Menu Content/Inhalt
Güverte arrow eskizler arrow düz yazılar arrow Bizim Hikayemiz (3. Bölüm)

üye girişi


Bizim Hikayemiz (3. Bölüm) PDF Yazdır E-posta
Yazar Selçuk Güven   
Thursday, 11 October 2007


Can, ağır ağır yol alan feribotun ikinci katından yaklaşmakta olduğu şehri izliyordu. İkinci kez gidiyordu Çanakkale’ye ve bu şehir dört yıl boyunca evi olacaktı.

 


Yaklaştıkça belirginleşen binalar, liman, kayalıklar, iskele, içine tarifsiz bir sevinç ve huzur veriyordu. Henüz gün yeni doğmuştu. Gece 24'te İstanbul'dan bindiği otobüste yolculuk boyunca uyumamasına rağmen kendini güçlü ve zinde hissediyordu.

Feribot iskeleye yanaşırken hızla otobüsüne koştu. Koltuğunun altına koyduğu sırt çantasını aldı. Ve nerde ineceğini nereye gideceğini hiç düşünmeden doğruca otobüsün kapısına yöneldi. O şehri bir an önce yürümeliydi. Hostes biraz da kızarak uyarsa da Can'ı dinlemedi ve koridorda otobüsün feribottan inmesini bekledi.

Otobüs feribottan çıkarak hemen iskelenin karşısındaki yazıhanenin önünde durdu. Kapı açılır açılmaz aşağı indi ve gökyüzüne bakarak derin bir nefes aldı. Lunapark sevinci yaşayan küçük bir çocuk kadar heyecanlıydı. Hemen bagaj kuponlarını hazırladı ve aceleyle bavullarını aldı. Uzun süre yürümekte zorlanacağı kadar çok bavulu vardı ve sırt çantası da dâhil olmak üzere hepsi de ağardı. Buna rağmen servise binmedi, taksi çağırmadı ve sabahın o saatlerinde bomboş olan caddede yürümeye başladı.

Gördüğü ilk kişiye adres sorma kararı alarak yürüdü ama sokaklarda da kimseler yoktu. Kısa bir süre daha yürüdükten sonra eşofmanlarıyla yürüyüşe çıkmış bir adamla karşılaştı. Adamla konuşmaya başlayana kadar yorulduğunu, soluk soluğa kaldığını fark etmemişti. O kadar valizle koşabilse, sokaklarda koşarak yol alırdı.

Öğrenci Yurdunun, yerini sorduğu sırada yanlarında bir kamyonet durdu. Kamyonet bir ekmek fabrikasına aitti ve sabah dükkânlara, lokantalara ekmek dağıtıyordu. Kamyonetin soförü, adres sorduğu adamın arkadaşıydı. Adres sorduğu adam arkadaşından Can’ı yurda bırakmasını rica etti. Şansı yine yaver gitmişti ve o kadar valizle yürümek zorunda kalmamıştı. Adamın da yardımıyla kapalı kasa kamyonetin arkasına; ekmek kasalarının yanına valizlerini yerleştirdi ve adamın yanına; ön tarafa oturdu.

Adam onu devlet yurdunun kapısında bıraktı. Çanakkale’ye ineli henüz yarım saat olmuştu ama o istediği yere ulaşmıştı bile. Bu da düşüncesine göre ilk günden daha çok keşif ve daha çok eğlence demekti.

İyi şansı yurt görevlileriyle konuşana kadar onu takip etti ve o anda bir süreliğine ona yardım etmemek üzere uykuya dalmayı tercih etti. Kayıt sırasında görüştüğü yurt görevlileri, yurtta yedek öğrenci olsa da onları sokakta bırakmayacaklarını, illaki yedekleri de kalacakları yer yoksa bir şekilde bir yerlere yerleştireceklerini vaat etmiş ve Can’ın içini rahatlatmıştı. Ama o sabah, yedek olduğunu ve beklemesi gerektiğini söylediler. Yapabileceğimiz bir şey yok cevabı o anda bütün neşesini kaçırdı. Yurdun bahçesinde bekliyordu ve durmadan yurtta kalacak öğrenciler geliyordu. Görevliler öğrencileri yönlendiriyor ve yerleştiriyordu. O’ysa öylece, çaresiz bekliyordu. O sırada hissetti gece hiç uyumamanın yorgunluğunu, aç olduğunu ve o anda hissetti ne kadar çaresiz olduğunu.

Yurt görevlilerinden, Kredi Yurtlar Kurumundan, üniversiteden çok kendine kızıyordu. Her zaman bir B planım olurdu. Neden bu kez yok? Diye. Sigaranın birini yakıyor birini söndürüyordu. Kendine fısıldıyordu. B planı, B planı, B planı…

Bir otelde uzun süre kalacak kadar parası yoktu ve ne zaman yurda girebileceği konusunda kesin bir şey söylemiyorlardı. Sokaklarda yatabilirdi ama o kadar çantayı nereye bırakacaktı. Sorunu sorulara, sorular yeni sorulara, yeni sorular da yeni sorunlara ulaşmasından başka bir işe yaramıyordu. Orada beklemenin bir şey kazandırmayacağını düşünerek çantalarını yüklendi. Merkeze giden minibüslerin nereden geçtiğini sorarak yürümeye başladı.

Yurdun kapısının önünde durup; büyük, ışıklı yurt tabelasına baktı. Pes etmek yok dedi kendine ama bana üstüne para da verseler burada kalmayacağım…

 


Favori olarak ekle (152) | Görüntüleme sayısı: 1322

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. 15-10-2007 21:25
Selçuk üstad'ın bu sefer yazdıkları beni ortaokul 2 ya da 3'deki Çanakkale okul gezisine götürdü. O zamanı hatırladım. Çanakkale'yi sonrasında sadece yol güzargahı dışında/dışarıdan görebildim sadece. Bana, sadece anlamlı vurgulamaları hatırlattı: "olmaz olmaz deme olmaz!", "gün doğmadan neler doğar!"... vb. bu anlatımın/hikayenin/varlığın anlatımı nasıl şekillenecek ve karakterler neler anlatacak merak ediyorum! devam üstat!..
Yazan ilyas (Kayıtlı)
2. 16-10-2007 15:36
can öğretmen çile doldurmaya başladı. çok yaşa selçuk öğretmen.
Yazan engin barış (Kayıtlı)
3. 03-07-2009 16:22
:)
Yazan minna (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 343
Ezkizler: 1007
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 906122

Liman

eyl.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com