Menu Content/Inhalt
güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

    ...
    Tüm umutları dilinin altına saklayıp
    Susup kaçar sen kokulu şehirden...
    Uzun uzadıya anlatmaya gerek yok bu öyküyü
    Yaşandı bitti deyip kaldırır tozlu raflara...

    Top atıp, camı kıran utanmaz çocuk edası vardır satırlarında
    Bir veda mektubu bile bırakmadan düşer yollara...
    Kimi zaman kurşun yemiş tabelalara denk gelir gözleri
    Kimi zaman yarin hançerini yemiş yüreklere...

    Dilden dile geçer sözler
    Sözler söz olmaktan çıkıp işlenir kan denen mürekkeple benliklere...

    Susmazsın bilirim şair,
    Sen yolların delisi, bense seni anlatan kirli kalemin sahibi...
    Ellerim sana bulaştı ya
    Günahların en büyüğüsün sen...
    Çektin gittin,
    - hiç sormadın Kızkulesi aşıklarına
    Ya da Marmara'ya kanat çırpan martılara.
    Bide Kadıköydeki simitçi, sakın unutma...

    Sormadın ulan işte
    Sormadın kahrolası...

    Gidene yol yakışır
    Gidene yol yaraşır dedin
    Çektin gittin
    - be şair!..

    Şimdi
    Gözkapaklarım bir balıkçı oltasına yem olurken
    Tüm yalan sözleri bırakıyorum bir kenara
    Kaldırımlara düşüyor dudaklarım
    Islanıyor elimin ayasındaki coğrafya

    Susmuyor bulutlar
    Susmuyor ulan işte,
    Ağlaşıyor rüzgarla...


    Gidene yol yakışır
    Dönene bin yıl işkence.....
    Şimdi ne söylesem yalan
    Gözlerinden başka be, gözlerinden başka......



    Gökay Birkan SUCAKLI

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar


    Hüseyin adliyenin 2. katını tek başına temizleyen ondokuz-yirmi yaşlarında bir delikanlı.İri boyu, kocaman kafası ve incecik boynu ile hüzünlü, duygulu bir çocuk Hüseyin. Sigortası var mı, yok mu bilmiyorum. İzol'un bilmem hangi köyünden çalışmak için kalkıp Malatya'ya gelmiş. Kimleri nasıl aracı ettiyse bir temizlik şirketinde işe girmiş. Lise çıkışlı bir genç. Saf temiz bir çocuk ve sanıyorum ki Hüseyin bir kızı seviyor.
    Güzel bir iş özlüyor Hüseyin. Harıl harıl çalışıyor. Bir yandan da fırsat buldukça KPSS Kitabının fotokopilerinden ders çalışıyor.
    Rehberlik Portalı'nda Sevgili Çağla'nın açtığı Deli Gömleği üyelerinden Sevgili Mari'ye mesaj yazdığımı görünce:
    -Abi ben de şiir yazıyorum. Sana versem benim için yayınlar mısın? Diyor.
    -Bakayım. Azıcık beğenirsem yayınlarım. Çok kötü ise kusura kalma diyorum.
    -Abi şiirim yayınlanırsa bana bir faydası olur mu? Diyor. Bu soruya vereceğim yanıt üzücü olsa da
    -Olmaz Hüseyin! Diyorum.
    -Yani tanınmaz mıyım diyor, çevrem olmaz mı? Ekliyor:
    -Yani iş için abi...
    -Olmaz! Diyorum.
    Hüseyin'le konuşmamızın tam da burasında Vahap Okay'ın anlattıklarını anımsadım. Niğde'nin o zaman ilçesi olan Aksaray'ın Ortaköy'ünden Vahap Hoca'nın bir tanıdığı gelmiş.
    -Hocam kitabımı yayınla artık ben de meşhur olmak istiyorum demiş. Vahap Hoca bu, üzmeden iğnelemiş.
    -Cuma günü Beyazıt Meydanı'na git. Caminin minaresine çık. Ben birkaç foto muhabiri göndereyim. Sen namaz kılanların üzerine i-şe bir anda meşhur olursun demiş.
    Belki de güldürmüştür adamcağızı. İşine karışılmadığı sürece Vahap Haca'mın yüz ifadeleri hep sevecendi. Ciddi ama asık suratlı değildi. Bu yüzden adamın gülmüş olabileceğini düşünüyorum. Ya da içinden küfrederek ayrılmıştır, "Duvara ve Davara Gönderilmez!" Kolay İlan Gazetesi'nin küçücük karmaşık bürosundan.
    Karmaşık diyorum. Aslında karmakarışık. Benim şimdiki çalışma odam ve beynime benzeyen daracık, her yerde üst üste konmuş, tozlu kitap, dergi, gazete yığını... Benim odamda fazladan CD-Romlar, DVD-Ramlar ve her çeşit bilgisayar malzemesi... Vahap Hocam bir gün notlarını almak, yazılarını daktilo ettirmek için bir sekreter almış. Kızcağız, bakmış her taraf karmakarışık, toz, is, pas içinde. Kendince bunları temizleyip düzenlemek istemiş. Vahap Okay, ben tanıdığımda seksen yaşındaydı. Saat gibi işleyen bir beyne ve hiç teklemeyen bir hafızaya sahipti. Onca karışıklığın içinde en küçük bir notu bile bir kez uzanarak bulabiliyordu. Sekreter aldıktan sonra, belki de bir duruşmadan çıkıp büroya dönünce neye elini atsa bulamıyor. Çok sinirlenmiş ve derhal kızı kovmuş. Ondan sonra da işine karışmamak üzere anlaştığı Musa Ateş'i işe almıştı. Malatya'ya yerleştiğim güne kadar Musa yanındaydı. Hocamı iki yıl önce 95 yaşında kaybettiğimi öğrendim. Sözleri ve eserleriyle daima bizimle olacak!
    Sevgisini şiire dökmüş Hüseyin. Saf temiz duygularla sevdiği kızı övmüş. Sevdiğini çiçeklere, güneşe..., içinde patlamak üzere olan duygularını bir volkana benzetmiş. Ama aynı şeyleri yineleyip durmuş.
    -Otur bir çay iç dedim. Oturmadan cebinden dörde katlanmış bir kâğıt çıkarıp uzattı.
    -Şiir bu abi, isim koymadım. İsmini sen koy dedi.
    Alıp okuyorum. içimden birbirine acı çektiren insanlara kızıyorum. Arabesk kültüre kızıyorum. Belki de Hüseyin'in sevdiği kız ömrünce böyle bir aşk bulamayacak. Belki daha zengin bir düğün töreniyle evlenecek. Ama böyle bir sevgi bulamayacağını, belki kısa bir süre sonra boşanacağını ya da sevgisizlik ve ilgisizlikten kocasını aldatacağını düşünüyorum.
    Her neyse Hüseyin'in şiirini okuduktan sonra;
    -Bak Hüseyinciğim birinci dörtlüğünü yayınlayacağım. Gerisi ise aynı şeylerin tekrarı... Şu şu şu... Anladın mı? Bu nedenle sana farklı gibi görünen diğer iki dörtlükte aslında aynı şeyleri söylüyorsun.
    -Tamam abi doğrusunu sen bilirsin. Diyor.

    KIR ÇİÇEĞİM

    Baharın en nadide köşesisin
    Güneşin en parlak ışığısın
    Dünyanın en güzel kokususun sen
    Sen benim kır çiçeğimsin
    Hüseyin Aydemir

    Bu sin ekini çıkarıp yerine üç nokta koyacağım. Buna benzer daha fazla şeylere benzettiğin anlamı versin diye yani şöyle:
    Baharın en nadide köşesisin
    Güneşin en parlak ışığısın
    Dünyanın en güzel kokususun sen
    Sen benim kır çiçeğim...

    Anladın mı?
    -Adı da "Kır Çiçeğim" olsun. Tamam mı? Diye soruyorum.
    -Tamam abi ben senden iyi mi bilecem. Anlaşıyoruz. Seviniyor. Her zamanki hüzünlü ama gülüyormuş gibi görünen maskeli yüzüyle, biraz daha dişlerini göstererek;
    -Biraz daha arabesk mi dinlesem abi? Diye fikrimi soruyor.
    -Hayır Hüseyin, arabesk dinleme. Arabeskten ancak çaresizliği, ilenmeyi öğrenirsin. Kitap oku diyorum.
    -Okuyabildiğin kadar. İstersen sana getireyim diyecektim ki çağırdılar gitti.
    Bir süre sonra lavabodan dönerken yanında bir katip, bir mübaşir Hüseyin'i bankın arkasında yarı uzanmış gibi görüyorum. Yanına gittiğimde topuğundan kanlar aktığını görüyorum. Atılmak üzere bankın altına birkaç eski klasör bırakmışlar. Hüseyin de atılmış klasörleri çöp poşetine sığdırabilmek için boyutlarını küçültmek amacıyla ayakla çiğnemiş. Klasörün evrak takılan mandalının çivimsi metal kısmı ayakkabısını delip geçmiş, topuğuna girmiş. Klasörü ayakkabıyla birlikte çekip almışlar topuğundan. Hüseyin kirli bir bezle sarmış ayağını ama halâ kan damlıyor.
    -Bir doktora git. Böyle olmaz diyorum.
    -Yok abi daha işim var.
    -Ya boşver sen işi, yerine birini verirler diyorsam da ikna edemiyorum. İdari İşler'e haber veriliyor. Bir arkadaşı geliyor. Hüseyin:
    -Geçer, bişi olmaz! Diyor.
    -Tetanos falan olursun, mikrop kapar ayağın iyileşmezse hiç çalışamazsın driyorsam da faydasız. Hüseyin o gün seke seke çalıştı.
    Bugün de aynı şekilde hiçbir tedavi yaptırmadan aksaya aksaya çalıştı. Öğlen yemek dönüşü Hüseyin'i yine bankın arkasında yarı uyur gördüm. Yaklaştım. Benzi atmıştı. Biraz daha kızgın bir tavırla;
    -Neden doktora gitmedin? Dedim.
    -Abi ayağım sancı yaptı. Galiba iyi değilim ama geçer! Dedi. Bir arkadaşıyla gönderdik. Gitti. Sanırım yarım saat sonra pansuman yaptırıp döndü. Yarım gün bile dinlenmeyen, doktora gitmekten çekinen Hüseyin ve Hüseyin gibiler belki de güç belâ buldukları işi kaybetmekten korkuyorlardır, kimbilir?
    Sev Hüseyin! Önce bir kişiyi seveceksin. Daha sonra tüm insanları seveceksin. Tüm ezilmişliğine, çaresizliğine karşın sev insanları. İnsanlığın kurtuluşu birbirimizi sevmekten geçer! Köyünü sev, halkını sev! Geldiğin yeri unutma!

    Cumali Cumalioğlu
    26 06 2008 15:10

    Devamını oku...
  • Eskizler >> yazı atölyesi


    Aramızdan ayrılışının 30.yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İle Bilkent Üniversitesinin ortaklaşa düzenledikleri sempozyum tek kelime ile muhteşemdi. Emeği geçen herkese bir Oğuz Atay okuru olarak sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler


    *Herhangi Bir Kadın Anısına...

    Sarılırken hayat makaralara perde perde

    Ben biriktirdiğim tüm kadınları yakıyordum ucundan

    Çocukça eylemler yapıyordu düşlerim gözlerime kapalı odalarda

    Umutsuz yelkenlileri karaya çıkartıp yürütüyordu ellerim

    Tek başına zor oluyordu bu asi yalnızlık,

    -başına buyruk bir cellattım ben bilinmeyenlerin ormanında


    - es -


    Ki

    Tanrı gibi yalnızdım bu koca dünyada...

    Kendinin, kendine terk edilmesi ne demektir bilir misin?


    İlk uzun metrajlı film denemem olacaktı bu serüven

    Efsanelere sığmayacaktı biliyorum.

    Ellerine bulaşmış kirli toprak kokusu içine sinmeyecekti

    Daha da çamura yatacaktın sen...


    Taş atıp camı kırmış çocukluğum gelecek gözbebeklerimin perdesine

    Utanacağım…

    Sen çocuk, evet sen!..

    Kırmızının en koyusu düşecek yanaklarına belki de…

    Anadan üryan düşlerine bağlayacaksın, dilek diye çaputlarını

    Tuttuğun dallar bir bir kırılacak biliyorum…


    Ardına sakın bakma, Mor saçlılar/sancılar peşinde…


    Onsekiz’inde teslim oluyordun kör bıçak bir intihara

    Yaptığına alçaklık derler ya,
    Bakacağız çaresine çocuk, pencere kenarı karanlığıyla...

    Bulutların tozu kaçtı gözüme, dudaklarımda senden kalan tuzlar…

    Ve

    Ne zaman arkamı dönsem, yüzün yüzüme bakar…


    İtiraf et!

    Göğsüme dayadığın altıpatların şansı sahiden altıda bir mi?

    Yoksa altmış milyonda bir mi yakalanır insan bu hastalığa...

    Uykusuz yarınları yanına alıp saklandığında

    Peşine düşen azrailin çürük dişi kana bulandığında


    “Kaçabilirsin ama saklanamasın repliği kulaklarımda…”



    Ölüm kusarken ağrılarını şakaklarıma, doğmamış güneşlerin diyetini hangi karanlık öderdi…





    Gökay Birkan SUCAKLI - *Tüm Yalan ve Yalancıların Ölmüş Anısına...

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    "Şimdi olacaksa bir şey yarına kalmamalı, yarına kalacaksa bugün olmamalı. Bütün mesele hazır olmakta..." Böyle demiş Shakespeare. Kendine ayna olabildiysen, başkasının rehberliğine ihtiyacın yoktur! Kendime ayna tutup kıyasıya eleştirdim. Yaşayamadıklarım yaşamak istediklerim ağır bastı. Duygu seline bıraktım kendimi, nerede bırakırsa akmaya hazırım.

    Devamını oku...

Y/ok...Kavs'ından Firarda PDF Yazdır E-posta
Yazar leyla karaca   
Monday, 07 July 2008

sen… tutunduğum yay…
kıvrıldığım hece..
bu… diyemediğim arzuhalimdir..
tınlıyor hiçlik cankulağımda…
duyuyorum seslerini kılıçlarının..
bu yok tepesinden sana sözüm var..
meczublar bölüşmüş sancılarımı…..


en derunumda bir haki saray..
yahut fildişinden bir aşk kasrı.....
karılıyor kucağında sonsuza..
….ellerin….. katıksız harcımdır…
kavsına takılıyor bir y/ok ezelden
yüzü sapsarı kesilmiş…
gümüşten bir n/akış.....
…kepazesiyim bu has odanın…
bir düzlüğü….var’a bir çıkmaz sokağıyım.


g/izliyorsun.. ..
bir kabristan kadar ıssızlığımı...
alevlerine bürünmüşüm ….kavsında...
söndür beni ateşinle.. bir teneşir sessizliğine savur…
sözü bitmeyen tek dudağa
….bu kavruluştur……


….. işrette koyup gidişin yüzyıllar önceydi..
beni o kadar yumuşak soluyordun ki...
taşlara can işleyen nazarınla...
bir oyun gibi çiziyordun gölgemi..…….
şimdi ..bir o kadar sert, titretmeden savur şavkına..….
…ellerin titremez..bilirim.. …kaymaz bakışların..
aşkla sıvadığın bu has odada
vartalara öykündü başkalıkların …
…….bu savruluştur…..


ve göğünde aşk talimiyim kıskanç Hera’nın
şimdi izle kavsından süzülüşümü........
bir kuru yaprak gibi
titriyorken arzında…
bir yaylım ateşi…ç/ok’dan..
y/ok’a
….. bu yokluğundur......


meczublar sırtlamışken ayrılığımı......
evrenin sınırsızlığını biçiyorum mızraklarınla…
hiçliğe kesiyorum hicabımı..
her sevgi içinde kabus kesilmiş seyirle...
yokluk ülkesinin köşe taşlarına
tek hamlede mıhlanıyorum....
……..bu susuzluğumdur……….


ben..binler sana çoğaldım
sonsuzluğum...
….. sen…. içinde ben olmayan katığım....
ayak izini can gözüme sürme diye çektiğim
hadi al canımı katar katar.…
savur gök kubbenin dağıldığı yadına...
….. çöz bendimi..
…….. yeter yeter..
….........
tek mısraya sığar gider varlığım eğleşir...
bir senin kavsında.....
ihtirasla seçilmiş bir kurban gibi…..devleşir…
gecem gülüşlerinle ılık ılık seyrelir-...
……ken..…
aşk çığlığı ; heybetin ,
…..beni böyle uluorta ….. ele verir.
yalnızlığın ruhuma döküldüğü çeteleden bir nehir....…
………...bu hiçliğimdir….


ve dize getirir feleği…
günüme astığın boranlar
ki soluksuz seyre durmuş arzında…
…bu çölü de denizlerine eğdir.... ….
paramparça kıyışlara susadığım….
hadi şimdi gerek ahlarım gülizara çevir...


cennet toprağından bir avuç.. .. …
yüzüme saçtığında....
dağıldı gökkubbe altında ne kaldıysa..
ve…
ölmem…kasrında ölüm yok..
ben bir ok’sam
tuzağına her sefer....
…. bir daha…….


…..bir daha....bizarım
ne sonum var ne başım..
ne yakınım kaldı ne uzağım..
savrulduğum ellerindir...
tutamadığım gülberg ….şimdi
…gerek zerre zerre vuslatında yitir
sen… tutunduğum yay…
kıvrıldığım hece..
bu… diyemediğim arzuhalimdir..
tınlıyor hiçlik cankulağımda…
duyuyorum seslerini kılıçlarının..
bu yok tepesinden sana sözüm var..
meczublar bölüşmüş sancılarımı…..
seyret..…….bu aşk kasrına binler kepaze sığar..
………..bu sonsuzluğumdur..…….


Favori olarak ekle (24) | Görüntüleme sayısı: 482

Yorumlar (7)
RSS yorumları
1. 12-07-2008 09:00
Hoş geldiniz.. 
 
Elinize, emeğinize, yüreğinize teşekkür ederiz..
Yazan bdb (Kayıtlı)
2. 13-07-2008 10:25
Hoşbulduk..Burada olmak çok güzel..ben teşekkür ederim..selam ile..
Yazan ay dili (Kayıtlı)
3. 13-07-2008 14:09
duygularınızı böyle rüyasal bir gerçekliğin diliyle öyle çarpıcı anlatmışsınız ki etkilenmemek elde değil.teşekkürler
Yazan kiitosindarkness (Kayıtlı)
4. 13-07-2008 22:23
teşekkür ederim kiitosindarkness.sizi tanımaktan mutluyum..ve sizleri okumaktan.
Yazan ay dili (Kayıtlı)
5. 04-09-2008 21:11
elinize sağlık
Yazan anaforizm (Kayıtlı)
6. 21-10-2008 22:17
Harika
Yazan Firavun Dağınıklığı (Kayıtlı)
7. 25-10-2008 12:36
kelimeler bulduğunuz yerler çok şık durmuş...
Yazan minna (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 238
Ezkizler: 740
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 468779

Liman

402641205_266f3f673f_m.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com