Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> düz yazılar

    Hayli geçkin çizgiler, debelenirken ruhumda; kaçak duygularım bir aşağı bir yukarı volta atarken, bedenim eşikte bekliyordu.

    Vasati birkaç saat içinde, beyaz koridorun sonunda, aralanacak kapının ardından şecerenamem elime verilecekti.

    İçeriden gelen seslerin, aykırı soluk alıp vermesinden iyiden iyiye işkillenirken; üzerime üşüşen, yoğun yalnızlığın sinikliğini de katıp içime, küçük bir pencereden gökyüzüne dokunmaya başlamıştım.

    Rutubet ve küf kokan bu odada, kelâmlarımın, gökle olan işveli muhabbeti, dokunaklı bir hâl almıştı. Uzun zamandır, minik çerçeveler içine yerleştirdiğim yaşamımın kıvrımlarını gören bulutlar, bakışlarımdaki sığlığın sebebini sormaktan çekinmişlerdi, hissetmiştim.

    Talan edilmesin diye çok defa ruhumu inzivaya çekerken, dönüp dolaşıp bir uçurtma misali kendime sığınıyordum.

    Yine, aynı şeyi yapıyordum. Çocukluğum, sarmallar halinde çoraklaşan geçmiş zaman merdivenlerinden paytak adımlarla iniyordu.

    Yıldızların gökyüzündeki tedirgin dalgalanmasıyla oyunlar oynarken ve sığınakçı düşlerim, hiç uykudan uyanmayacak sanırken, olanca hızıyla geçip gitmişti, iradesini kaybeden zaman...

    Akabinde ise dokunulmaz bir içgüdüyle yazgım çizilmişti.

    Ara sokaklardaki ıslığıma, durağan rüzgâr çıngırağı eşlik etmeye başlamıştı.

    Ilıman bir güney esintisinin tatlı sert tavrıyla, gözü karanlık ruhuma seni kabul ederken, sessizliğinin; baştan çıkarıcılığının, yarım asırlık hüzünlerle beni cezp edeceğini nereden bilebilirdim.

    Hıçkıran, ayaz gecenin huzuruna çöreklenen, bir balıkçı teknesi getirmişti seni bana…

    Uzaklardan ağır ağır çok sesli bir akisle yanaşırken sahile, kör bir düğümle sükût ediyordu, öteleyemediğim sırdaş yalnızlığım…

    Gözlerime çöken gölgenin, farkına vardığından olsa gerek, acemi bir tebessümle karanlık yaslarını anons ettiğinde, sılada unuttuğum yüreğimi, istila etmiştin.

    Rıhtımdaki varlığının serinliği, virane sessizliğime vurduğunda feleğim şaştı.

    Yüreğin, soluduğum nefesle içime dolarken; sözlerinin etkisi bir şimalin parıltısında zihnimi uyuşturdu.

    Uzayan bakışlarınla günah çıkartıp, sensiz an’ları devirirken, yokluğuna akan vakitler, sanki tafra yapıyor ve bunca zaman bir başına bırakılmışlığından muzdarip, kaba saba bir başkaldırıyla, küfürler savuruyordu.

    Sen, varlığın külliyatına işlenmiş büyülü bir esrarın çığlığıydın…

    Uzun yıllar boyunca katmer katmer artan yalnızlığımda, sanki hep vardın.

    Hiç bilmediğim yanımdın.

    Sessizliğim ardındaki gam seline yağan ve yakarışlarım üzerindeki tahribatı sarıp sarmalayan, adı konmayan bir mevsimden esen; selen meltemiydin.

    Çılgınca akan bir şelalenin gölgesinde, hep uzaklardan seyre daldığım ışık huzmesiydin.

    Aklanmıştı yaslarım, yüreğinin dalgın akıntısına kaptırmıştım kendimi…

    Yüreklerimize, sıradanlıktan çok uzak bir haz bulaşmıştı.

    Her gün batımında kıyılarımıza dokunan denizin, efsunlu salıncağında, geceye aryalar armağan ederken, dalgalar ile göğün sır dolu aşkını anlatırdın.

    Sonra, geceyi efkâr basardı. Sen dur durak bilmezdin.

    Üzerimize yapışan kahır dolu boşluklara, etrafımızda dolanıp duran kahkahalarımızı çağırır, düşlerimizi allayıp pullasın diye, yıldızlarla işbirliği yapardın.

    Sesinin ruhuma dokunuşunu, kavruk yalnızlığıma her daim iliklemek istiyordum.

    Yüreğimin çatısındaki köhne köşelerden seni uzak tutup, izahı olmayan bir döngüyle zincirlerle bağlanmışken; kayan zamanın miladını birden bire doldurmasından korkuyordum.

    Ruhlarımızdaki geçmiş vakitlere ait kırıklıkları ise her daim kolaçan ediyor ve içimizdeki sökükleri ardımıza bakmadan kundaklıyordum.

    Senin haberin yoktu…

    Bir rüzgâr esti, kehribara bulanan bir akşam vakti...

    Aniden açılan kapının ardında, gidişin olduğunu bilmiyordum.

    Umutlarımın karanlığa düştüğü yollarda imzasız bir veda mektubuyla yitirirken seni, kurşun yemişti çaresizliğim…

    Boy veren isyanlarım, metanetli davranamazken, iç geçiren sessizliğimin ardından; kopmaya başlamıştı, kızılca kıyamet…

    Yoksunluğunun çığlığı, kıyıdan esmeye başladığında, ben hâlâ kaybına inanmak istemiyor ve kuytu bir köşede gelişini gözetleyen kimsesizliğimle duâ’lar gönderiyordum. Tanrıya…

    Arada kaç zaman devrildi, kaç mevsim geçti.

    Gidişinin ertesinde, maviyle dost, okyanusla sırdaş ve geceyle berduş olurken; yakamozla dalgalara, dalgın notasız ezgiler gönderdim.

    Buğulu bir hıçkırık, boğazlarken sensizliği; hayli gergin acılarıma düğüm üzerine düğüm atarken, kendimle baş edemez oldum.

    O gün bu gündür…

    Kör bir tünelde asılı kalıyor bakışlarım, boşlukta yalpalanıyor.

    Sessizliğimin, gıcırdamaları duyuluyor.

    Kapı eşiğinde bir kız çocuğu, darağacında sallanıyor.

    O gün bu gündür...

    Martılar malum, sensizliğin kıyılarına uğramıyor.

    Anılarla yetinmeyen düşlerim, ‘’sen’’ diye sayıklıyor.

    O gün bu gündür…

    Beyaz koridorlar arasında, gözyaşlarım bin parçaya bölünüyor.

    Kollarım bağlanıyor, çığlıklarıma kilit vuruluyor.

    Kim bilir kaç asır sürecek yokluğuna alışmam için,

    Ruhuma, yüksek dozajlı iğneler batırılıyor.

    O gün bu gündür…

    Kırışık siyah gece, gitmiyor karabasanlarımdan…

    O gün bu gündür…

    Okyanus sevdalısı ruhuna, bizi anlatıyorum.

    Beyaz koridorlar ardından…

    GAMZE ATAL…06/07/2009

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    Beklenmedik bir anda
    Yağmur bastırınca
    İpte asılı duran çamaşırlar
    Telaşla toplanır
    Ve hep
    Rüzgara karşı
    işini yapmaya çalışan mandallar
    dışarıda kalır.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

     

    yosun kokan ay selinin kucağında
    ışığa belenmiş adamız
    gelir her gece gözlerime batarak istanbula doğru gelir,
    derinden derinden kanayarak...
     
    yıldızlar düşer aklıma
    ayın karanlık yüzünde öpüşerek baktığımız deniz gelir inadına.
    kanarcasına bir çığlığın kucağında
    sevinçlere yelken açmakla umuda demir atmak arasında sıkışmış yüreklerimiz
    denizde izmarit, kıyıda yosunlar nazlı bir ekin tanesi gibi bekler.
     
    güneş doğar
    batar
    her gün her gece yeniden gelirsin düşlerime
    sen gelirsin uzaklardan
    yitirilmiş tılsımıyla kavgamızın
    damarlarında gülen gözlerin dolaşır.
    kumsalından iztuzunun ayak izlerin gelir.
     
    3 temmuz 2007

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Kadıköy’ün birbirine benzeyen dar sokaklarından aşağıya, rıhtıma doğru inerken gövdemi göğsümden geri iten rüzgar emin eder beni günün başladığına. İskeleye yaklaştıkça sefere kaç dakika kaldığına ilişkin anonslar yavaş yavaş duyulur hale gelir. Kalan süre bir dakika da olsa on dakika da olsa adımlarım sıklaşır.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler


    şimdi sana yazıyorum
    dilimle değil yüreğimle...
    bir yürek nerelere kadar dokunursa dilsizce,
    oraya kadar
    öylece...

    Devamını oku...

Ne - kadar - SEVGİ? PDF Yazdır E-posta
Yazar Selçuk Güven   
Tuesday, 02 October 2007

Kumsala vuran denizyıldızlarını okyanusa atmak gibidir sevgi, denizyıldızları senin için hiçbir şey yapmaz.


Sevdiğini haykırmak nefesin tükenircesine… Yüzlerce kez seni seviyorum yazmak kâğıtlara, duvarlara, kumsallara... Binlerce kez söylemek, bıkmadan, usanmadan, tekrar tekrar… Çoklar eklemek başına çaresizce. Vücuduna kazımak dövmelerle, jiletle, kibritle. Dağlar delmek, çöller aşmak, acılar çekmek, ölmek, öldürmek... Hangi biri kanıtlayabilir ki birini sevdiğini.


Seni çok seviyorum sevgilim. Ne kadar çok? Yok ki bu çokluğun ölçüsü matematik problemi değil ki sevgi. Ahmet'in sevgisi Nihan'dan üç fazla, Nihan'ın sevgisi de Hilmi'den iki az ise, kim daha çok seviyor sevmeyi? Mecnun mu yoksa Kerem mi daha fazla seviyordu yârini?


Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı? Sorularıyla başladılar karşılaştırmalara. Tartmadan, sınırsızca sevmeyi öğrenebilmemiz mümkün değildi. Ama yok, illa soracaklar ve şaşkın gözlerimize bakıp, gevrek gevrek gülecekler tazecik beyinlerimizdeki karmaşaya. İlk aşklarımızla yaşadık sonra benzer karmaşaları. Ben seni, senin beni sevdiğinden daha çok seviyorum. Hayır canım, ben daha çok seviyorum. Hayır ben, diye uzayıp giden saçma sapan kıyaslamalar.


Ben sevdim mi böyle severimler, ben sevdim mi tam severimler, ölümüne sevmeler, sevdiği için öldürmeler, ölmeler... Sevgi mi? Nefret mi? Özü belli olmayan karmakarışık hisler arasında yitirilip giden gençler. Sevgiden çok hırsa dönüşen ilişkiler. Kaç sevgimiz kurban gitti bu ölçüler karmaşasına? Ne kadar sevgi gerekli ölmekte olan bir çiçeği yaşatmaya?


Sevgi bir madde değildir, yer kaplamaz uzayda... Aynada görülemez, şeffaftır… Kokteyli yapılamaz, sektir sevgi. Çözelti haline getirilemez, hiçbir maddeye karışmaz hissi. Tartıya koysan kefeyi bir milim bile oynatamaz, kütlesizdir sevgi. Hiçbir cetvel ölçemez boyunu, boyutsuzdur sevgi.


Ne yağmur yağdıktan sonraki nefis toprak kokusuna, ne de denizlerin tuzuna benzer kokusu, kokusuzdur sevgi. Kayıverir ellerinin arasından küçük bir balık gibi, tutulamaz sevgi. Sığmaz kese kâğıtlarına, atılamaz kumbaralara, yatırılamaz bankalara, depolanamaz sevgi.


Sevgi hissedilir, için için sızlayan romatizma ağrısı gibi. Oğlum yağmur yağacak birazdan der gibi tahminler yürütmeye yaramaz ama hissi. içimizi falan ısıtamaz soğuk kış günlerinde bir yudum kanyak gibi. Karın doyuramaz bir somun ekmek gibi. Kana kana içilemez bir bardak su gibi...


Kumsala vuran denizyıldızlarını okyanusa atmak gibidir sevgi, denizyıldızları senin için hiçbir şey yapmaz.

 


Favori olarak ekle (152) | Görüntüleme sayısı: 1244

Yorumlar (4)
RSS yorumları
1. 06-10-2007 15:35
ayın konusundaki fotoğrafa bakınca neyse...
Yazan hiç (Kayıtlı)
2. 07-10-2007 03:15
ben sevgili Selçuk'un yazılarını ve anlatımını seviyorum! Bizi, en azından beni, farklı kılın kendinizi diyen bir sesi var ve umudu!Ben gene, çağrışımlardan yola çıkacağım- "yaşam devam ettiği 
müddetçe kendi kalıntılarını görmezden gelebilir insan." sevdim ve umut veren; bir o kadar da, umudu bize veren bir yazı! aklıma şu geldi şu anda: "zaman mahlukuna sırrımı verdim." (Yıldırım Türker) 
Sevmek; bizim öğrendiğmizden farklı bir şey! Bence öyle!..
Yazan ilyas (Kayıtlı)
3. 07-10-2007 04:37
Kendi yazıma yorum yazmak umarım garip karşılanmaz. ilyas'ın yorumu yazma isteği yarattı yine bende. "Sevmek" kola formülü gibi karışık birşey bence. Sevdiğinizi düşündüğünüz birşeyi düşünün. Onu istiyormusunuz? Onu delicesine arzuluyor musunuz? Yoksa onu seviyor musunuz? Sevdiğimizi düşündüğümüz şeylere ya da kişilere karşı hissettiğimiz gerçek sevgi hangisi?
Yazan istavrit (Kayıtlı)
4. 09-10-2007 05:35
Sevgi üzerine okuduğum en güzel satırlardan bir örnek vereyim: 
..."O Hacc, Kabalah'ın haberini verdiği Hacc. Kainat kurulduğundan beri kayıp yarısını arayan dişi ruhun serüveni. Erkeğini bulduğu an, tüm kuşkularından azat olduğu an'mış. O anda artık Mehdi'yle kucaklaşmaya hazır olurmuş." (s. 356) 
"Bir erkek tarfından sevilmek, çok güzel bir şeydir. İyi bir erkek tarafından sevilmek, onur verir. Ama dünyanın tezgahından geçmiş bir erkek tarafından sevilmek, işte o muhteşemdir! Hakkını vermek gerekir." (s.407) 
[Alev Altlı; Shrödinger'in Kedisi-Rüya-Cilt:2)
Yazan ilyas (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 346
Ezkizler: 1009
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 912030

Liman

2.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com