Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

    Koynumdaki kelimelerle ettiğim, platonik kavgalarım..

    Şüphe..

    Tereddüt..

    Karamsarlık..

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler


    kanla irileşmiş
    gözlerin öfkeli
    ağzın açık
    Dur!

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    İkimiz de yarımdık aslında
    Ve asla birbirimizi tamamlamadık ...

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

     


    Çalan saatle uyandı. Pencereden sızan ışık çarptı gözlerine. Günlerin uzadığını düşündü. Bir önceki gün de aynı saatte uyanmıştı. Sanki bu kadar aydınlık değildi. Odasının daha çok güneş alacağına sevindi.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

     

    Acıyı kana kana içerken serzenişlerim; hoyrat bir hattattı, taşlanası yüreğim...
    Uzuyordu, uzayıp gidiyordu bir başına ahhhlar, dökülüyordu vahhların ardından, ulu orta
    eyvallahını hiç sakınmayan yaslar...

    Mahmur bir bakışı, yüzdürürken ruhumun ıpıssızlığında; açlığım, can çekişen çelimsiz yaralarımı bastırmıyor.

    Cümleten zanlı ilan edilmiş sessizliğim boğazıma takılıyor. Akrep yelkovanın dudağına hırçın bir buse bıraktığında, hapsedilmiş yüreğimle arşınlıyorum kaldırımları…

    Gecenin kesilmeyen soluğunda, bir başına kalmış sokak lambaları ise, asırlık yegâne dostundan memnunlar.

    Taş gibi hareketsiz yalnızlığımı ve tasalarımı taşımayı meşgale edinen yıldızlarda, kadirşinas bir edayla üzerimde parıldıyorlar.

    Velveleye vermeden, Ummanlarımın yeniden canlanması için üzerime sapladıkları ışığın büyüsüyle yol alırken, adımlarımın şekli şemali meçhul olmasını da yadırgamıyorlar.

    Uykusuzluğumun gizil ağlayışlarında, gecenin nefesinin kesildiğini algılayamayacak kadar, meziyetini yitirmiş yüreğim, öylesine dalgın ki…

    Platonik acılarım, zehrini bırakırken içime; silemediğim çığlığımla yokluğunu bir melodramın gölgesinden içiyorum.

    Zihnimin izbe köşelerinde heceler sağa sola çarpa çarpa koşuşturuyorlar.

    ’ Olsaydı olabilseydi; avuçlarına bırakabilseydim ellerimi, aksaydım savrulsaydım, devasa renklerle boyasaydım yüreğini…’’

    Çöküyorum, bir duvar köşesine, ağır aksak topallayan bedenim, ruhumu sanki fırlatıp atmak istiyor. Düşüncelerimin, bir bakışa mıhlanıp kalmasına ve yüreğimin cesurca uğuldamasına tahammül edemiyor.

    Başıma, savruk darbeler gönderdikçe susmuyor sersem sözcükler, daha çok efeleniyorlar. Çığlıklarım zilzurna kendinden geçmiş yaşlarımı kanatırken, korku veren buhranların menzilinde yok olduğumu hissediyorum.

    Umutlarım ise, kalbimdeki gizli özneyi hısım bellemiş debelenirken, bıçakladıkça bıçaklıyorlar üşüyen özlemlerimi…

    Çaresizliğin içinde sallanan gecenin içinden sendelenerek yürümeye devam ediyorum. Rüzgârın tenime bıraktığı çıplak dokunuşla bir an olsun kendime gelirken, sokakların tenhalığının üzerime tütsülediği korkuyla, kendimi tek sığınağım olan ve boylu boyunca yaşamıma kaykılan maviliğe savuruyorum.

    Deniz kokusu ve uzaklardan gelen bir keman sesinin tehditkâr melodisiyle, üzerime yapışan esinti, tenimi yalarken, çıplak ayaklarıma çarpan dalgalarla ürperiyorum.

    Kum tanecikleri, parmaklarım arasına nasıl da sığınıyorlar.

    Bacaklarıma dolanan bu serinliğin kalbime dokunmasıyla göğüs kafesimden yükselen huzura bırakıyorum kendimi…

    Bir yerlerde sıkı sıkıya kapalı pencereler ardında beslediğim, düşlerimdeki papatyalarda bu değişiklikten oldukça memnun küçük tomurcuklar veriyorlar.

    Uzun bir sessizliğin ardından, ayaklarımı yerden kesen ve yüreğime erişmeyi başaran maviliğin, yıldızları koynuna almasıyla, olağan düşlerim, saklandıkları yerden kirpiklerimde asılı kalan tek bir damlaya tutunarak kendini dışarı atıyor.

    Unutulmayan o gece düşüyor gözlerimin önüne…

    Kahkahalarımız bastırıyordu dalgaları, kocaman gözlerine yıldızların ışıltısı eşlik ederken günahsız özlemlerimize tutunmaya çalışıyorduk.

    Öylesine açtık ki birbirimize, yitirdiğimiz ve ertelediğimiz her an’ın dibine vururken, kayıp her saniyeyi canını çıkartırcasına emiyorduk.

    Derinleşen mutluluğun gülümsemeleri, tahrik ederken içten içe deliren sessizliğimizi; uzayan efkârımıza yaklaştırmıyorduk hüzünlerimizi…

    Söyleşilerimiz kimi zaman ılıman bir yağmur gibi sararken bedenlerimizi, kimi zaman imkânsız imgelerin boşlukta sallanmasıyla şiddetli bir fırtınaya dönüşüyordu.

    İşte o anlarda sessiz yakarışların gökyüzünü kaplamasıyla susardık.

    An gelir, gülümseyişimizde saklı kalan varamadığımız kelimelerle ve ne olduğu belirsiz alakasız bir cümlenin parıltısında kendimizi bulurduk.

    Zaman olanca yüzsüzlüğüyle, ayrılış anonsu yapmaya başladığında sıkıca sarıp sarmalarken birbirimizi, yaslarımızda yapışırken genzimize, evvel bahara düşler biriktirmeye başlardık.

    Nereden bilebilirdim ki, sakındığımız sözcüklerle birlikte son kez susacağımızı ve kendinden geçmiş anlarımıza birlikte son defa bakacağımızı?

    O talihsiz gece…

    Şehir sessizdi.

    Sokaklar ıslak.

    Bir yakarışa şahitlik edecekti sanki karanlık.

    Keskin bir ayaz esti geçti.

    Çiğ taneleri serpilirken tenimize…

    Siyah bir kaftana bürünmüştü ölüm,

    Melekler üşümüştü.

    Farkında değildik, yıldızlar üzerimize üşüşmüştü.

    Çorak gece,

    İlmeği boğazımıza geçirmeseydi,

    Aniden ellerimin arasından sonsuza ermeseydi.

    Uzaklardaki suskunluğu bile bu kadar hırpalamazdı yüreğimi…

    Gidişinin ertesinde, martıların çığlığından anlamıştım, bir şeylerin eksildiğini…

    Nerden bilebilirdim ki,

    Islak kaldırımlarda canına katledileceğini…

    Ebedi yokluğuyla, eksik kaldığımdan bu yana

    Uykusuzluğum kemirir, bu lanet şehri.

    Ruhumsa evvelinden terk etti beni

    Şimdi her daim, zikrederken yüreğini,

    Bilirim ki,

    O her gece ufukta…

    Bense biçare yokluğuyla,

    Avare dolanırım ıslak kaldırımlarda…

    GAMZE ATAL / 02082009

    Devamını oku...

karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak PDF Yazdır E-posta
Yazar Abdullah Uğur   
Wednesday, 17 October 2007

Hayali'ye mektuplar

sevgili dostum;

uykusuz gecelerimden biri daha.artık kendimi yarasa gibi hissetmeye başladım.oysa bu gece ilham perimi yanımda hisssetmiştim.bölük pörçük bir kaç mısraa dahi gelmişti kalemimin ucuna.
sana kısa vedalar yazdım
kendime uzun yolculuklar

ama işte dostum her işimde olduğu gibi bu da yarım kalacak sanırım.galiba olduğumde arkamdan cok şey yapmaya heves etti ama hiçbişey yapamadı diyecekler belki sen diyeceksin.işin en acı tarafı haklılar.sanırım ayrı bıraktığım şiirler öbür tarafta benden hesap sorsa hakkını alsa cehennemlik olurum.ne eksik bende anlamıyorum.kocaman bir delik var gibi içimde ve gün geçtikçe büyüyor etrafındakileri yutarak.
-----
uzun yolculuklara cıkmak lazım.nereye gittiğini bilmeden binmek lazım bir trene.anlamadığın dilleri olan insanlarla tanışmak lazım.yabancı duvarlar arasında tekinsiz yataklarda yatmak lazım.bir mektup yazıp yollamak lazım adında bir sürü sessiz harf olan şehirlerden.bir denizfenerinin altında güneşin doğuşunu izlemek.bir kıtanın ucunda dikilip başka bir kıtaya bakmak lazım.yeni şeyler söyleyelim demiyorum.yeni şeylerde yapmayalım.tıpkı bizden önce yaptıkları gibi uzun yolculuklara cıkalım.


Favori olarak ekle (58) | Görüntüleme sayısı: 875

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. 18-10-2007 21:02
aslında bunun başlangıcı, "hayali'ye mektuplar" olmamalı bence.. 
bakma, sen her bir insan, herkes farkında olur ya da olmaz/olamaz; bir yolculuğa; hem de, uzun bir yolculuğa çıkar aslında!.. doğumdan ölüme... ki, belki de sonrasın(a)..da olan biten-i bilemiyoruz... uzun bir yolculuktur yaşamak, ömür denilende! sevdim! aklına, yüreğine, ruhuna ve yaşadıklarından bu anlamlar çıkartana sağol Abdullah!.. devam!
Yazan ilyas (Kayıtlı)
2. 18-10-2007 22:53
ilyas bey; 
güzel yorumunuz ve desteğiniz için çok teşekkürler.
Yazan saki (Kayıtlı)
3. 08-05-2008 11:01
benim adım insanların hizasına yazılmıştır. 
hergün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu. 
keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olsaydım 
ölüm ve acılar çatsaydı beni 
düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak 
sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı. 
anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım 
diri-gergin kasları konuşsaydım 
kardeşler!  deseydim kardeşlerim!  
bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan 
bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan 
bakın yaklaşıyor& 
yazık, şairler kadar cesur değilim 
çoçukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan 
gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor. 
 
benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı 
öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım 
bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında 
çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların 
inanmazdım dosyalara sığacağına 
gittikçe ışıldardım dükkanlar kararırken 
hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı. 
 
benim adım bilinen bütün cevapların üstüne mühürlenmiş 
ellerim tütsülenmiş 
evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında 
dirgenler, bakraçlar, tornavidalar 
bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar 
ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa 
gövdem açık bir hedef kılındı belâlara. 
ve bu yüzden yakışıksız oluyor 
insanları hummalı baharlar olarak tanımlamak 
ve bu yüzden göğsümde dakikalar 
ince parmaklar halinde geziniyor 
konvoylar geçiyor meşelikler arasından 
bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına 
ölümden anlayani ciddi bir yaprak 
unutulacak diyorum, iyice unutulsun 
neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı 
karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak. 
İ.ÖZEL'den TEK MISRA OLSA DA GÖRMEK GÜZEL.....EYYYYVALLAHH
Yazan çağan yiğit (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 376
Ezkizler: 1065
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1051487

Liman

51888164.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com