Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> düz yazılar



    7.Mart.1983 Saat: 16.20
    “Pijamaların yok mu?” diye sorduklarında, ağzını açıp iki tek laf edemedi. İstemediğinden değil. Alt çenesine menteşeyle tutturulmuş gibi duran ön dişlerini diliyle ittirdiğinde dişleri yerine oturuyordu. Çene kemiği kırılmıştı. Eksik dişlerinin boşluğunu dilinin ucuyla yokladı. Çenesinin altından kemiğine ilişik bir kapak kalkmıştı.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

                                      TEZER ÖZLÜ’YE MEKTUPLAR 3

     

     

    SAHNE…

     

     

     

    Tüm zamanları yaşadık Tezer. Tüm acıları, kaygıları, korkuları, basit bir aşk filmini izler gibi seyrettik. Yüreğimizde sevgiye, sevgilere, sevinçlere yer kalmadı. Ne hazin! Biliyorsun öyle değil mi? Sahneye konan oyun aynı, seyredenlerden kimi yaşlandı, kimi öldü, kimi kendini yitirdi, kimileri de yeni yeni seyretmeye başladı bu oyunu; en başından. Ben kaçtım Tezer. Bir gece, üstüne sis çökmüş tren garından dolaşan soğuk bir trenin, sigara kokan kompartımanıyla. Arkama bakmadan. Yüreğim sıkışıyordu son günlerde. İşverenim halimden kaygılanmış olacak:

     

    ‘Bu hafta dinlenin demişti, kaç raporu yanlış yerlere girdiniz diyerek.’

     

    Canı cehennemeydi o rakamlarla dolu raporlarının, raporları oluşturan satışlarının, satışlarını legal anlamda yaptığını gösteren faturalarının… Tüm oluşumların hepsi bir an önce bitmeli ve çıkmalıydı hayatımdan. İşte kaçışım böyle başladı Tezer. İki gün daha evimde kaldım, evimde. Düşünmeye çalıştım. Dinlenip yeniden masama dönmek, çalan telefonlara şirketin prensibi gereği nazikçe cevaplamak, müdürün önünde ceketin düğmesini iliklemek, saygıyla dinlemek, istenilenleri yapmak… Bıraktım en sonunda. Sabahları traş olmayı. Saçlarımı sağdan sola yatırıp taramayı da. Kravatımı bir daha bağlamamak üzere çözdüm, lazım olur diye oturduğum apartmanın kapıcısına verdim, giydiğim, yıllardır üstümde eskiyen siyah takımı da. Kel kafalı, pörtlek gözlü adamın içten yaşadığı sevinci görmeliydin, koşa koşa inmişti, dik merdivenleri. Belki de ilk kez yüksünmeden. Tüm kitaplarımı da bir kütüphaneye bıraktım. Koli koli kitap kolilerini gören görevlide, kapıcının yüzünü gördüm.

     

    ‘Teklifsiz dedim, makbuz istemez.’

     

    Eşyaları da bir bir çıkardım elden. Aldığımdan çok ucuza gittiler, ama yapabileceğim bir şey yoktu. Koltuklar, sehpa, televizyon, yatağım, motorundan geceleri horultular çıkaran buzdolabım, son iki senedir hiç yıkanmamış üç halım, mutfak eşyaları, açılması içinin doluluğundan yarım saat süren tozlu bilgisayarım, masam, ve diğerleri. Sırayla taşıdı, gelen genç hepsini. Soranlara taşınıyorum dedim. Aslında kendimi taşıyacaktım , bundan sonra sadece ve sadece kendimi. Ellerimi, bacaklarımı, iri gövdemi, bir yığın fikirle yaşayan başımı.

     

    Bineceğim trenin beş dakika sonra 1. perondan kalkacağını duyuran anonsla, o tarafa yürüdüm. Ağır ağır. Numaramın olduğu yeri buldum. Yerleştim. Hayat benim için yeni başlıyor olmalıydı. Yüreğimin hızlı çarpmasından anlamıştım bunu. Heyecanlanınca hep böyle olurdu. Yaşamın kendi çıplaklığına gidiyordum. Yalınlığına, dikliğine, coşkusuna, düşüne gidiyordum. İşten uzak, eşyalardan uzak, kurallardan uzak… Bekle dedim, bekle, mutluluğun resmi, seni görmeye geliyorum. Sahne ardımda kalıyor, oyuncuları da.

     

     

     

     

                                                                                    ONUR ERYILMAZ

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar


    Yavaşça kemirilen bir beyin ve buna engel olamadan çarpan ama anlaşılamayacağından atmayan bir bedenin sahibinin öfkesinden daha tehlikeli bir şey varsa ki olduğunu sanmıyorum hala.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar


    Sorumsuz anların aptal durduruluşu, koca balığın anlık yutuşu buldurur hayatın dokunuşunu. Bekle sen sabırsız günah artık yok oluşu.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    Devamını oku...

elmalı kurabiye PDF Yazdır E-posta
Yazar persephone persephone   
Sunday, 27 May 2007


Güneşli bir pazar günüydü
Fazla aydınlık geldi dışarısı ona
Tırnaklarını alıp kanepeye oturdu
Tırnaklarını çitlerken 'sakatlığımdan bi şey yapmalıyım
diye düşündü.
Elmalı kurabiye yaptı sakatlığından
Pulbiber koydu tarçın yerine
Oturup inleye inleye yedi
Enfesti sakatlığı
Ama acıydı


Favori olarak ekle (68) | Görüntüleme sayısı: 1258

Yorumlar (5)
RSS yorumları
1. 21-09-2007 14:52
yeğenimin babaannesi'yle kurabiye/kek yapma girişimlerini, yapmasını hatırlattın bana. Ki, yeğenim 6 yaşında. Kendi çocukluğumda da yapar/yapmaya çalışırdım.  
sakat-lık/tam-lık; kurabiye-tat/acı-yemek/yapmak; karanlık/aydınlık; iç-sel-lik/dış-sal-lık... okuduğumda, okumayı bitirdiğimde defalarcadan sonra şu buruk hüznü yaşamadım desem yalan olur be Özlem: bu biraz daha uzun tutulmalı-ydı... sanki, kesip bırakmışsın bu şiiri/anlatıyı de/da sakat... 
ama, daha önce dediğim gibi yazılarını merakla ve heyecanla bekliyorum...
Yazan ilyas (Kayıtlı)
2. 21-11-2007 11:52
tarçın da puıbiber kadar kotu bir seçim olurdu zaten. 
hindistancevizi ya da acıbadem hadi hepsini geçtim biraz fındık rendesi
Yazan sputnik (Kayıtlı)
3. 23-11-2007 09:37
:) pulbiber çoğu insanın damak tadına uymaz ama tarçını denemelisin..
Yazan persephone (Kayıtlı)
4. 15-02-2008 09:43
tırnaklarını çitlemek... 
kelimelerle oynamayı çok severim siz gibi ama inanın böylesine güzel bir tümce aklıma hiç gelmemişti.... 
tırnak çitlemek... 
ilahi siz. 
çok hoşuma gitti-niz- 
:)
Yazan minna (Kayıtlı)
5. 22-02-2008 17:25
saol minna ama kalemimi vermem ha-ha! :)
Yazan persephone (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 376
Ezkizler: 1065
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1051596

Liman

94954857.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com