| Hissiz Ayaklar ve Taş Plaklar |
|
|
|
| Yazar Sinem Sal | ||||
| Sunday, 31 August 2008 | ||||
|
Ellerimi pencerenin kenarındaki boşluğa dayadım. Camdan sızan yağmurun içeri akmasını engellemek ve cam kenarında biriktirmek amacıyla açılmış olan oyukta biriken suya parmak uçlarımı değdiriyordum. Dünyanın en büyük şehirlerinden birinde kucağında taş plaklar, sağa sola gramofon tamircisi soran bir kadın gibiydim. Tırnaklarımdaki ojelerin uç kısmı silinmiş. Yarısı vişne reçeline batırılmış ekmekler gibi duruyordu ellerim şimdi. Sol elimin bir parmağında kemermişcesine bir beyazlık sırıtyor. Ayrılığınızın arkasından çıkarılan bir yüzük sadece kendi iç dünyanızda değil teninizde iz bırakıyordu. İş yerine gittiğinizde insanlar yeniden sol elinize bakıyordu. Bir altın halka boşluğu arıyordu onlarda ince parmağınızda. Kimsenin yalamaya kolay kolay yanaşmayacağı bir altın halka yarası açılıyordu sol elinizde. Ben yaralarına dikiş atmaktansa yalayıp diline bulaştıran bir kadın oldum. Yutkunmayı çok küçükken öğrendim. Bir keresinde komşumuzun erkek çocuğu beni kapının arkasına işetmişti. Annem gelip kızdığında tek bir şey söyleyememiştim. " Ama anne biz oyun oynuyorduk ve orası bizim tuvaletimizdi. Bak senin konsolunu da ocak yapmıştım ona kızmıyorsun ama." diyememiştim. Yutkunma... İşte ben o gün, hata yaptığımda açıklama yapmak yerine boğazımdan yukarı doğru tırmanan tüm kelimeleri mideme indirmeyi öğrendim. Favori olarak ekle (25) | Görüntüleme sayısı: 452
1. 02-09-2008 10:25 Sinem SAL; gerek düzyazı gerek şiirde çok iyi. Yazının hacmi okuyucuları yıldırmasın. Gerçekten de kelimelere anlam yükleme ve kişinin kendisi ile olan hesaplaşmasını çekinmeden ortaya koyuyor. Yazılarında kendisinden de izler var gibi... 2. 02-09-2008 11:26 Kendini anlatır insan, anlatabildiğince... Saygılar. 3. 02-09-2008 11:36 Çok teşekkürler... Evet uzun yazılar ürkütüyor insanı nedense hep. Belki de kendini iki satırla anlatabilecek kadar iyi bir yazar olmadım hiçbir zaman. Z harfini söyleyecekse A'dan başlayanlar gibi... Önceden bir yazım okunduğunda "Gerçekten böyle mi hissediyorsun?" dendiğinde kızardım bu duruma. "Yazdıklarım günce değil" derdim. Ama şimdi görüyorum ki , evet insan kendini anlatır, insan kendini anlatmaya çalışır her yazısında aslında. Olamadıklarını anlatır, olduklarını anlatır ya da o ben olsam nasıl olurdu ları anlatır. Mümkün müdür bir taşa kuş tüyünün hafifliğini anlatabilmek? Mümkün olsa bile taş anlar mı? Eğer hissediyorsa bir okuyan yazıyı içinde o da anlatılmıştır o halde. Güzel kalın... 4. 04-09-2008 10:03 GÖĞE BAKMA DURAĞI (7284 Hit) İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi aferin tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gizlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Durma göğe bakalım Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






