Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> düz yazılar


    Bu bir başlangıç olmalı…
    Ama sonunda başlayan…
     

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Gece saçlı, gündüz yüzlü bir kızdı Sevdem. Gözleri sürmeliydi. Dizlerini göğsüne çekmiş oturuyordu duraktaki bankta. Saçlarının arasından insanlara isyan edercesine bakıyordu gözleri. Acı çekiyordu, çaresizlik kalbini acıtıyordu.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    Sahip çıkmalı eline
    Hükmetmelisin diline
    Nefsi hapsedip beline
    Giziyle insan olmalı.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler


    sözde yaşanmış aşklarla tükendi sözlerim
    gözlerimden çıkan sözlerle başladı aşklarım
    gönlüme secde eden gözlerimi gördüm, irkildim
    sözlerimi tüketen gözlerimin selerini dinledim
    ellerime çakılan çiviler ve asılmış yüreğim
    yağmurlar eritti bedenimi ağırdan
    ve özde yaşanan aşkla dirildi cesedim
    ama anlamsız..

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler


    Güneşli bir pazar günüydü
    Fazla aydınlık geldi dışarısı ona
    Tırnaklarını alıp kanepeye oturdu
    Tırnaklarını çitlerken 'sakatlığımdan bi şey yapmalıyım
    diye düşündü.
    Elmalı kurabiye yaptı sakatlığından
    Pulbiber koydu tarçın yerine
    Oturup inleye inleye yedi
    Enfesti sakatlığı
    Ama acıydı

    Devamını oku...

bizim hikayemiz (2.bölüm) PDF Yazdır E-posta
Yazar Selçuk Güven   
Tuesday, 02 October 2007



İkinci Bölüm

Kutlama

2001 Ağustosunun aysız, nemli, sıcak bir Mürefte gecesiydi. İskelenin Hoşköy Feneri’ne bakan tarafından ayaklarını denize sarkıtmış balıkçılar, bir yandan şaraplarını yudumluyor, bir yandan da denize sarkıttıkları ayak tabanlarında, Marmara Denizinin serinliğini hissediyorlardı. Hora feneri göz kırpıyordu balıkçılara. İskelenin başından uzaklaştıkça, balıkçılar seyrekleşiyor, iskele karanlıklaşıyordu. İskelenin ortalarındaki merdivenlerinden bakıldığında, başta duran koskocaman vinç bile karanlığa gömülüyordu...

 

Boşalmış şarap şişesini:

- Doğadan geldin doğaya git! Diyerek suya fırlattı Uğur. Ve çığlıklar atarak ayağa fırladı iki dost. Yakamoz vaaar! Yakamoz vaar! Diye deliler gibi bağırmaya, iskelenin başında zıplayıp, birbirlerine sarılmaya başladılar. Ayaklarını denize sarkıtmış sessiz balıkçılar, karanlığa doğru baktı... Sesler tanıdıktı. Tepki vermeden işlerine devam ettiler. Onlar yakamozu çoktan fark etmiştiler. Hızla çekilen misinanın, denizin üzerinde adeta alev gibi yanmasının hazzını yaşıyorlardı... Her biri yakamozun keyfiyle içkilerine sarılıyor, balık tutamasalar da yakamozun, şarabın ve Mürefte’ye has, tuzlu, kabuklu fıstığın tadını çıkartıyorlardı.

Tam o sırada küçük bir çocuğun çığlığı duyuldu iskelede. Onlu çaparisinin on iğnesi de istavritle doluydu. Elinde emanet duran kamışı zorlukla kavramış zayıf elleri titreyerek, balıkları iskelenin üzerine çıkartmaya çalışıyordu.

- Vay be! Çocuğa bak, amma balık yakaladı, dedi balıkçıları izleyen bir adam.

- Aganız böyle balık tutar! Diye bağırdı çocuk.

Balıkçılar bir anda kahkahalar atmaya başladı... Küçük balıkçı on tane çapari iğnesinden, acemi elleriyle balıkları çıkartıp kovasına atana dek, kahkahalar sürdü.

İskele başında karanlığın örttüğü iki dost yakamoz çıkartmanın yollarını düşünüyorlardı… Yüzlerinde eşsiz birer gülümsemeyle… Gün boyu içtikleri içkilerin etkisiyle hareketleri ve refleksleri zayıflamış olsa da kafaları zehir gibi işliyordu. Beyinler yakamoz çıkartma yollarına yoruluyor ve sonuçlar hafızalarda listeleniyordu...

- Önce; sidik torbalarımızı iyice dolduralım, sonra buradan muslukları denize açalım dedi Uğur.

- Hızlı içerek hem cephane sayımızı arttıralım hem de yeni yakamoz bombalarına sahip olmalım dedi Can, boş şişeleri kastederek.

- Şaraplar bitince dükkândaki pet şişelere fıçıdan bira çekelim, biraz da çakıl toplayıp geri dönelim, dedi Uğur ve mutlulukla tokuşturdular şişelerini. Üniversiteye! Dediler bir ağızdan.

- Üniversiteye!

İskele meydanında bir barı vardı Uğur’un; Daktır Bar… Günün çoğunu orda geçirdikleri, müzik dinledikleri, film izledikleri, bazen gece yatıp sabah kalktıkları... Kapısının önünde iskele meydanı olmasına ve gelip ceza yazmakla tehdit eden zabıtaya aldırmadan, tenekede midye pişirdikleri ve gün boyu içtikleri sığınakları…

Her ne kadar adı Daktır Bar olsa da, bir kasaba meyhanesi olduğu söylenen sığınak; onlar ve diğer dostları için dünyanın en eşsiz barıydı. Tıpkı filmlerdeki gibi, insanların gelip güzel müzikler eşliğinde içki içtiği, sohbet ettiği, müşterilerin barmene dertlerini anlattığı daimi mekânları. Baran, Alp, Ali, Sertan, Can, Uğur, Erdoğan, Ertan; Mürefte Kasabasının bar sinekleri… Charles Bukowski’nin dediği gibi “mutlularsa kutlamak için, hüzünlülerse unutmak için, hiçbir şey olmamışsa bir şeyler olması için içerlerdi.”

Uğur ve Can tam bir haftadır diğer dostlarından, hatta içki, birbirleri ve umutları dışındaki herkesten ve her şeyden kopuk yaşıyorlardı. Aynı yerde sızmamışlarsa önce uyanan gidip diğerini uyandırıyordu. Günün en önemli öğününden sonra da içmeye başlıyorlardı. Diğer tüm dostları kutlamayı abarttıklarını düşünseler de onlar üniversiteyi kazanmayı kutluyorlardı. Gece gündüz… Ve bu kutlama tam on gün sürdü.

Can; Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, sınıf öğretmenliği bölümünü, Uğur; Abant İzzet Baysal Üniversitesi, sosyal bilgiler öğretmenliği bölümünü kazanmıştı.


Favori olarak ekle (164) | Görüntüleme sayısı: 1301

Yorumlar (4)
RSS yorumları
1. 08-10-2007 11:56
hikaye zaman atlamalarıyla sürecek sanırım. çok güzel başlamıştı, aynı şekilde devam ediyor. sanırım birkaç bölüm sonra karakterler de kafamızda oluşur ve daha rahat okumaya başlarız. beklemedeyiz....
Yazan engin barış (Kayıtlı)
2. 08-10-2007 16:29
1. Bölümdeki Uğur ve can daha büyüktüler sanki. Hem hani uğur içkiye başlamıycaktı.
Yazan selen (Kayıtlı)
3. 09-10-2007 23:19
Miryofito, Miryefeton, Mürefte... Kokular Diyarı... Küçük İstanbul... 
Zaten, denizde kıyısı olan ve deniz kenti/kasabası/yeri olanın insanları da denize aittir. insanları da deniz gibidir adeta! Kimi zaman deniz gibi dalgalı ve hırçın kimi zaman da deniz gibi sakin ve süt liman. Mehtap, ay, yıldızlar... gece; yakan ve ısıtan-buharlaştıran güneş/gökyüzü! Bambaşkadır deniz insanı! Ve adetler ötesidir! Adetlerin, geleneklerin dışında apayrı bir adet ve gelenek yaratır kendine! Trakya ve özelde Tekirdağ insanı da bu adetleri/gelenekleri yaratanlardandır. Kimler gelip geçmemiştir ki tarih boyunca buradan/buralardan! Ve deniz, en büyük sahip ve her şeye tanık olan: o mayasıdır, hamurudur insanda/insanında...  
bu deniz insanlarının bir sonraki hikayesini merakla bekliyorum...
Yazan ilyas (Kayıtlı)
4. 03-07-2009 16:20
Bir solukluktu..
Yazan minna (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1003
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 886102

Liman

028.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com