Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

    aracı koyup Azrail'i

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Sabaha karşı gökyüzü delinmişti. Sicim gibi yağıyordu yağmur. Filmlerdeki gibi. Tek farkı romantik değil acı vericiydi. Genç adam yürümekte zorlanıyordu üzerinde ne var ne yok ıslanmıştı. Ceketi, gömleği, pantolonu, ayakkabıları; üzerinde ne varsa sırılsıklamdı. Ağırlaşmıştı ıslanan elbiseler. Islanan ceket hareket etmesine engel oluyor, omuzları çöküyordu. böyle yağan yağmur görmemişti hayatında. Kısa kesilmiş saçlarından, sakallarından sular akıyor, yüzü üşüyordu. Gözlüklerini ıslandığı için çıkarmıştı. Görmesine faydadan çok zarar veriyordu. Görecek pek bir şeyde yoktu aslında. Sabahın bu saatinde sadece açık bir fırın vardı sokakta. Un taşıyorlardı. Dükkânların kepenkleri inik ve içleri simsiyahtı. Tabelalarda ışık vardı ama yağmur ışığın etrafa yayılmasına izin vermiyordu sanki. Bir tek sokak lambaları direniyordu yağmurun kudretine. O cılız sarı ışıklarını esirgemiyorlardı sokaktan. Arabalar boylu boyuna dizilmişti kaldırımın yanına. Tepelerine çarpan yağmur sıçrıyor kimi zaman yüzüne vuruyordu genç adamın. Beklide sakallarından bu kadar çok su akmasına sebep olan buydu…

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler


    sözde yaşanmış aşklarla tükendi sözlerim
    gözlerimden çıkan sözlerle başladı aşklarım
    gönlüme secde eden gözlerimi gördüm, irkildim
    sözlerimi tüketen gözlerimin selerini dinledim
    ellerime çakılan çiviler ve asılmış yüreğim
    yağmurlar eritti bedenimi ağırdan
    ve özde yaşanan aşkla dirildi cesedim
    ama anlamsız..

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    ‘’ Hayal meyal meşakkatli bir gidişat, sonu Sırat…

    Varamam ifşa edemem, sırlısın ilelebet ihramımdasın. ‘’

    Kelli, felli eli sustalı bir cengâverdi sessizliğim, in cin top oynayan vakitlerde besmele çekip, süzülürdü kadim müdavimleriyle semada…

    Cihanı hiçe saydığımı ve devrana karşı geldiğimi söylerlerdi. Oldum olası, kendime fısıldadığım ve herkes den sakındığım, inceden inceye ıslık çalan pervasız bir özgürlük isteğiydi benimkisi.

    Yalnızlığa evvelinden meyyal olan ruhuma; rüzgârın füsunkâr soluğundaki histerik, doyumsuz dokunuşların değmesi, kanat çırpışlarımı diriltmeye yeterdi.

    Yükseklerde çok yükseklerde göğün rengine sığınamadığım ve yüreğimi didik didik didiklediğim vakitlerde kendimden ürperirdim.

    Dört yanımda koşuşan bulutlar, bu dur durak bilmeyen ve hüngür hüngür ağlayan virane harabatımın sebebini kendi aralarında ilkin hiddetle konuşurlar, akabinde ise yedi düvel cümle bütün ahaliyi, sessizce beni uzaktan gözetmeleri için seferber ederdi.

    Bilirdim de bilmesine, bilmezden gelirdim.

    Bazen; özellikle gün kendini geceye aheste aheste bıraktığında, el ayak çekilince kanatlarımda bir ağırlık peydahlanırdı. Çok uzaklardan geldiğini tasavvur ettiğim sessiz bir çığlığın müstesna hıçkırığını duyumsardım.

    Yüreğim, daralırken oluşan gölgelerde, coğrafyama karışan bu haykırışı arardım.

    Yanı başımda gibiydi, ama bir o kadar da uçsuz bucaksız illet bir vakte karışmıştı.

    Son zamanlarda bu haykırışı pek çok duymaya başlamıştım. İşin en ilginç olanı ise, benden başka zinhar kimse hissetmezken, kanatlarıma sanki kancalar atardı ve ben kanardım.

    Yaz mevsiminin artık, kendini iyiden iyiye naza çektiği, kısa bir müddet sonra saltanatlığını karakışa teslim edecek olmanın kâh üzüntülü, kâh melankolik halini peyderpey yaşamaya başladığı sızım sızım sızlanan vakitlerden biriydi.

    Günün gerine gerine uyandığı bir kuşluk vaktiydi. Yine akranlarımdan ayrı, rüzgârla cilveleşirken, şatafatlı narin kanatlarımın aniden ağırlaştığını hissettim.

    O ses derinlerden gelen çığlık, günü tırmalarken, ruhumda açtığı arbedenin farkında mıydı? Bu defa vakitsizce gelmişti. Zifir karanlık henüz gizli kapılarını açmamıştı ki?

    Artık kararlıydım; ansızın gelen kanatlarımda derman bırakmayan bu cızıldayan çığlığın izini ne olursa olsun sürecek, sebebi neticesi ne olursa olsun haykırışlarına bir nebze olsun omuz verecektim.

    Asırlardır dolanıp durduğum ve kendimi bildim bileli süzüldüğüm bu gök kubbede, ilk defa yüreğimi tepeden tırnağa elim bir telaşın içinde bulmuştum.

    Ruhum, tam teşekkülü hınca hınç tepelemesine bu sesle bilenmişti. Hemen hemen hiçbir velvele böylesine kanatlarımı güçsüz bırakmamıştı. Yıkılıyordum.

    Öylesine muktedirdim ki artık, göçmeye karar vermiştim

    Ses etmeden diğer Martı ahalisine, beni serseme çeviren tiz çığlığa dalgın dalgın kanat çırpmaya başladım.

    Bir taraftan da, efsunlu bu alametin neden benim üzerimde vuku bulduğunu da düşünmeden edemiyordum.

    Tahammül edemediğim aslında bu haykırış değildi, uzaklardan duyumsadığım, kayıtsız kalamadığım sesin, bulanık ağıtının ağrısını, tâ pır pır atan yüreğimde hissetmemdi.

    Bölük pörçük istiflediğim düşünceler içinde boylu boyunca boğula boğula süzülürken gökyüzünde, kâh dağların keskin soğuğunun sert bakışıyla, kâh yemyeşil vadilerde kol gezen peri kızlarının ışıltılı gülümsemesiyle selamlandım.

    Nehirler aştım, rengârenk çiçeklerin, ağaçların üzerinde salına salına coşarken; safran sarısına bulanmış suya hasret sahraların, çarnaçar ezgilerine suskunluğumla yağdım.

    Mübalağasız kanatlarım bir an bile olsa şikâyet etmediler, peşine düştüğüm bu bilinmezliğin sığınağına yol alışımın çırpınışına…

    Her geçen ân da yaşadığım burukluğun sızısıyla daha da coşarken, çokça yol aldım.

    Nihayetinde, o sese daha da yakınlaştığımı hissettiğimde, hudutsuz maviliğin kıyısına oturmuş, ellerini semaya kaldırmış bir kızın, dalgalara uçsuz bucaksız deryaya yakarışıyla sarsıldım. Kelimelerle adeta dövünen bu kız, feryat figan çığlık atmıyordu; suskunluğu ve gözpınarlarından akan yaşlarla yüreğini şahlandırıyordu.

    İşte o an anladım; duyumsadığım bu kızın sessiz çığlıklarının ummanda bıraktığı yankıydı.

    Yüreğinde yanan ateşin zifir takatsizliği kaplamıştı sanki etrafını…

    Her halinden belliydi; bir derman arıyor, ayan ürkütücü kuytularda çaresizliğiyle çakışınca da, cemi cümlesinden medet umuyor, dilinde dualar zikrederek hıçkırıklarıyla boğuluyordu.

    Kahrolmuştum, gözlerinden akan her yaşla, inim inim sızlıyordu kanatlarım; bir müddet sonra usulca yanına sokuldum.

    Kıpırtısızca maviliği seyre dalmıştı, ruhunun acıyla debelenişinin aksi, dalgalara yansıdıkça ayaklanıyordu sanki koca derya…

    Varlığımı hissetmişti anlamıştım. Simasında tatlı bir gülümseme oluştu. O tebessümün iz düşümünün, kocaman bir özlem olduğunu anlamıştım. Onu duyumsadığımı biliyordu.

    Bana karşı sitemkâr tavrının sebebini anlamam uzun sürmezken, ruhundan akan sözcüklerle

    çarpıldım.

    ‘’ Hoş geldin beyaz kanatlım, şaşkınsın öyle değil mi?

    İnan bende…

    Hep, gecenin sepyalığında konuşurdum seninle, el ayak çekilince…

    Ama bu defa sığamadım geceye, sığınamadım.

    Öyle bir ağrı ki yüreğimde, öyle bir yük ki, sabahın kör vaktinde, fırlattı beni sokaklara.

    O kadar yol aldım ki, her adımda kısık kanayan sesimle, nişanlar gönderdim sana.

    Esip, yağarken bu kuytularda, içime doğru büklüm büklüm büküldüm.

    Bilir misin? Uzakları…

    Uzaklara varamamayı?

    Düş ile gerçek arasında sınırlarda kalmayı?

    Peki, hiç gölge olmak istedin mi?

    Sade bir sesle, bir izle yetinmeyi?

    Bilir misin?

    Peki ya, dokunamayınca, göremeyince

    Sessizlik buruş buruş buruşunca içinde,

    Bir kere değil, bin defa ölmeyi?

    Bilir misin?

    Peki, neden çağırdım seni bilir misin?

    '' Söylesene inci kuşum, bana kanatlarını verir misin? ‘’

     

     

    GAMZE ATAL

    16/08/2009

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler


    üç kulfuden sonra
    sırasını bekliyordu elham
    toprak kazındıkça ağlıyordu kürek
    yaktılar ucunu ve koktu üzerlik
    bir yüreğin ucunda tütsülendi bozkır

    Devamını oku...

Bir Akşamüstü PDF Yazdır E-posta
Yazar hande çağdaş   
Thursday, 01 May 2008

 

İnsanoğlu oldukça garip bir varlık. Kimse nedensiz eylemlerini açıklayamamıştır tarih boyunca.

İnsanoğlu oldukça garip bir varlık. Kimse nedensiz eylemlerini açıklayamamıştır tarih boyunca. Neden sorusunu sormak dahi işgüzarlıktır çoğu zaman. Kişi evlatlarını çözeceğim diye bir emelim yok elbette, fakat söylenecek tek bir sözcük geliyor aklıma: ilginç. Yorucudur nedenler, işkencenin uysal ve uygar şeklidir. Yavaşça kanım çekilsin istediğimde damarlarımdan neden demek yetiyor bana. Eski aşklara, yaşanmışlıklara sormuyorum bu soruyu. Çünkü kişi kendini acıtmak istediğinde hemen eskilere koşar. Ben sadece, çamuru dibine çökmüş suya, bir taş fırlatıyorum. Ortalık yere bir “neden” bombası bırakmak gibi. Patlamanın yankıları sağır edici nitelikte. Evet bir de keşke kavramı var. Hayat ne kadar rahat olurdu keşke diye bir kelimecik var olmasaydı. Ama dil varsa ve bu oluş kelimelerden daha doğrusu düşüncelerin sistematikleştirilip dışa vurulmasından vücuda gelmişse, içindeki her şey mübah kabul edilmelidir. Katli vacip bir harf öbeği ama yine de. Keşke ile ne alıp veremediğim var acaba? Fazlaca birikenler ancak kelimelere saldıracak gücü buluyor, ancak ve ancak kelimelerle kavga edip zaten bilindik olan insan tabiatına sataşıyor. Bir zamanlar belki bir gün bir yerde diye bir söylem yerleştirmiştim dilime. Evet günü geliyor bir gün bir yer oluyor. Ama zaman sorununu atlamışım sanki. Günü geldiğinde çok da anlamlandıramıyorum o an elimde olanın neden elimde oluğunu, daha doğrusu önceki kadar fazla anlam yükleyemiyorum. Günün gelmesi de yalan galiba. An önemli. O salisede ya da onun milyonda biri sayılacak zaman diliminde olur ya da olmaz, evrende kendi var oluşunu gerçekler ya da gerçeklemez yahut gerçekleyemez. Farkındayım kendi kendime konuşan bir garip varlık olduğumun. Bir garip, takıntılı, çeşitli komplekslerini aşamamış hala devrimini gerçekleştirip kalelerini yıkamamış bırak yıkmayı onları kuşatamamış bir organik bileşik ya da bulaşık olduğumun. Yine o sıfat: ilginç… Bir yerlerde sağlam yanlışlar yapılmış olmalı, kimyasal olarak ya da daha ruhsal ve komplike olsun diye karışık bir terim kullanalım: spiri-fizyo kaos… Bence güzel oldu. Herkes bunların peşinde değil mi? Biraz uzak diyarların dillerinden gelen sözcükler, biraz lise bilgisi biraz da kulak dolgusu sözcükler işte. Ama bence bu tutar. Neyse, ne kadar işe yaramaz ya da ne işe yaradığımızı bilmediğimizden bahsetsek daha iyi olacak.

Belki de uzun zamandır ağır, uzun ve ağdalı cümleler kurma gereksinimi duymuyorum. Anlaşılamama probleminden değil, her zaman yeteri kadar daha doğrusu beni anlamalarını istediğim şekilde ve kadar anlatmışımdır kendimi. Sanırım artık uzun cümleler kuracak kadar uzun yaşamıyorum. Hayır, bu haksızlık oldu. Sezarın hakkı sezarın olsun, zaten kimsenin kırık iğnesini dahi istemem, bir kere almaya niyetlenmiştim, baştan söyleyeyim sonuç pek iç açıcı olmuyor. Evde denemeyin. O ağdalı cümleler bir şey söyler gibi görünüp hiçbir şey söylemeyen müsvettelerdi sadece. Çok şey yaşanmış gibi yazılan şizofren cümlelerim benim. Şimdi sadece gerçekleri yazsam şizo tümcelerimin dudakları uçuklar. Ama ben artık kısa yaşıyorum, daha doğrusu uzun cümleleri kurmak için durup düşünemeyecek kadar hızlı. Ne geçiyor eline derseniz hemen söyleyeyim. Hayattaki yegane amacım kaostan düzen doğar söylemini çürütmek. Evet kaostan düzen doğmuyor, doğacağı da yok. Sadece fazla fazla karmaşa kargaşa çıkıyor ortalığa. Eğlenceli mi? Evet, gırtlağına kadar batmadığın sürece ya da içine düşsen de seni çekip çıkaracak varlıklar bataklığın kenarında ellerindeki halatlarla seni çekip çıkarmayı bekledikleri sürece. Şans ya da başka bir dilsel kurgu koyalım buraya. Ya da hayat safıyım henüz çözemedim, ama güzel insan kandırırım. Kendime söylediğim yalanları bir bilseniz. Ama önce kendimi kandırıyor olmam, başkalarını da kandırdığım gerçeğini mazur gösterebilir kanımca.


Favori olarak ekle (49) | Görüntüleme sayısı: 649

Yorumlar (2)
RSS yorumları
1. 29-05-2008 20:57
Felsefi playformda yazılmış, eleştri ve daha da önemlisi özeleştri yapılmış güzel bir yazı bence. Sizi selamlıyorum...
Yazan Ekin (Kayıtlı)
2. 29-05-2008 20:59
"platformda"
Yazan Ekin (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 376
Ezkizler: 1065
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1056215

Liman

252_2006122043.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com