|
Üniversite için geldiği bu şehir onu büyülemişti. Bunca yılını Ankara’da heder ettiğini düşünüyordu. Ailesi neden hiç düşünmemişti ki sanki İstanbul’a yerleşmeyi. Başlarda arkadaşlarıyla çıkıp dolaşırdı şehri.
1.
Bu kentin tadının yalnız çıkartılabileceğini sonra kavradı. Sık sık kendini dışarı atar, caddelerde sokaklarda amaçsızca gezer, tepelere çıkıp kenti yukarıdan izler, kahvehanelerde soluklanıp çay içer ve asla bitmeyecek turuna devam ederdi. Bir insan neden İstanbul dışında yaşardı ki?
Alelacele yıkanıp çıktı. Uzun zamandır beklediği geceye hazırlanmak için bu kadar kısa vaktinin olması canını sıktı biraz. Bol bol vakti olmalı, makyajını defalarca yenilemeli, kıyafetlerini giyip giyip çıkartmalı ve en güzel haline bürünmeliydi. Olmadı. Buluşma vaktine kadar yalnızca bir buçuk saati vardı ve bunun da yaklaşık yirmi dakikasını yola ayırması gerekiyordu. Buğulanmış aynada yüzü kadar yer açtı. Yakınlaşıp yüzünün her santimini inceledi. Yapacağı makyaj için bir ön keşifti bu. Yatak odasına geçti ardından. Kendini boydan görmeliydi. Tamamen ayna kaplı gardırop kapısının karşısında durdu. Bornozunu ve saçlarına sardığı havluyu çıkartıp yatağa fırlattı. Öylece seyretti bedenini yüzünde farkında olmadığı bir tebessümle. Uzunca boyu, kısa koyu kumral saçları, dik ve dolgun göğüsleri, ince bilekleri ve beliyle beğenilmeyecek gibi değildi. Seyri bırakıp hazırlanmaya koyuldu. İşe tüm vücudunu kremlemekle başladı.
Altı aydır büyük bir telekomünikasyon şirketinin satın alma bölümünde çalışıyordu. Öncesinde çalıştığı organizasyon şirketinden de memnundu aslında ama mesai mevhumunun olmaması, bazen aralıksız günlerce çalışmak zorunda kalması ve zamanının büyük çoğunluğunun İstanbul dışında geçiyor olması onu yeni bir iş aramaya itmişti. Sonunda iyi koşullarda bir masa başı işine geçmişti.Artık düzenli bir hayatı vardı ve daha önemlisi her daim İstanbul’daydı.
Üniversite için geldiği bu şehir onu büyülemişti. Bunca yılını Ankara’da heder ettiğini düşünüyordu. Ailesi neden hiç düşünmemişti ki sanki İstanbul’a yerleşmeyi. Başlarda arkadaşlarıyla çıkıp dolaşırdı şehri. Bu kentin tadının yalnız çıkartılabileceğini sonra kavradı. Sık sık kendini dışarı atar, caddelerde sokaklarda amaçsızca gezer, tepelere çıkıp kenti yukarıdan izler, kahvehanelerde soluklanıp çay içer ve asla bitmeyecek turuna devam ederdi. Bir insan neden İstanbul dışında yaşardı ki?
Elbiselerinin hiçbirini beğenmedi. Böylesi bir gece için abartılı buldu. Hem öyle şaşkınca giyinip süslenmesi bulunacağı ortamda dikkat çekebilirdi. Alt tarafı müdürleri yoğun geçen bir haftanın ardından biriminin personeline dışarıda beraber vakit geçirip yorgunluk atmayı teklif etmişti. Pek çok arkadaşının gelmeyi isteksizce kabul ettiği bu davette sade ve şık olmalıydı. Hatlarının kusursuzluğunu gösterecek siyah dar bir pantolonun üzerine göğüs dekolteli beyaz bir bluz giydi. Makyajını da çok hafif tuttu. İnceden bir fondoten, siyah rimel ve kırmızı rujun ardından çıkmaya hazırdı. Jöleli saçlarının altında iri kahverengi gözleri ışıl ışıldı.
İşe başladığı gün etkilenmişti Selim Bey’den. Sevecen ve güleç biri olmasına rağmen sarsılmaz bir otoritesi vardı kendine bağlı personel üzerinde. Genç sayılabilecek yaşına karşın böylesi büyük bir şirkette müdürlüğe kadar yükselebilmişti. Bu iktidara fiziksel çekiciliği de eklenince tüm kadınların gözbebeği haline gelmişti. Herkes için bir modeldi Selim Bey.
O, kendisinin Selim Bey’in nazarında diğerlerinden farklı olduğunu düşünüyordu. Bakışı, ses tonu, vücut dili farklılaşıyordu sanki kendisiyle konuşurken. odasına birkaç dakikadan fazla sürmeyecek bir iş için girer, on-on beş dakikalık sohbetten sonra çıkardı. İşe başladığı gün de Selim Bey odasına en yakın masayı kendisine vermemiş miydi zaten? Personel de bu karşılıklı ilgiyi sezmiş olmalıydı ama renk vermiyorlardı. Bu durum aylardır böyle devam ediyor, ne bir adım ileri gidiyor ne de geriliyordu.
Maslaktaki evinden Taksim meydanına gelmesi tahmin ettiği gibi yirmi dakika sürdü. Ağır adımlarla Nevizade’ye yollandı. Yaklaştıkça heyecenlanıyor, sebepsiz titremelere kapılıyordu. Aylardır düşlediği erkekle, müdürü Selim Bey’le kalabalık bir grupla da olsa ilk kez gayrıresmi görüşecekti. Bara girer girmez arkadaşlarını gördü. Birleştirilmiş iki büyük yuvarlak masanın etrafına kümelenmişlerdi. Bir sandalye çekip o da oturdu. Tüm “Hoşgeldin Ceren” lere bir “Hoşbulduk” gönderdikten sonra rahatlamak için bir kadeh kırmızı şarap istedi. İki kişi daha geldi Ceren’in ardından. Tamamlandılar.
Konuşulanları dinledi Ceren. Kalabalık ortamlarda genellikle böyle yapardı. Selim Bey müridlerini etrafına toplamış bir şeyh edasıyla konuşuyordu.
“Birimimde çalışan personelin çoğu neden kadın sanıyorsunuz? Bu elbette bir tesadüf değil. Neticede işe alımlarda ilk iki görüşmeyi ben yapıyorum adaylarla.”
Gene kadınlar ve erkekler konuşuluyordu. İnsanoğlu hiç mi bıkmayacaktı bu meseleye kafa yormaktan? Birkaç kadın ve birkaç erkeğin bir araya geldiği her ortamda bunu konuşmak şart mıydı yani? Aynı tarafında yer aldıkları bir mesele yok muydu bu iki cinsin?
Cevap Banu’dan geldi beklendiği gibi. Ceren bu atılışıyla farketti Banu’yu ve daha bir güvende hissetti kendini. Böylesi bir konuya karışmadan edemezdi Banu. En yakın dostu Banu. Hırçın Banu.
“Bunun nedeni kesinlikle kadınların erkeklerden çok daha disiplinli çalışkan ve başarılı olmalarıdır. Fakat sizin bunu reddedip tercihinize bambaşka gerekçeler uyduracağınızdan eminim.”
“Ne tür gerekçeler?” diye atıldı bölümün ve şirketin en eskilerinden Murat Bey Selim Bey’in yanında saf tutmaya hazırlandığını gizlemeyerek.
Selim Bey rakı kadehini gülümseyen dudaklarına yaklaştırırken Banu kaldığı yerden aldı:
“Dışarıyla ilişkilerde kadın cazibesinin etkisi öne sürülebilir. Ya da kadınlara ödenen ücretin düşüklüğü. Şirketteki erkeklerin mevkidaşları kadınlardan fazla ücretler aldığı biliniyor.”
Sitemkardı Banu. Bahsettiği ücret adaletsizliği kendisi için de geçerliydi çünkü.
Murat Bey böbürlenerek karşılık verdi.
“Bu gerçekten de iyi bir gerekçe. Şirketler için aslolan kar etmek değil mi?”
Selim Bey haydari, rakı ve karşısında cereyan eden tartışmanın tadını çıkarıyordu. Devam etmesini istiyordu çünkü Banu ve Murat’ın sustukları an onun konuşması gerekecekti.
“Demek ki erkeklerin toplumunun kadınlara iş hayatında daha fazla yer vermeye başlamasının sistemin evrimleşme, moderneleşme belirtisi olmadığını, sömürü alanlarını genişletmeye yönelik bir adım olduğunu kabul ediyorsun. Reddetmemen de olumlu sayılır.” dedi Banu ve yanında yöresinde Ceren’in sıkışabileceği bir boşluk aradı. Bunca yıllık arkadaşını böyle tek bırakamazdı.
Banu ve Ceren çok sıkı iki dostlardı. Üniversitenin ilk yılını aynı yurt odasında geçirdikten sonra ikinci yıl beraber bir ev tutmuşlar, okulu bitirip de her ikisi de çalışmaya başladığında da birlikte yaşamaya devam etmişlerdi. Ta ki Banu’nun erkek arkadaşıyla, Ceren’in de çalıştığı organizasyon firmasına yakın bir semtte yaşamaya karar vermelerine kadar.
Banu ve Ceren tam anlamıyla birbirlerini tamamlayan iki insandılar. Banu ne kadar hareketli, konuşkan, girişken, hırçın ve cüretkar ise Ceren o kadar durgun, suskun, pasif, sakin ve çekingendi. Banu bu silik kişiliğinden ötürü kendisini fırçalarken dahi Ceren ağzını açıp iki kelime etmez, bu da Banu’yu iyiden iyiye çıldırtırdı. Sık sık erkek arkadaşıyla gelirdi eve Banu. Ceren odasına kapanır zaten sakin olan hayatını biraz da daraltırdı. Bazı geceler Banu’nun odasından sızan inlemeler ve kısık çığlıklar bile Ceren’i utanca boğardı. Böyle gecelerin sabahında Ceren seslerin sahiplerine görünmeden sıvışırdı evden. Banu da ayrı bir eve çıkmasının gerekçelerinden biri olarak göstermişti bunu şakayla karışık. ‘Evin içinde az da olsa varsın ve ben dilediğimce geze geze, bağıra bağıra sevişemiyorum. Bıktım artık. Ayrı bir eve çıkacağım.’ demişti kahkahalar arasında. Ceren’in utançtan kıpkırmızı kesilen suratıydı kahkahaların sebebi. Tüm bu farklılıklara rağmen çok seviyorlardı birbirlerini. Şu anki işi için de Banu aracı olmuştu. Tekrar kanatlarının altına almıştı dostunu.
Selim Bey başlattığı tartışmanın öngörmediği mecralara kayması üzerine vaziyeti toparlamak için kaldığı yerden konuşmaya başladığında Banu ve Ceren bir araya gelmiş fısıldaşıyorlardı. Selim Bey:
“İş hayatında kadınları erkeklere tercih etmeme neden olan farklılıklar kesinlikle Banu’yu sinirlendirip Murat’ı keyiflendiren farklılıklar değil. Ben şirkette bir bölümün amirliğini yürütüyorum ve beraber çalışacağım personelde aradıklarım sizin bir mesai arkadaşında aradıklarınızdan farklı oluyor elbette.”
Banu ve Ceren de dahil herkes pürdikkat Selim Bey’i dinliyordu. Banu ek olarak arada Murat’ı süzüyor, Selim Bey’in kurduğu cümlelere verdiği tepkileri kontrol ediyordu.
Buraya kadar karışan olmadı ve Selim Bey sözünü sürdürdü.
“Mesele hakimiyet meselesi. İnsanların hemcinsleri ve karşı cinsleri üzerinde kurdukları hakimiyet birbirinden çok farklıdır. Ben de birimine hakim olması gereken bir müdür olarak kadın personeli tercih ediyorum.”
Bu son cümlenin ardından Banu’nun rengi benzi attı. Şiddetle tepki vermek istiyor, yapamıyor ve yapamamasının Selim Bey’in savını haklı kılıyor olması onu çıldırtıyordu. Sakin olmaya gayret ederek sordu:
“Kadınlara daha kolay hakim olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?”
Bekletmeden cevapladı Selim Bey:
“Sanırım ‘hakimiyet’ sözcüğü anlatmaya çalıştığım durumu karşılamadı.İdare etmek diyelim. Evet kadınları daha rahat idare ettiğimi, yönettiğimi ve bunun da performansımızı olumlu etkilediğini düşünüyorum. Lütfen kimse söylediklerimi kişisel olarak üzerine almasın. Başarılı olmak için içinde bulunduğumuz sosyal durumdan istifade etmeye çalışıyorum. Banu’nun söylediklerine bütünüyle katılıyorum ve...”
Selim Bey’in Banu’yla hemfikir oluşu Murat’ı şaşırttı. Yaptığı çıkıştan pişman oldu Murat. Geri çekildi.
“...kadınların emaneten elde ettiği bu pozisyonu önce kaybetmemek sonra da geliştirmek için kontrolsüz bir gayret içinde olduklarını düşünüyorum. Bu da çalışkanlık, disiplin ve başarıya dönüşüyor zaman içinde.”
“Bir zaaftan faydalandığınızı söylüyorsunuz yani.”
Ceren, Murat ve birkaç kişi devam eden konuşmayı takip ediyordu. Diğerleri ikişer üçer gruplaşmış aralarında sohbet etmeye başlamışlardı. Selim Bey açıklama yapmak ihtiyacı duydu.
“Fikrimce kadın, erkek otoritesinden rahatsızlık duymaz. Fakat erkekte durum böyle değil. Bir erkek bir diğer erkeğin otoritesini, bunu göstermese de, reddeder. Sahip olduğu olanaklar ve yetkiler dahilinde – zaman zaman bu yetkiler aşılabilir de – o otoriteye zarar vermeye uğraşır. Aynı durum iki kadın arasında da söz konusudur. Fakat kadın, erkek karşısında edilgendir, otoritesini daha kolay sindirir. En asi kadın üzerinde bile doğru yöntemler kullanılarak sağlam bir otorite kurulabilir.”
Tüm bu konuşmalar süresince Ceren Selim Bey’e yakın sayılabilecek bir yerde oturuyor, hayran olduğu adamı gözlüyor, onu tanımaya çalışıyor, en ufak edasını bile yorumluyordu. Böyle bir fırsatı altı ayın sonunda yakalayabilmişti ve bir daha yakalayabileceğinden emin değildi. Zaman yavaş yavaş ilerliyor, alkol yorgun bedenleri hızla tesiri altına alıyor, beyinleri yumuşatıyordu. Artık masada her konu konuşulabiliyordu. Banu, Selim Bey’in konuşmasına kendisine katıldığını söyleyerek başlamasının asi kadınları dize getirmeye yönelik metodlardan biri olduğundan habersiz sakinleşmiş, Selim Bey’i destekler olmuştu. Kadın erkek ve hakimiyet eksenli sohbet artık iş yaşamından çok uzaklarda devam ediyor, Ceren de bu sohbete dinleyici olarak katılıyordu.
“Alışmışız erkeğin altında kımıltısız uzanmaya, evirilip çevirilmeye...” dedi Banu alkolün verdiği rahatlamayla. Ceren dışında herkes patlattı kahkahayı. O her zamanki gibi kıpkırmızı kesildi. Banu gerisini de getirdi. Cesareti yerindeydi.
“Gülüyoruz ama gerçek bu. Cinsellikte bile erkeğin belirleyiciliği çıkmıyor mu karşımıza. Kadın bir alet gibi kullanılıyor. Bunu reddeden kadınlara da çeşitli sıfatlar uyduruluyor.”
Ceren ne yapacağını şaşırmıştı. Kalkıp gitse de olmazdı. Mecburen devam etti orada oturmaya. Başka şeylerle ilgilenmeye çalışıyor, konuşulanları duymamaya gayret ediyordu. Murat da Ceren kadar olmasa da geri çekilmişti artık. Ya küçücük cümlelerle söylenenleri onaylıyor ya da dinliyordu. Selim Bey aldı sözü.
“Bu çok doğru. Felsefi bir altyapısı olduğuna inanılan cinsel öğretiler incelendiğinde dahi kadının erkeğin azami zevk alması amacıyla kullanılan bir enstrümandan farksız olduğu görülüyor. İşin kötüsü bunun erkeğin tercihi olduğundan şüphe bile duyulmuyor. Kadınların geleneksel edilgenliği erkekler için de can sıkıcı esasında.”
Dakikalar ilerledikçe kafalar öne eğiliyor, herkes birinin artık evlere dağılmayı teklif etmesini bekliyordu. Gecenin en konuşkanlarından Selim Bey de artık pek konuşmuyordu ama kalkmaya istekli de görünmüyor, kadeh kadeh rakıyı keyifle yudumluyor, herkesi toplamışken bir de ne sıkı içici olduğunu sergiliyordu. Banu Ceren’in kulağına yaklaşıp ‘Bu gece bana gel. Sen bu saatten sonra eve gidemezsin’ dedi hafif alayla. Ceren itirazsız kabul etti.
“Vakit bir hayli ilerledi, zaten benden başka içen de kalmamış, isterseniz kalkalım artık” dedi Selim Bey.
Karşı çıkan olmadı. Herkes bir anda toparlanmaya koyuldu. Kalktılar. Taksim meydanına yürüdüler hep beraber. Vedalaşmaları çok kısa sürdü. Banu ve Ceren bir taksiye atlayıp Banu’nun evinde aldılar soluğu. Banu bedenini zorlukla banyoya taşırken sert bir kahve yapmasını istedi Ceren’den. Bornozla döndü salona. Neredeyse hiç konuşmadılar kahvelerini içerken. Banu odasına gidip yattı. Ceren de üzerine bir battaniye alıp salondaki kanepeye uzandı.
Sabah Banu uyandığında Ceren çoktan kalkıp kahvaltıyı hazırlamıştı. Hemen oturdular. Ceren birşeyler yerken Banu çay içip sigara tüttürüyordu.
“Önce birşeyler yeseydin”
“Sonra yerim. Sen söyle bakayım bana nedir bu Selim Bey meselesi. Ola ola ona mı aşık oldun?”
“Nerden çıkarıyorsun bunu?”
“Hadi hadi bırak şimdi. Ben tanımaz mıyım seni? Seni hiç dün olduğun gibi görmemiştim. O kadar dikkatliydin ki Selim denen filozof bozmasını dinlerken, anlamamak ahmaklık olurdu.”
Bir yandan sigarasına devam ediyor diğer yandan da ufak ufak atıştırıyordu sofradan Banu. Azarlayarak başladığı konuşmasını yumuşattı birden.
“Sana o adamda ne bulduğunu sormayacağım. Gerçekten hoş biri. Ama ikinizi birlikte düşünemiyorum. Dün sen de oradaydın. Böyle birine yetebileceğini düşünüyor musun gerçekten? Beni yanlış anlama. Söylemek istediğim senin eksikliklerin olduğu değil. Selim Bey ve sen çok farklısınız sadece.”
Ceren’in iştahı kaçmıştı. Çayını yudumluyordu isteksizce. Banu dostunu kırdığını sandı. Telafi etmek için çabaladıysa da Ceren pek aldırmadı. Onun derdi kendisiyleydi. Konu kapandı. Ceren çok kalmadı, erkenden çıktı. Düşünüp duruyordu. O kadar mı silikti yani? Selim Bey’e ayak uyduramaz mıydı? Ne tarafından alsa Banu haklıydı. Adam alenen tüm kadınların çekinikliğinden şikayet ediyordu ki kendisi cinsinin en çekiniklerinden biriydi. ‘Değişebilirim’ diye düşündü. ‘Herkes, her şey değişebilir. Ben de değişebilirim.’ İyi ama nasıl? Birini, mesela Banu’yu mu örnek alacaktı kendine? Olabilirdi. Peki ya cinsellik meselesi? Onu da gidip Banu’ya danışacak değildi ya. Bir başlarsa gerisi gelirdi. Herşey halledilebilirdi. Şimdi ilk olarak kronik suskunluğuna, durgunluğuna bir son vermeliydi
e.b Favori olarak ekle (19) | Görüntüleme sayısı: 360
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |