Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

    geceyarısı trenin birine bir ibne biner

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

     


    Kıyamet çocuklarıyız biz
    Neye dokunsam
    Eskimiş bir hüznün kokusu ellerimde

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Beş günlük suskunluğun nasıl biteceğini iyi biliyordu. Tek yapması gereken adım atmaktı dilindeki tüm kelimelerle…

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Üzerime yaslanan sessizliğin, harap dehlizlerinden kurtulabilmek ve ruhuma işleyen marazi an’ları aklayabilmek için bu şehri terk ediyordum.

    Öyle kolay değildi aslında, ilk iç çekişlerimi avuttuğum, kir pas içinde kalan hüzünlerimle, an gelip köşe kapmaca oynadığım vakitlerden çekip gitmek…

    Hiç kolay değildi…

    Uzun yolların aramıza gireceğini ilk hisseden, çocukluğumun ayak izlerini taşıyan, bahçemizdeki ıhlamur ağacıydı.

    Terke karar verdiğim andan itibaren kokusunu benden yoksun bıraktığında, gücendiğini anlamıştım. Aktı akacak gözyaşlarımla, içime çakılan kırılganlıklardan firar etmeye çalışırken, gölgesinde çok zaman gizlenmiştim.

    Yaşam, kuytu köşelerde bıraktığı körpe umutlarım üzerine, aldanışlarla haince peşkeş çekerken, o yaralarım üzerine minik çiçeklerini yağdırır ve titreyen kimsesizliğimi sarıp sarmalardı.

    Karanlığın üzerime attığı ağları ılık bir esintiyle alır ve arta kalan buğusunu, gecenin zifir kuytusuna defnederdi.

    Şimdi ise, yakarışlarıma tek şahit olan evime veda ederken; tadına vardığım, dokunduğum, duyumsadığım ve kokladığım her şeyi kendime teker teker özenle ekliyorum.

    Unutmamak ve yeniden anımsamak için de, ruhumdan kopardığım küçük dokunuşlara ipuçları hazırlayıp, yüreğimin gizli köşelerine yerleştiriyorum.

    Bütün serseri tutunuşlarımı, deli dolu heyecanlarımı ve kekeleyen sevinçlerimi, ölgün vakitlerden kurtarırken, bu defa anlık heveslerin kursağında kalmaması için temkini elden bırakmıyorum.

    Evimin her köşesine son defa dokunurken, duvarların sessiz iniltisini içten içe ağlayışlarını duyumsuyorum.

    Aniden gizli saklı köşelerden ruhuma, eksik etekli bir umudun parıldayan melodisi düşüyor.

    Anneannemin, kulağıma fısıldadığı ezgiler odayı sarıp sarmalıyor.

    Saatler o anda kayıp gidiyor. Bir kız çocuğunun, ananesinin elleri arasında yaşam bulan udundan yayılan müziğin nurlu sesi kulağımda yankılanıyor.

    Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar, yeryüzünde sizin kadar yalnızım. Bir haykırsam, belki duyulur sesim, ben yalnızım…’

    Birden, içimde yüksek ağrılı havale geçiren yaşam, bir ukdenin ardına saklanan hıçkırığı yerle bir ediyor.

    Anımsamak istediğim zamanların ipini çekerek, payıma bir tebessüm ısmarlıyorum.

    Ananemin odasından gelen melodinin, bazen deniz kokusuna vuran yakarışı, bazen dalgaların sesine eşlik eden hasreti ve bir martı olup saçları örgülü küçük kızın umut kokan düşlerine konduğu vakitler, saklandıkları yerden çıkarak yanı başıma düşüyor.

    İçime siyah beyaz vakitlerin, naftalin kokusuna bulanmış özlemi düşüyor. Ay, yıldızların etrafında geceye çökerken, bütün zarafetiyle üzerimize yansıyor.

    Anneannemin kollarında huzurla seyrettiğim göğün; ardında saklanan tehlikeli vakitlerden bir haberken, bir daha kimsenin omzunda o güveni bulamayacağımı daha o çocuk zamanlarımda biliyorum.

    Kalıplara sığdırmadığım çocukluğumun haylaz zamanlarına eşlik eden diğer şahidi ise, ananemin ellerinde renklenen pamuk şekerlerdi.

    Bir anda yüzümde ilham verici bir tebessümün belirdiğini hep söyler ve dile getirdiği şarkılar yüreğimde tarifsiz coşkular yaratırdı.

    Büyük bir aşkla bağlandığı eşini yitirdikten sonra tek tutunuşu olmuştu müziğin sessiz haykırışları ve asırlık bir el yazması gibi uduna dokunduğunda, geçmiş zamanlara özlemini böyle dile getirdiğini bilirdim.

    Yıkıntılar arasında kalmış bir kalbin, sesini duyumsayabiliyordum. Kırık dökük hatıralarına

    Hiç bir zaman el sürülmesine izin vermezdi.

    Dedemi yitirdikten sonra, hep ıslak vedalar kalmıştı yüreğinde…

    Gözlerimden akan her yaşı özenle kendine alarak, eli yüreğinde ruhuma pansumanlar yapardı.

    Canımın acımasından korkardı. ‘ Pamuklar içinde, büyüttüm seni. Küçük bir parmak çocuktun. Hep göz nurumsun unutma’ derdi

    Şimdi evimi terk ederken ardımda bıraktıklarım, içimde salkım saçak özlemlerle kanıyor. Yalpalanarak anıların düştüğü her noktadan, koşar adımlarla çekip gitmek istiyorum.

    İçimde oluşan tarifi imkânsız hayal kırıklıklarımı; nur yüzlümün görüp, canının acımasını istemiyorum.

    Aramıza giren, adı sanı belli olmayan o sonsuzluğun feri vuruyor bir anda odanın kuytu köşesine…

    Son defa, uzun uzun bakıyorum her bir noktaya…

    Elimden özensizce alınan, huzur dolu vakitlere derin bir iç çekişle dokunurken, yüreğimde derin yaralar açan her an’a sus pus bir kadının isyanlarını gönderiyorum.

    Köşe başında bir kız çocuğu görüyorum.

    Saçları iki örgülü…

    Gözlerinde yıldızların parıltısı...

    Yaşam henüz çelme takmamış hayallerine,

    Muhtelif zamanlar, yüreğinde derin yarıklar açmamış…

    Elinde özene bezene tutuğu bir pamuk şeker,

    Tebessümünde ılıman mevsimlere ilham veren kocaman bir coşku…

    Bir kız çocuğu bırakıyorum, bu şehri terk ederken ardımda…

    Yüreğinde hala, hükmünü kaybetmemiş umutlar…

    Yalan yanlış bir elveda çıkıyor ruhumdan,

    Düşümde nur yüzlü bir kadın…

    Hep aynı şarkıyla, bana yol gösterme telaşında…

    ‘Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar, yeryüzünde sizin kadar yalnızım. Bir haykırsam, belki duyulur sesim, ben yalnızım…’

    GAMZE ATAL…

    27/04/2009

    Devamını oku...

Karanlık Odamdan Notlar PDF Yazdır E-posta
Yazar hande çağdaş   
Monday, 28 April 2008


Tüm renkler siyah, gece karasında...


Tüm renkler siyah, gece karasında... Hiçbir ışık açıklığında şu anda düşüncelerim, aynı odam gibi. Gözlerim dumana karşı yaşlarıyla direniyor, zaman koşar adım önümden geçiyor.
Duysun beni diyorum da, kim? Sanırım "hiç kimse" den cevap beklediğim için, hala ses seda yok. Kendi dehlizlerimin bu kadar sarp ve harap olduğunu unutmuşum, duvarlarıma dokunmak kanatıyor, aynı eskisi gibi. İnadına kazıyorum ezberlerimi, aynı eskisi gibi.


Favori olarak ekle (56) | Görüntüleme sayısı: 826

Yorumlar (7)
RSS yorumları
1. 29-04-2008 16:05
RA'nın KIZI; KARANLIK VARLIĞINI IŞIĞA BORÇLUDUR BİLİYORSUN...GÜNEŞE ÇIK
Yazan çağan yiğit (Kayıtlı)
2. 02-05-2008 09:13
İnadına kazıyorum ezberlerimi, aynı eskisi gibi. 
................. 
kazıdığınız ezberlerin altında başka ezberler yatar...desem kabalaşmış mı olurum acaba? 
:)
Yazan minna (Kayıtlı)
3. 02-05-2008 09:56
sevgili minna;ezberlerin kazınması gerekliliğide bir ezber olmasın sakın.ben SEKHMET 
için umutluyum aslında .kendisine de bunu yazdım edebiyatı terket dedim.ama maalesef o fazla zeki ...ve zekayla edebiyatın buluşması hep çok tehlikeli olmuştur.keşke bırakabilse...keşke gide bilse bu sayfalardan....
Yazan çağan yiğit (Kayıtlı)
4. 02-05-2008 11:18
minnacım, ezberleri tutmamın sebebi aslında çağanın da dediği gibi günü geldiğinde kazımak gerekliliği. hepsi aslında çok çok öncelerden tasarlanmış bir amaca hizmet ediyor. hatta onları "ezber" statüsüne koyma sebebim bile belli.. ama mutlak unutma yoktur dersem yeterince açık olur sanırım her ezberin içinde başka şeyler de barındırdığı:)) 
 
p.s. kabalık değil canım, çok teşekkürler.
Yazan sekhmet (Kayıtlı)
5. 02-05-2008 11:20
çağancım, bu suyun tadı damağımdan kaybolacak gibi değil:)
Yazan sekhmet (Kayıtlı)
6. 05-05-2008 16:31
yapma RA'nın kızı,senin buzdan gemilerle gideciğin bi yer yok.halın yada süpürgen yok mu ? suyun tadıdamağında değil sanırım senin.eğer içtiğin pınar konusundaki tahminim yanlış değilse zehir senin damarlarında...kusmak değil snikurtaracak olan..... beni bağışla!
Yazan çağan yiğit (Kayıtlı)
7. 06-05-2008 10:24
Gümüş kılıçlı süvariler dört nalayken alnımda 
 
Beni bağışla 
 
Ve gün doğumu şaşkınlığım gezinirken ellerimde 
 
Çatır çatır ufalarken yengeç gözlü piçliğimi 
 
Kristal güvercinler yüreğime çarpıp çarpıp kırılırken 
 
Beni bağışla 
 
Benim ey gidi çocukluğumun ceviz ağacı 
 
Serin gövdene ancak sarılırdık gümüş elli bin çocuk 
 
Biz o mermer gözlü bin çocuk 
 
Yağmuru ne zaman istersek o zaman yağdırırdık 
 
Bir yılan yakar yağmuru yağdırırdık 
 
İki yılan yakar güneşi açtırırdık 
 
Ak sakallı dedeler tespih tespih ağlardı 
 
Beni bağışla 
 
Tuzları kirpiklerimle toplarım artık 
 
Nasıl topluyorsam darmadağın yengeç gözlü piçliğimi 
 
Hep korkunç bir geç kalıştır çünkü anılar 
 
Çünkü biz mermer gözlü bin çocuk 
 
Hepimiz öldük 
 
Ben ağlarsam beni bağışla.
Yazan çağan yiğit (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 376
Ezkizler: 1065
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1051342

Liman

esinadk.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com