Menu Content/Inhalt
Güverte arrow eskizler arrow düz yazılar arrow öylesine/rüyaya uyanış

üye girişi


öylesine/rüyaya uyanış PDF Yazdır E-posta
Yazar ibrahim kabahaliloğlu   
Monday, 04 February 2008


Yavaşça kemirilen bir beyin ve buna engel olamadan çarpan ama anlaşılamayacağından atmayan bir bedenin sahibinin öfkesinden daha tehlikeli bir şey varsa ki olduğunu sanmıyorum hala.

öylesine

“sözde yaşanmış aşklarla tükendi sözlerim
gözlerimden çıkan sözlerle başladı aşklarım
gönlüme secde eden gözlerimi gördüm,irkildim
sözlerimi tüketen gözlerimin seslerini dinledim
ellerime çakılan çiviler ve asılmış yüreğim
yağmurlar eritti bedenimi ağırdan
ve özde yaşanan aşkla dirildi cesedim
ama anlamsız..”

Yavaşça kemirilen bir beyin ve buna engel olamadan çarpan ama anlaşılamayacağından atmayan bir bedenin sahibinin öfkesinden daha tehlikeli bir şey varsa ki olduğunu sanmıyorum hala. İşte onun estiği bir mevsimin kıskandırıcı güzelliğinden mahrum olmaya çalışan bir silinişin öyküsüydü aslında bu. Merdaneden kurtulamayan paçavraları kurtarmaya çalışırken başına gelen yok oluştan sonra değildi bu olanlar. Aslında tam da o sırada oluyordu her şey. Hiçbir anlam verilemeyenlerin arasında, zamanın bir anlık sonsuz duruşundan mahvolan bir ruhun mutluluk duyduğunu sanmasından fırsat bulan kayboluş, sürekli tekerrür ettirdiği, benliğini hiç kaybetmeyecek bir şekilde hapsettiği, masumluğu sorgulanamayacak kadar hırçın bir böceği almıştı eline. Ne var ki diye etrafına bakınamadan, bir anda olmuyordu olacaklar. Küçük kandırışlarla başladı damlalar damlamaya, akacak yerleri olmadan. Küçük bir balığı enselemeye çalışırken;

"kan çanaklarında yüzdü kana susamış bir beden,

kör karanlıkta büyüdü öfkeyle yoğrulmuş felsefen."

Sözünü benimsemiş gibi gafil avladı balık masum karanlığı. Bedeninden damlayanların uyuşturduğu bir beden için pekte kolay değildir umutlu yakarışlarla ellerini kaldırmak havaya. Ay alındı bu olanlara 'suçu olmayan suçların yüklenmesi ağır o omuzlara. Ne yaptı ki şu karanlık, aydınlığımı almaktan başka' dedi ve çekildi tekrar gecenin kaderine. Yine çok soğuktu hava, hiç olmaması gerektiği kadar, onun bedeni aldırmasa da buna. Çürütürken bedenini ak dumanlarla bu karartıda, bir ışık göründü hiç erişemeyeceği kadar yakında. Sessizliğin nefesi sordu aydınlık karanlığa: işin varsa burada durma git yakardığın yandığına. Anladın sanmıştın koştuğunda yakarışa. Ama yine olmayacak mı hiçbir şey yanında?

Giydiğimde bedenimi nasıl bıraktıysam her şeyimi toprakta, onu da bırakmalıydım orada. Çok geç anlamamalıydım bunu aslında, lakin anlamamıştım hala. yalnız kendini aydınlatan bir lamba gibi dolaştın etrafta,aydınlananlar memnun benden başka.eritirken yüreğimi de senin benliğinde,acıyacağını sanmıştım oysa..

“doğacak bir günün bekleyişiyle başladı hayal

çırpınışın denizine vuran ışıkların altında

sineye çekilmiş sinsiliklerden bihaber kalan

umutsuz öfkelerin ışığıydı rüzgara çarpan

doyumsuz zevklerin altında yatan tüm gerçekleri arayış

ve soğuk bir dokunuşun beklettiği kaçış

ıslak bir yüreğin fark edemediği haykırış

damla damla akarken umutlar öfkeyle karışık

doğup batan güneşin bakışından kaçtı bir çift yakarış...”

rüyaya uyanış

Söndü sandığımda ateş, kuşların kanat çırpışlarından olsa gerek, yeniden yükseldi dumanlar derin denizlerden. Yeni bir rüyaya uyanıyordu. Masum olduğu kadar öfkeli değildi hala sabrın taşı. Rüzgârların dağıttığı dumanların arasından bir beden yükseldi, bulutların ortasına, onları dağıtıp geçen zirveler gibi. Ve ulaşamadığı ışık huzmesini araladı uzanılamayan elleriyle. Şaşırmadı gördüğünde, hiç görmedikleri olsalar da. Eski bir yola yeniden yeni bir adım attığından habersiz bir şekilde çıktı yola, dönmemek için küllerin diyarına. Dev sarmaşıklarla kaplı bir ormandaki küçük karınca misali dolaştı tüm eskilerinin arasında, onları önemsemeden. Şaşırtıcı güzellikler gibi görünen binlerce teşekkür arasında dolaşmak neden heyecanlandırmıyordu onu tahmin edebiliyorum. o kahve telvesiyle dolmuş gözlerine baktığımda anlamıştım zaten uçuşan teşekkürlerin sebebini. Gözlerinin gördükleriyle doldurmuştu içini her yerini kaplayan balçık gibi tokatlar. Bu kıskandırıcı, mükemmel aptallığı anlamak için düşünmeyin fazla (hatırla; taşlar yandı dağlarda! Ufalanacağını sandıklarında, aktı gitti o eski bir rüyanın ortasına.) adımını attığında bir kuyunun tavanına çakıldı. Aniden çırpınmaya başlayan bedeni karanlık denizlerin ortasında kalmıştı. Aşırı gelişmiş teknolojilerle donatılmış bir denizaltının bile fark etmemesinin sebebini anladım onu. Ani bir kuyruk darbesiyle sıyrıldı bu balina kılıklı yaratıktan. Çırpınan bedeninin bir tabutun içinde olduğunu fark ettiğinde bulutlar akıyordu üzerinden. Ölüler diyarına gittiğini fark ettiği andaki aşırı heyecan duygusundan, büyük bir gürültüyle parçalandı tahta kutu ve dört bir yana dağıldı parçalar. Uçtuğunu sanmasa da, yürüyordu dalgaların üzerinden, dağılan parçaların oluşturduğu heybetli kara parçasına. Döndüğü sandığı başlangıcın üzerinden aniden uçup gitti bulutların üzerindeki dağların tepesine. Duracağını sandığında aniden kayboldu zirve ve düşmeye başladı aşağıya, kıskandırıcı mevsimlerin mekânına. Her şeyin gerçekliğe döndüğünü anladığında, mutlu oldu düştüğünde öleceği yerin güzelliğinden. Akmayan zamana çakan şimşek gibi aniden çakılacaktı ki; bu kadar hızlı gelişen olaylar karmaşasından düşünemediği bir düşünce vurdu kafasına.”hayal ettiğim kurguları dönüştürdüysem gerçeğe, gerçekte hayale dönüşemez mi bu kısa an içinde?” ölümün bir sonuç olduğu aklına geldiğinden olsa gerek, böyle bir korkuya kapılmıştı ölüm anında. sebebini anlayamadıklarının anlamını bulacağını düşünse de yok oluşla, “ yaşanacak daha çok anlamsız var bu rüyada!” düşüncesiyle, şimşeklerin yere değil gökyüzüne çakıldığını ve bu olanların hala olanaksız olduğunu fark etti. Bu kadar endişelenmesi gereksizdi belki de, çünkü o gerçekle hayal arasında bir yerdeydi hala. bir anda dönüverse her şey geriye. Gözlerini açıp döndüğünde geriye, yine o günkü ılık rüzgar koşsa üzerine. Titreyen nefesi, onu soluduğunda doğan rüya gibi kesilse, patlasa balon son nefesi bekleyen. Ne vardı, avlamasaydı onu balık, oltanın ucundaki yemi bekleyen.

“hüzünlü şarkılar söylenmeyi beklemesinler artık, bu uyanışın bittiği rüyada. Mutluluk saçan periler yok bu hayatta. Kaybolmuş güzellikleri kemiren keçiler ve onları sömürmeyi bekleyen kemirgenler, kararmış yüreklerle sevinen. “


Favori olarak ekle (47) | Görüntüleme sayısı: 665

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 346
Ezkizler: 1009
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 911904

Liman

91311323.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com