| Acı Bilgi Üzerine Bir Fugue Denemesi |
|
|
|
| Yazar Mesut Varlik | ||||
| Friday, 02 May 2008 | ||||
|
“Ey kayığı küçük olanlar, dönün kıyınıza!” Perse I. GezmenBugün artık her şey pazarlanıyorken, modern insanın kendi iç-dünyasına (varsa, kaldıysa) yolculukları için de bilet kesilir oldu –terapi grupları, iç-huzuru eğitim programları, hayatı sevdikçe sevelim kursları... Turistik gezilerin insanları için de kitap dünyasında gidilmesi, uğranması gereken yerleri belirleyen haftalık turistik kitap rehberlerimiz var, uzun zamandır. Otobüsümüz kalkmak üzeredir. << Bugünün okuru gezmen kılınmıştır: Gidebileceği yerler başkaları tarafından seçilir, önerilir, hattâ paketlenir.>> (s.283) Roman olduğundan kendisinin şüpheye düştüğü bir ‘roman’ üzerine gezmen-okurlar için tanıtım amaçlı bir yazı kaleme almanın gereği yoktur. Bu soy metinlerle ya ilişkiye girersiniz, ya gördüğünüz yerde kaldırım değiştirirsiniz, ya da zaten tanı(ş)ma gereği duymamışsınızdır. Bu yazının hangisini yaptığını, hangisine daha yakın durduğunu karara bağlayabilmiş değilim. Kurulan bir diyalog mu, monolog mu, üçüncü tür mümkün mü? << Bir yapıtla hiç kimse yetkin, eksiksiz bir ilişki gerçekleştiremez . . . ilişkinin sahici, güçlü, doğurgan olması yeterlidir – kim benim herhangi bir kitabımla, örneğin Acı Bilgi ile tam bir ilişki kurulabileceğini ileri sürebilir?>> (s.264) Acı Bilgi’nin altbaşlığında ‘Fugue Sanatı Üzerine Bir Roman Denemesi’ olduğu yazılıdır. Yazarımız Enis Batur, beş farklı sözlükten ‘fugue’ kelimesinin anlam(lar)ını kitabın kapısında okurun eline tutuşturuveriyor. Birden çok fazla cepheye sahip olan Acı Bilgi’ye yaklaşmanın, cephelerinden çok daha fazla sayıda yolu, yordamı, yöntemi var. Ne kadar yaklaşmak ve ne kadar uzak durmak mümkünse... ‘Fugue’ kelimesinin TDK’nın Ruhbilim Terimleri Sözlüğü’ndeki anlamı şöyle: << Kaçış [ İng. fugue ] [ es.t.firar] : Kimi çıldırılarda kişinin gerçek kimliği dışında bir kimliğe bürünerek, alışık olduğu çevreden uzaklaşması. >> (s.7) Yazımın çatısını kurarken, verilen beş anlamı içinde bu tanıma görece yakın bir yönden yaklaştığımı fark ettim. Kitabın ‘Aralık’ başlıklı ilk bölümünün ‘3’ numaralı parçasının tamamını, kitabın bütününe dair fikir veriyor, dikkat topluyor ve bu yazının da üzerinde slalom yaptığı hattı anımsatıyor ve dışarda tuttuklarını da içeriyor olması nedeniyle alıntılama gereğini duyuyorum: << Hem kendi, kendisi; hem, kendi kendisinin iz sürücüsü olmak. Seyretmek ve seyretmek. Seyrediyor ve seyrediliyor olmak –kendini öyle de kılmak. Yolcu-oluş koşulunda bir cıva gerçekliği egemen. “Hareket ediyor, yer değiştiriyor, bir yerden öbürüne gidiyorum: Yolda, yolumdayım. Sonra duruyor, bir masanın önüne geçiyorum: Asıl yolculuk başlıyor: Yerler ile harfler, gerçek ile düş, gerçeklik ile imgeler, gördüklerim ile kurduklarım arasında – ben, peki, ikisinden en çok hangisiyim?” Yolcu-oluş, önce yolculuk halinde oluş. Bir dış yolculuk hali, belki: Bir yerden öbürüne geçiş. Bir iç yolculuk hali, kesinkes. Zihnin çarklarında süreğen kılınan yer değiştirme hareketleri – yalnızca yer değiştirme mi, hayır, bir o kadar da duruş biçimi (kimlik), ona bağlı olarak da Zaman değiştirme yetisi edinmek. Yolcu-oluş, sonra, deyimin üstlendiği ikjinci(l) anlam, o anlamın neredeyse ironik çıplaklığı nedeniyle acımasızlaşan hal: Geçen her saniyemizin bizi ölüme, ölümümüze yetiştirdiğini unutmaksızın yaşamayı bilmek. Benimkisi bir yolculuk, diyebilmek. >> (s.17) II. Çatlak KayıkModern insan’dan söz açıldığında olduğu kadar, belki de hiçbir çağda ve/ya insanın hiçbir döneminde, basamağında bu denli belirleyici olmadı “Ben kimim?” sorusu. Ya da bu sadece bir sanı: İçinde bir biçimde bulunduğumuz çağı ve evreni bir türlü kucaklayamayışımızdan doğan. Kişinin iç dünyası ve dışarı yansıttıklarından örülen yaşamı arasındaki mesafenin giderek açılmış / açılıyor olması, uzun zamandır, iç-görünün ‘yolculuk’ olarak ifade edilmesini getirdi. Giderek bu mesafenin yolu öyle uzuyor, öyle genişliyor ve hacmi öyle büyüyor ki yolculuk’tan bahsedilirken mümkün olup olmayışından, cesaretten, geri dönüşten, kabuk’tan ve kalıp’tan söz ediliyor artık: << “Yol bilen kervana katılmaz” diyor atasözü. İyi ama, ne demektir yol bilmek? Kaç kişide, nasıl, yol bilme, öğrenme dürtüsü, güdüsü, cüreti bırakıyor Hayat? Yüksek, uçarı, uçuk olan değil burada altı çizilen; düşük, düşkün olan da değil: Ortalama bir hayatın kalıbı çatlatılabilir mi? >> (s.18-19) Her canı isteyenin, her canı çektiğinde yolculuğa çıkması mümkün değildir. Elinde İstanbul haritasıyla Dünya’da yolunu bulamazsın. Aynı şeyi yapmanın Dünya Cep Haritası ile de imkânsız oluşu gibi. Coğrafi konum belirlemesi ve ölçek ayarı. Pusulası kendinden büyük olanların kuzeyi nerededir?: << ( Kandil’e Perse’ten çekip aldığım bir mısra: “Ey kayığı küçük olanlar, dönün kıyınıza!”) >> (s.144)
İçeri doğru yapılacak / yapılabilecek yolculuğa seçenek olarak dışarı, uzaklara doğru yolculuğa çıkmak sunulabilir (mi). İç-yolculuk yüzleşmek, dış-yolculuk ise kaçış olarak görülür; düzayak bakışta. Sanki içerisi çok yakın ve dışarısı sonsuz kaçışa izin veren uzaklığı vaad ediyor. İç-yolculuk ne denli olasılık dâhilindeyse ve kolaysa, dış-yolculuk da o kadar. Modern insan bu kendi içinin ve kendi dışının üzerine iki kabuk daha kapladı: Kendi’yi iç, Dünya’yı dış; içinde kendisinin yaşadığı Dünya’yı iç, Uzay’ı dış kıldı. Bu kabukları modern insan mı kapladı, yoksa kırdıkça mı fark etti varlığını? << Uzay yolculuğu, Dünya’yı kuşatan Sonsuz’un içinde bir yerden bir yere gidebilme koşulu gerçekleştiği ân yeryüzü aslında bitmişti.>> (s.19) Kendi içine yolculuk, orada nefes almak. Dünya’da bulunduğun coğrafyadan farklı bir coğrafyaya yolculuk, orada nefes almak. Uzay’da ayaklarının yere değmesi, orada nefes almak. Her biri travma olan bu yolculukları ne kadar birbirinden farklı, ayrı tutabiliriz? << . . . yerliyerinde olmak ve kalmakla yerinden oynamak yelpazenin iki ucundadırlar . . . Ya biri ya öbürü olunacak diye bir kural konulamaz şüphesiz; gene de, herkesin yelpazenin bu iki ucu arasında kesin ya da oynak bir odağı vardır, denilebilir. Bir de, yelpaze katlandığında, iki ucun, iki sınr-çizgisinin üstüste geldiğini, çakıştığını unutmamalıyız – öyle yaşayanlar yok mudur?>> (s.54) III. Persona: İki Yurt“Ben kimim?” sorusunun bir ucu da kişinin aidiyet duygusuyla kesişir. Bir türlü net çizgileriyle tanımlayamadığı kendi’sini konumlandıracağı bir alan, yer, nokta arayışı içindedir. Arayışın doğası gereği durmak bilmez. Giderek kendinden geçtiği dahi olur. Durmadan (vs. dururken), bulmanın imkânı var mı? << “Kişi” diye geçiriyor içinden, “iki yurt arasında bölündüğü için mi durmadan yollara düşer?” >> (s.16) Şöyle bir saptama yapılabilir: Kişi, gözleriyle gördüklerinden birinin de kendisi olduğunu fark ettiği andan itibaren (yüzünü gören ilk insan!) ben ve öteki ayrımını yapmaya başladı. Ayna, içeri bir türlü bütün bütüne giremeyen insanı, aslında dışarı da çıkamadığı gerçeğiyle yüzleştirdi. “Ben kimim?” sorusu yeterince katleden bir soru değilmiş gibi, “Hangimiz hangimiz?” (s.35) sorusu başgösterdi. Asıl soru büyüyüp, derinleşip yavrular verdikçe omuzlardaki ağırlık iyiden iyiye yüklenir oldu. İnsanoğlu yorgun düştü: << . . . aynada kendisini gördüğünde bir ân bocalıyor: Hem biri, hem bir başkası olduğu apaçık işte. “Kim olduğumu bilmesem de olur artık.” >> (s.38) IV. MağaraModern insanın bir yanı “Vazgeç bu sevdadan,” diye yalvarırken, öbür yanı “Geri adım at(a)mam,” diye inat ediyor. Her ikisi de ısrarcı. İki kolundan iki yana çekiştirilen beden hırpalanıyor, hırpalandıkça zayıf düşüyor. Hassasiyeti incelmiş, yorgun, fakat vitrinde mağrur duruyor insanoğlu bugün: << “İçim ağrıyor benim. Kendimi bu kalıbın içinde bir daha düzelemeyecek kadar boşalmış, yenik hissediyorum.” >> (s.28) İçinde, kaçıp kurtulacağına, kurtulabileceğine dair bir umut beslenir oldu. Kaçmak. Gitmek. Ama nereye? Ana rahmine geri dön(ebil)mek fena olmazdı? İmkânsız. Mağaralar için Dünya’nın rahimleridir, demek ne kadar yanlış (ne kadar doğru) olur? << Boşuboşuna yorgun düşmüyor insan. Doğal sınırlarının, yapay da olsa doğallaşmış sınırlarının dışına çıktığında, yolcu-oluşun getirdiği bazı özellikleri özgürlük sanmak da yanıltıcı demek. Size bir mağaram, bir inim olsun yok, dememiş miydim? >> (s.102) V. Yolayazdım “Yolculuk eşittir Yalan”Peter Esterhàzy Yazı yazmak yalan söyleme bilimidir. Kalemde yazı insanda yalan tükenmez. Bu yazı bitmek bilmeyecek. Kesiyorum. << Benim harflerim bu yapraklar kadar geçici mi, şu taşlar kadar kalıcı mı? Yazdım, ne oldu? >> (s.288) Favori olarak ekle (17) | Görüntüleme sayısı: 245
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






