvarıyordum
    ardından sağrısında güvercinler ölmesin diye bacalara

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

     

    İnsanoğlu oldukça garip bir varlık. Kimse nedensiz eylemlerini açıklayamamıştır tarih boyunca.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler


    Acılı mahallelerin çocuklarına, kadınlarına, insanlarına;
    barışı, sevgiyi, yoldaşlığı, aydınlık yarınları anlattığım için hükümlüydüm.
    Orospu sev(iş)melerin huzurunu kaçırmamdı yargılanmama sebep.
    gözyaşlarımın mezarı bile yoktu.

    Devamını oku...

duman bulutu PDF Yazdır E-posta
Yazar onur eryılmaz   
Tuesday, 02 September 2008

DUMAN BULUTU

Hasan ellerini gür saçlarında gezdirdi. Ağzındaki sigaranın uzayan külü kırmızıya çalan örtüyle serili masaya düşmek üzereydi.

- Oh..oh… Beyimiz dalmış hülyalara, gitmiş… Uyan uyan da at artık şu taşı. Bekleyelim de buradan otobüs geçmez ki.

Ali’nin alaycı konuşması uyandırmıştı Hasan’ı uykudan. Oturduğu sandalyede dikeldi. Masadakilere şöyle bir baktı. Ali de durdu kaldı, uykulu, solgun gözleri. Attı sonunda taşı. Kaldığı yerden devam etti oyun, kısa bir moladan sonra. Ali bu ya rahat durur mu? Takıldı mı devam edecek. Sonunu getirecek, sonunda da şöyle bir gerilecek, iki adım hep önde giden göbeğini kaşıyacak, çipil gözleriyle zafer kazanma havalarında süzecek karşıdakini.
-Ya Hasan kardeş, duydum, doğrudur, yalandır bilemem varsa söylersin, çıkartmışlar seni işten, bizim köse Veli’yi gördüm dün sabah, o söyledi.Nedir aslı bunun?
Hasan hangi arada önüne geldiğini bilmediği çayından bir yudum aldı. Yüzünü ekşitti. Yanıtı geciktiriyormuş gibi gömleğinin cebinden çıkardığı paketten, bir sigara yaktı, dumanını kahvenin soluk alınamaz havasına bıraktı. Ali’ye döndü. Öyle kaldı bir süre ona bakarak. En sonunda konuştu. Ağırdan.
-Meraklısın ya Ali açacak bu senin başına bir gün iş. Ama madem kaç senelik arkadaşlığımız var, o halde sana yalan söylemeyeyim. Doğru, işten çıkardılar beni. Yalnız sadece beni değil. Veli’yi birkaç kişiyi daha çıkardılar. Sebep dersen biz de bilmiyoruz.
Ali’nin rengi atmıştı. Karşısındakiler hemen doğruyu şıp iye söylemeyecekti ki konu uzasın, dallansın budaklansındı. Olmamıştı. Hasan devam etti.
-Veli’yi bilmem ben her sabah işe gider gibi kalkıp buraya geliyorum. Akşam sizle de biraz takılıyorum, hanım anlamasın diye. Erkenden eve gitmek huylandırır onu, biliyorum. Ne yapalım, bir süre daha idare edeceğiz. Öyle ya da böyle şimdilik bir işim yok. Elde kalanlarla günü bitiriyorum. Bir de eve giderken bir ekmek. Yetiyor.
Masadakiler bir öykü dinliyor gibi kulak kesilmişler, gözlerini az önce uyuklayan, sonrasında ayaklanıp konuşmaya başlayan bu adama dikmişlerdi. En ciddileri, en yakınında olması nedeniyle tabii ki Ali’ydi. Çocukluk, okul, iş arkadaşı, kız kardeşiyle evli Ali. Her seferinde kurtulamazdı ya dilinden bu çenesi düşük, hilebaz, az biraz da sahtekar herifin dilinden… olsundu. Güvenilmezdi olsundu. Kardeşini kaçırdığında ilk Hasan'ı aramıştı, bilmem nerenin köyünden, sen anlarsın erkeğin dilinden diyerek, olsundu, Gene de arada tutan adamlığı vardı.
Kahveci Nihat dayı yeni demlenmiş dumanı havada asılı çayları getirdiğinde, oyunun yarım kaldığını, dört adamın başları önde, kendi hallerinde olduğunu görünce ilkin duraladı, sonra kendine özgü sesiyle;
-Vay delikanlılar ne oldu be… Çığ mı! Düştü masanıza da sustunuz, vay benim ölmüşlerim… Derin kahkahası peşinden gelirdi. Keyifli. Gelmişti de…
Kimseden ses çıkmayınca, konuşmak büyük olarak Hasan’a kalmıştı.
-Yok vallahi dayı. Dalmışız. Ne olacak. Hep gülecek, birbirimizin kafasına okey taşı vuracak değiliz ya. Yok bir şey.
Nihat dayı gülümsemesi dudaklarında dağıttı çayları, masada ki hesap pusulasına iki çarpı daha ekleyip ocağına döndü, sanki hiç yaşanmamış gibi kaldığı yerden devam etti işine.
Sessizliği ilk Hasan’ın kapı komşusu Bekir bozdu. Deli derlerdi bu adama; ama çoğu kez herkeslerden daha akıllı laf konuşurdu.
-Bak usta, olan olur, önüne geçemezsin, o halde ne yapacaksın. Bundan sonrasına bakacaksın. Düşüneceksin. En kısa zamanda bir iş bulacaksın. Böyle oturmakla iş olmaz. Kimse gelipte çalış da demez. Evinde karın, iki de ufaklığın var. Aklını başına topla, önüne bak.
Yalan değil diye geçiriyordu Hasan, Bekir birbiri ardına cümleleri ortaya dökerken. Olmazdı. Sürse nereye kadar giderdi bu boş vermişlik. Bugün değil yarın, yarın da olmazsa bir ertesi her şey duyulur, dökülürdü bir bir…Bekir bitirdiğinde Ali aldı sözü. Alaycı değildi. Gözleri açıktı, hileli bakmıyordu.
-Takma Hasan, düzelir her şey, bir yol buluruz, iş buluruz, olmadı söylerim bizim patron beye… Kalacak değilsin ya hep böyle.
İlk kez gülmüştü günler sonra Hasan. Sarı dişleri açılmıştı birden. Bir sigara daha yaktı. Masadakilere de tuttu. Şöyle biraz geriden bakıldığında masadan bir duman bulutunun yükseldiğini görürdünüz.
 
 
 


ONUR ERYILMAZ 19/02/2008

Favori olarak ekle (20) | Görüntüleme sayısı: 214

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. 02-09-2008 15:51
kısacık ama ;insanlarımızın çoğunun yaşadığı bir olaya/olguya parmak basmışşın.bazan o herşeyle dalga geçtiği varsayılan insanların içlerinin ne kadar temiz duru olduklarına güzel bir örnek.eline sağlık onur kardeş
Yazan erdaldag (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 238
Ezkizler: 740
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 468646

Liman

007.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com