Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

     

    Hayattayız.
    Önümüzde uzuvlu direkleriyle korkunç bir gökkubbe;
    Dışarıda, yaramaz bir çocuğun ağlarkenki duruşuna benzeyen
    salyalı bir yağmur,
    -ufukta yolculuk görünüyor kaptan
    biraz Kleopatra sürmüş dudaklarına,
    bakışı endişe saçıyor.
    Bakışı kaptan, alabildiğine mahmur.


    Odasına kapanmış genç adamın kendi teninin özel arazilerine gömdüğü
    topraktan taşan melek koleksiyonundan bir parçaydın,
    coğrafyası esmer koynuma fırlatıldın.
    Çılgınca sevildin.
    Çılgınca,
    tüfeğini temizleyen adamın ellerinde ateş aldın.
    O kadar çok ısıttın, o kadar çok yaktın ki, hep,
    Güney'de kalmış bir trajedi olarak anıldın.


    Suyuna bakışlarımı karıştırdığım fotoğrafın meyve vermeye başladı.
    Şuan biz çılgınca sevişiyoruz evet,
    ama asıl aklımda dallarına kuracağım salıncağın heyecanı.

    Dışarıdayız.
    Her zaman bir şarkı olmayabilir dudaklarında,
    müzik dersinden kaçıp yağmura sığınan bir nota.
    Eğlendiler benimle,
    eğlendiler onunla;
    Şarap için çok ucuza satıldım.
    Böyle tüberküloz havalarda,
    kaç ereksiyona geç kalıp öğretmenim
    söyleyin kaç ereksiyondan atıldım.



    Kremalı bir pastanın en havalı yerini yemiş gibi hâlâ bahar kokuyoruz.
    hafızana her dokunuşumda yeniden icat ediyor kendini gök.
    birgün yeniden hatırlanacak olmanın rahatlığıyla unutuluyor her aşk erezyonu.
    Bırak bu gece tüm korkaklar birleşip sunni bir teneffüs yapsınlar tabutuma
    sunni bir teşekkür.
    Nasılsa unutulmuş bir dil gibi yeniden görücüye çıkacak o gece,
    o, çığlık koleksiyonu.


    Düştüm.
    Olunmaz yarıklardan sıyrılıp altı pas içinde mor bir özleme düştüm.
    Kimbilir belki de görülmemiş bir düştüm;
    karabasanları paklanmaz.
    Korkunç kompozisyonlar yazdım öğretmenim, gerdanınıza benzeyen yıldız değeri yüksek bir beş almak için.
    Öğretmenim ben dörde küstüm.
    Konum: Güneye benzeyen uçurumların özlem bağlamında iz düşümü.
    Temam: uslanmaz!


    Boşaldık.
    Tüm şelaleleri arkamıza alıp,
    ölümün fay hattına doğru onları kıskandıracak bir kuvvetle boşaldık;
    meyve veren dallarına sinmiş kuşlar gibi kızıl bir uzaktık.
    Ah, şimdi yüksek topuklarıyla her melek
    endamıyla eziyor hassasiyetimi.
    Öldüm: yataktaydık.
    Tenine gömebilirsin artık cesedimi..


    Cinayeti arzunun üzerine atıp duran,
    otopsi masasında unutulmuş bir çift gözdük.
    Büyüdük, rüya olduk.
    Çıplak gözle görüldük.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar


    Hayat galiba böyle bir şeydi. Yapan genelde buluyordu bir şeyleri. O an duvara çarpmanin ne demek ve nasıl hissetmek olduğunu anladı. İşte gerçek acı buydu. Aşk buydu. Ademden beri gelen ve aşk diye isimlendirilen duygu buydu. Yapmak için fırsat verildiğinde anlamadığın ama bir zaman sonra önünde hiçbir fırsatın olmayacağı bir karmaşaydı. Yanılsamaydı, öyle sanmaktı. Kelimelerin üç harfli bir duyguya yetmemesiydi.

     

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar


    Eğer tekrar sabah olsa, geceyi düşünüp bilmecelerde kalır mıydın? Belki de “geride kalanlar vapuru”nu kaçırmazdın bu sefer. Ama mademki vakit akşam, şimdi tek bir nefes, bir ömür eder.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

     

    Devamını oku...

Bizim Hikayemiz (3. Bölüm) PDF Yazdır E-posta
Yazar Selçuk Güven   
Thursday, 11 October 2007


Can, ağır ağır yol alan feribotun ikinci katından yaklaşmakta olduğu şehri izliyordu. İkinci kez gidiyordu Çanakkale’ye ve bu şehir dört yıl boyunca evi olacaktı.

 


Yaklaştıkça belirginleşen binalar, liman, kayalıklar, iskele, içine tarifsiz bir sevinç ve huzur veriyordu. Henüz gün yeni doğmuştu. Gece 24'te İstanbul'dan bindiği otobüste yolculuk boyunca uyumamasına rağmen kendini güçlü ve zinde hissediyordu.

Feribot iskeleye yanaşırken hızla otobüsüne koştu. Koltuğunun altına koyduğu sırt çantasını aldı. Ve nerde ineceğini nereye gideceğini hiç düşünmeden doğruca otobüsün kapısına yöneldi. O şehri bir an önce yürümeliydi. Hostes biraz da kızarak uyarsa da Can'ı dinlemedi ve koridorda otobüsün feribottan inmesini bekledi.

Otobüs feribottan çıkarak hemen iskelenin karşısındaki yazıhanenin önünde durdu. Kapı açılır açılmaz aşağı indi ve gökyüzüne bakarak derin bir nefes aldı. Lunapark sevinci yaşayan küçük bir çocuk kadar heyecanlıydı. Hemen bagaj kuponlarını hazırladı ve aceleyle bavullarını aldı. Uzun süre yürümekte zorlanacağı kadar çok bavulu vardı ve sırt çantası da dâhil olmak üzere hepsi de ağardı. Buna rağmen servise binmedi, taksi çağırmadı ve sabahın o saatlerinde bomboş olan caddede yürümeye başladı.

Gördüğü ilk kişiye adres sorma kararı alarak yürüdü ama sokaklarda da kimseler yoktu. Kısa bir süre daha yürüdükten sonra eşofmanlarıyla yürüyüşe çıkmış bir adamla karşılaştı. Adamla konuşmaya başlayana kadar yorulduğunu, soluk soluğa kaldığını fark etmemişti. O kadar valizle koşabilse, sokaklarda koşarak yol alırdı.

Öğrenci Yurdunun, yerini sorduğu sırada yanlarında bir kamyonet durdu. Kamyonet bir ekmek fabrikasına aitti ve sabah dükkânlara, lokantalara ekmek dağıtıyordu. Kamyonetin soförü, adres sorduğu adamın arkadaşıydı. Adres sorduğu adam arkadaşından Can’ı yurda bırakmasını rica etti. Şansı yine yaver gitmişti ve o kadar valizle yürümek zorunda kalmamıştı. Adamın da yardımıyla kapalı kasa kamyonetin arkasına; ekmek kasalarının yanına valizlerini yerleştirdi ve adamın yanına; ön tarafa oturdu.

Adam onu devlet yurdunun kapısında bıraktı. Çanakkale’ye ineli henüz yarım saat olmuştu ama o istediği yere ulaşmıştı bile. Bu da düşüncesine göre ilk günden daha çok keşif ve daha çok eğlence demekti.

İyi şansı yurt görevlileriyle konuşana kadar onu takip etti ve o anda bir süreliğine ona yardım etmemek üzere uykuya dalmayı tercih etti. Kayıt sırasında görüştüğü yurt görevlileri, yurtta yedek öğrenci olsa da onları sokakta bırakmayacaklarını, illaki yedekleri de kalacakları yer yoksa bir şekilde bir yerlere yerleştireceklerini vaat etmiş ve Can’ın içini rahatlatmıştı. Ama o sabah, yedek olduğunu ve beklemesi gerektiğini söylediler. Yapabileceğimiz bir şey yok cevabı o anda bütün neşesini kaçırdı. Yurdun bahçesinde bekliyordu ve durmadan yurtta kalacak öğrenciler geliyordu. Görevliler öğrencileri yönlendiriyor ve yerleştiriyordu. O’ysa öylece, çaresiz bekliyordu. O sırada hissetti gece hiç uyumamanın yorgunluğunu, aç olduğunu ve o anda hissetti ne kadar çaresiz olduğunu.

Yurt görevlilerinden, Kredi Yurtlar Kurumundan, üniversiteden çok kendine kızıyordu. Her zaman bir B planım olurdu. Neden bu kez yok? Diye. Sigaranın birini yakıyor birini söndürüyordu. Kendine fısıldıyordu. B planı, B planı, B planı…

Bir otelde uzun süre kalacak kadar parası yoktu ve ne zaman yurda girebileceği konusunda kesin bir şey söylemiyorlardı. Sokaklarda yatabilirdi ama o kadar çantayı nereye bırakacaktı. Sorunu sorulara, sorular yeni sorulara, yeni sorular da yeni sorunlara ulaşmasından başka bir işe yaramıyordu. Orada beklemenin bir şey kazandırmayacağını düşünerek çantalarını yüklendi. Merkeze giden minibüslerin nereden geçtiğini sorarak yürümeye başladı.

Yurdun kapısının önünde durup; büyük, ışıklı yurt tabelasına baktı. Pes etmek yok dedi kendine ama bana üstüne para da verseler burada kalmayacağım…

 


Favori olarak ekle (160) | Görüntüleme sayısı: 1447

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. 15-10-2007 20:25
Selçuk üstad'ın bu sefer yazdıkları beni ortaokul 2 ya da 3'deki Çanakkale okul gezisine götürdü. O zamanı hatırladım. Çanakkale'yi sonrasında sadece yol güzargahı dışında/dışarıdan görebildim sadece. Bana, sadece anlamlı vurgulamaları hatırlattı: "olmaz olmaz deme olmaz!", "gün doğmadan neler doğar!"... vb. bu anlatımın/hikayenin/varlığın anlatımı nasıl şekillenecek ve karakterler neler anlatacak merak ediyorum! devam üstat!..
Yazan ilyas (Kayıtlı)
2. 16-10-2007 14:36
can öğretmen çile doldurmaya başladı. çok yaşa selçuk öğretmen.
Yazan engin barış (Kayıtlı)
3. 03-07-2009 15:22
:)
Yazan minna (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 376
Ezkizler: 1065
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1051303

Liman

images.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com