Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

    ağır kapı aralandı,
    portakal kokuyordu
    elleri kapının.

    seslendim uzaktan
    sesimi ne ben duydum,
    ne karanlık ne de acı.

    ben acıyı duydum
    da
    duymazdan geldim.

    üstüne gittim
    el örgüsü bir kazağın;
    içi boş çıktı.

    ağlamaktan
    içim çıktı da
    kapı öyle kapandı.

    elleri portakal kokulu kapı
    küstü sonra
    bir küsme oldu.

    bana bakmadan
    beni görmeden
    ve hatta
    hissetmeden beni.

    sevmişti oysa
    yanan yeşil ışık.

    konserve insanlar bile
    şirin gözükmüştü gözüme
    de
    bir sen gözükmedin
    kalbimdeki kocaman göze...

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    gözlerimde yalancı baharların esintileri
    ellerimdeyse yanıklarla sadece
    bir gün döneceğim yine
    belki bir gece
    yakamozla vurur tenim sahile
    yada bir daldan süzülür
    ölüm gibi sessizce ruhum,
    bir açlık bilirdim ki
    açlıktı ölüm
    hemde ne açlık
    güneşe aya değil
    bir çift seseydi sadece
    kuruyup giden gecelerde
    geçmiş ve geleceği bütünleştiren
    ayrılmış yolları kesiştiren
    mezarlarda bedenleri eşeleyen.
    geldiğinde toprak dolduran bardağın dibine
    bir tokluk ki
    getirecek ölümü sessizce
    belki bir gece
    yine vuracak tenim sahile
    ölüm gibi sessizce...

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Karanlıktan korkuyorsun ama ışığı da istemiyorsun. Karmaşık bir şey. İçinde bir darbeyle kuma dönüşecek taşlar var. Başkaları gibi olmak istemiyorsun ama kıskanıyorsun onları. Hem farklı hem aynısın. Koşuyorsun, durmadan, soluk almadan, düşmekten korkuyorsun ama uçurumun kenarı da heyecan veriyor. Yazıyorsun, gizlice, başkaları da okusun diye ortalığa bırakıyorsun. Kızıyorsun sonra, sır olmak aynı zamanda da ortalığa çıkmak istiyorsun. Ağlayınca senin güçsüz olduğunu düşüneceklerini sanıyorsun, yastığındaki göz yaşı lekelerini saklamayı unutuyorsun. Şarkı söylüyor, yeterince bağırmıyorsun. Kahkaha atmadan gülmenin tadına varmak istiyorsun. Yalnız ama kalabalıkta, kalabalıkta ama yalnızsın. Uzaktasın, saklanıyorsun ama görünmek için elinden geleni yapıyorsun. Görünürken de gözlerini kapatıyorsun, saklanmak için. Ben kendimi görmezsem, kimse görmez diyorsun. Ölmeyi düşünüyor, gün ışığına, yollara, patlamış mısıra, kavgaya, göz yaşına, hayatla ilgisi olan her şeye, her ana, her renge, her dokunuşa bayılıyorsun. Dinlemeden konuşmak, konuşmadan dinlemek istiyorsun. Sessizken konuşuyorsun, konuşurken susuyorsun. Anlamsızlığın içinde anlam arayıp kendini yoruyorsun. Başkaları mutlu olsun diye, yalanlar söylüyor ve kendin de ona inanıyorsun. Dokunuyor hissetmiyorsun, hissedeceğin şeylere dokunmuyorsun. Sevmekten korkuyor, kaçıyorsun ama arkanda iz bırakıyorsun, seni bulmaları için. Eline içindeki taşları kıracak çekici almayı bekliyorsun. Korkuyorsun, sarsılacaksın, sarsacaksın seninle ilgili olan her şeyi, herkesi. Yine de rahatlayacaksın. Yapamıyorsun, elin uzanıyor o çekice ama yapamıyorsun. Bekliyorsun hala bekliyorsun. Alacaya dönüyor hayatın. Her anın alaca. Belki böyle yaşar gidersin. Belki de… Üç noktaları biriktiriyorsun hayatında

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    Bugün mümkünse beni düşünme.
    Sen, yüzüne giydirdiğin soğuk terler için yapabileceklerini anlat sokağa.
    Olmadı,
    minik acılar orkestrasını olmayan kollarıyla idare etmeye çalışan şefin
    protez hayalinden bahset hafif,alttan
    ama sakın sarktığın dünyadan boşluğa düşme!
    ki bilirim o dünya çok sarhoş ve fettan

    Devamını oku...

Bizim Hikayemiz (4. Bölüm) PDF Yazdır E-posta
Yazar Selçuk Güven   
Tuesday, 16 October 2007

 

Tesadüf
İzmir Çanakkale seferini yapan otobüs neredeyse hınca hınç öğrenciyle doluydu ve büyük çoğunluğu üniversiteyi yeni kazanmış, mutlu, umutlu, kız ve erkeklerden oluşuyordu. Kimisi annesiyle, kimisi babasıyla, kimisi de yalnız seyahat ediyordu.

Sağ tarafta, önden üçüncü koltukta, dalga dalga simsiyah saçlarını üstten bir tokayla tutturmuş kırmızı tonlarında hafif makyajı ve kırmızı bluzuyla dikkat çeken güzel bir kız oturuyordu. Babasının etrafı tarayan gözleri kıza yönelen kaçamak bakışları başka yönlere yönlendiriyordu. Kızın kendi halinde çevreye ilgisiz tavırları umutları söndürüyordu.

Onların sol ön taraflarında sarı boyalı saçlarına mor bir bant takmış, diğer kızdan daha ağır makyaj yapmış, mor tişörtlü başka bir kız daha vardı. O da babasıyla seyahat ediyor, çok konuşuyor ve çevreyle de çok daha fazla ilgileniyordu.

Bir kurt sürüsünün en gözde iki dişisinin birbirlerine bakmasalar, birbirleriyle ilgilenmiyormuş gibi davransalar da birbirinin varlığında haberdar olması gibi bu iki güzel kız da birbirlerinin varlığından haberdardı.

Siyah dalgalı saçlı olan diğerinin çok konuştuğunu, sarı saçlı olan da diğerinin çok havalı ve kasıntı olduğunu düşünüyordu. Bunlar; gelecekte çok iyi dost olacak iki kızın birbirleri hakkındaki ilk izlenimleriydi.

Otobüs otogara ulaştığında aşağı inildi, valizler alındı ve otobüs firmasının servisine binilip beklenmeye başlandı. Herkes yerleştikten sonra şoför arkasına dönerek herkese tek tek nereye gideceğini sormaya başladı. İkisi de aynı özel yurda gittiklerini orada öğrendi.

Servis yurdun önüne geldiğinde ikisi de indi. Çantalarını servisin bagajından alırlarken göz göze geldiler ve ilk kez gülümsediler birbirlerine. Yurda girdiler ve danışmaya yürüdüler… Kayıtları önceden yapılmıştı. Danışmadaki orta yaşlı, kısa kızıl saçlı güzel kadın, siyah saçlı kıza:

— Senin odan 103 numara dedi.

Siyah saçlı kız tam çantalarını yukarıya çıkartmaya hazırlanırken:

Sarı saçlı kıza:

- Aaaa sen odan da 103 numaraymış, tesadüfe bak, oda arkadaşıymışsınız diyerek gülümsedi.
İki kız o anda ikinci kez gülümsedi birbirine…

- Ben Berfin, dedi sarışın kız ve elini uzattı.

- Esin, dedi diğeri ve elini sıktı Berfin'in.

Öpüştüler ve çantalarını alıp görevlilerin de yardımıyla odalarına çıkarttılar.

Valizler odaya bırakıldı ve oyalanılmadan aşağı inildi. Babalar çoktan tanışmış, sohbeti koyultmuştu. Sarışın kızın babası ticaretle uğraştığını söylüyor ve işinden bahsediyordu. Siyah, dalgalı saçlı kızın babası da memur olduğunu anlatıyordu… İki kız ve iki baba, Çanakkale’nin püfür püfür esen muhteşem manzaralı kordonuna doğru yürümeye başladılar…
 

Favori olarak ekle (132) | Görüntüleme sayısı: 1204

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. 21-10-2007 11:04
beni, yatılı okuldaki ilk günüme ve üniversitede kaldığım ilk yurt gecesine götürdün Selçuk. Tabi, bu kızların tanışmalarının ardından neler yaşayacakları konusunda bir öngörüde bulunmak şu anda çok zor. ama, geçmiş bir şekilde de olsa hatırlatıyor kendini. herhalde, insan olmak'ın anlamı bu: her yaşanmışlıkla geçmişe, geçmişteki yaşanmışlıklara/anlara arada bir dönüp tamamlamak "ben" olmayı, "ben" denileni. Ki, uzun zamandır düşündüğüm bir şeyi yaşayacaklar mı bu iki kız öykünün sonunda merak ediyorum. "sıfır-0"ı , tamamlayacaklar mı, hayatlarında?.. 
ellerine, aklına ve ruhuna sağlık...
Yazan ilyas (Kayıtlı)
2. 03-07-2009 16:24
Berfin ile Esin..yollarınız açık..dostluğunuz daim olsun..
Yazan minna (Kayıtlı)
3. 03-07-2009 16:25
Ben kendimi kaptırmış gidiyordum kaldım burada. Devamını gelecek mi acaba?
Yazan minna (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1007
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 906860

Liman

004.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com