| SICAKTI GÜZELDİ VE ÖLÜM YOKTU |
|
|
|
| Yazar onur eryılmaz | ||||
| Monday, 24 March 2008 | ||||
|
Dedem bir yaz günü bizi ve bu belalı dünyayı bırakıp gittiğinde –zannedersem- on yaşımdaydım. Bir gün öncesinden vardığımızda, onun yanına, yaşam devam ediyordu ve her şey yolunda gibi emin adımlarla yürüyordu yolunda. Yemek yenmiş, çay içilmiş, yarınki maçla şampiyonluğunu ayan beyan tüm ülkeye ilan edecek olan GASSARAY konuşulmuştu. Gece geç saatlerde herkes büyük bir uyku özlemiyle yataklarına çekildiğinde –hava daha da ısınmış, bunaltıyordu sanki- üzerlerimize incecik bir pike almayı düşünmemiş olmalıydık. Sıcaktı, güzeldi ve ölüm yoktu. Sabahla birlikte her şeyin aynı ahenginde ve ses tonunda ilerlemesi, dün geceki olanlardan hiç de farklı değildi. Dedem gene yatağındaydı, bizler de –babam hariç, işe gitmişti çünkü- etrafındaydık. Kahvaltı edilmişti. Bir iki yakınımız telefonla aramış, oh… ohh… maşallah, iyiler, çoklarla kapatıldığında, yaşamın tek dengesinin sadece ve sadece yaşamak, yaşasınlarla, şükürlerle dolu olduğunu hissetmiştim. Öğleye doğru herkes kendine bir uğraş bulmuş, onunla meşguldü. Ben camdan dışarıyı izliyor, mahalleden gelip geçenleri sayıyordum. Kardeşim evdeki çekmecelerin tek düşmanı olacaktı ki, ne varsa ortalığa saçıyor, olduğu gibi bırakıyordu tüm bulduklarını yere. Annem hayatının üçte ikisini verdiği ve hiç gocunmadan hep olduğu, kendini kadın hissettiği yerdeydi. ‘Mutfakta’. Gelen azimli seslere bakılırsa yemek yapılıyordu. Babaannem, anlamadığım dille, sesli olarak söylediği duaların içindeydi. Her şey normaldi, belki bir ya da iki saat sonra yemek yenilecekti, ölü yoktu ortalıkta henüz. Zaman aldatıcıdır. Yanıltır durduk yerde. Bir bilinmezlik bir anda bilinen bir kavram olarak dökülür ortaya, kaçamazsınız… İçine düştüğünüz girdap büyür, çeker sizi de. Aşağılandığınızı, küçük görüldüğünüzü duyumsarsınız. İşte orada yok oluş başlar, işte orada yeniden yaşama, onu hiç tanımıyormuş gibi sarılıp, ona kucak açmak da. Tuvaletin kapısını kilitliyor, ellerimle yüzümü kapayarak olduğum yere, ıslaklığa, soğukluğa çöküyorum. İçeriden gelen bağırışlar, ağlamalar hangi yokluğun.. Dedem az önce öldü. Birden olan, ne çaresizlik, ne güçsüzlük yaratıyor. ‘Sırtımı çevirin, bakmayın bana… uzun bir sessizlik, hayır sadece bir-iki dakika süren bir sessizlik. Babaannem diğer odaya kaçıyor, sürüklenerek, çığlıklarla. Kardeşim nerelerde! Ben ortada kalıyorum. Birisi, birileri tutmayacak mı elimden. Annem orada. Sessiz yaşamını, sessizce bitirmek isteyen… İşte, bunları görüyorum. Bir elin bana uzanamayacağını anlıyor, tuvalete kapatıyorum kendimi. Bir saat, iki saat … Babamın inanılmaz, yıkıcı çığlığıyla uyanıyorum, kendime geliyorum. Sonra başka sesler, sesler arttıkça yalnızlığım büyüyor. Yine de seviniyorum yalnız kaldığıma ve kimsenin beni aramaktan yoksun olan beyinlerine. Karşılıklı dövüştür hayat. Yenilmek nicelerinin söylediği gibi bir ders almak gibi görünmez bana. Yenmek ise sahtekarlıktır, ahlaksızlık. İkisi arasında kalmışımdır hep. Ama nedendir bilmem hep yenilmek düşmüştür payıma, acı, tatsız yenilmeler… Dedem salonun ortasında, yerde, beyaz bir çarşafla örtülmüş...Yatıyor. Kımıltısız. Suratı yaşamsal rengini kaybetmiş. Evin kapısı açık. Gelenler ve gidenler. Ağlayanlar ve ağlamamaklı birbirlerine bakmaya çalışanlar. Sabırlar. Rahmetler. Dolu dolu hüzünler. Bilmiyorum, anlamıyorum. Keşke biraz daha büyük olsaydım. Akşama doğru yola çıkılıyor. Gidiyorlar. Dedemi de götürüyorlar. Annemle kalakalıyoruz. Üşüyorum. Bir şeyler yemeye çalışıyoruz. ”Yatalım “ diyor annem, tüm yorgunluğunu görüyorum çipil gözlerinde.Yatalım da nasıl! Bilmiyorum. Dışarıda birileri en büyük Gassaray diye bağırıyor, şarkılar söylüyorlar. Şimdi devam eden nedir? Bir an sadece büyümek, tüm olup bitenleri hemencecik anlayıvermek istiyorum. ONUR ERYILMAZ Favori olarak ekle (21) | Görüntüleme sayısı: 413
1. 28-03-2008 10:30 sevgili onur yazınızı okumak için açtım...ama büyük harfler gözümü acıttılar...karakterleri küçültebilirseniz çok sevinirim..sanki beni oku diye bağırıyor gibiler...görme psikolojisi işte. 2. 17-05-2008 11:02 teşekkür ederim :) 3. 17-05-2008 11:03 Zaman aldatıcıdır. Yanıltır durduk yerde. Bir bilinmezlik bir anda bilinen bir kavram olarak dökülür ortaya, kaçamazsınız& İçine düştüğünüz girdap büyür, çeker sizi de. Aşağılandığınızı, küçük görüldüğünüzü duyumsarsınız. İşte orada yok oluş başlar, .............diyen başlangıçlarınız çok güzel. 4. 14-11-2008 10:51 Karşılıklı dövüştür hayat. Yenilmek nicelerinin söylediği gibi bir ders almak gibi görünmez bana. Yenmek ise sahtekarlıktır, ahlaksızlık. İkisi arasında kalmışımdır hep. Ama nedendir bilmem hep yenilmek düşmüştür payıma, acı, tatsız yenilmeler& Büyük gerçeğin ve hayatın tadı çok net ve içten serginlenmiş bu yazıda... Kaleme akan yüreğe sağlık... Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






