Menu Content/Inhalt
Güverte

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> düz yazılar

    “Öyle bir acı bırak ki onlara, iz bırakanlardan kaçarken seni bulsunlar yalnızca...”

     

    (bölüm1)

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

     


    Kadıköy Tutunamayanlarla Dayanışma Topluluğunun 
                                                         Çıkardığı İskandil Fanzin'in İlk Sözü

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

     

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    Lepiska




    bir silüet
    yuvarlanıyor gönül penceremden
    düşlerimin ortasına
    cam kırığı melodiler açıyor
    gözlerimin kepenklerini
    ah lepiska
    -çıkar boğucu tokalarını
    yüreğe süzülen günışığıdır lepiska

    savruluyor
    kalk gidelim diyor
    sakallarımı aralayıp gülümsüyor dudaklarım
    ah lepiska
    - kaç ceylana kıydın o gözler için?
    gökkuşağı bakışıdır lepiska

    aşk kokusu yayılıyor
    düşen yaprağı dala taşıyor rüzgar
    aşk akıyor yolboyu bulaklardan
    toprak suyla sevişiyor
    ah lepiska
    -yatır gerdanının tümseğine öp beni
    çöle gelin giden yağmurdur lepiska

    açıyor kucağını kırçiçekleri
    dikenleri ayıklıyor böcekler
    aşk bulaşıyor üstümüze
    ah lepiska
    -kaç nehri taşırır tenimizdeki bu ter?
    buzları kavuran denizdir lepiska

    bir silüet lepiska
    çıkardı beni dışıma
    kendimi buldum
    kendimle buluştum
    ah lepiska
    -yüreğimdeki bu coşkuyu duyuyor musun?
    bir şiirlik aşktır
    bir dizi düştür
    lepiska....

    30 Mayıs 2006

    Rahim TAŞ

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

     

     

    kelebekler vardı önce
    geceden uçmaya güne
    kanat çırpan
    gizlice...

    yaz dedi tanrı;
    gökten sağnak hüzünler yağarken,
    kırlangıcı çığlığına
    göm dedi.
    yaz dedi tanrı; kendini boşluğa bırakmaya hazırlanan
    yorgun sesini at sırtına,
    bebeğin yüreğini
    kirlet dedi.
    yaz dedi tanrı; ruhun sırra kadem bastığı
    bir ayrılık öyküsünde,
    aşığın sevdasına
    sırt dön dedi.
    yaz dedi tanrı; peşin sıra kovalarken
    inandıklarının inançsızlıgı,
    meltem esintisini
    kov dedi.
    yaz dedi tanrı; güneşe bulanmış
    karanlık gölgeler aldatmacasında,
    uçurtmayı toprağa
    çiz dedi.
    yaz dedi tanrı; bir yoktan iç çekişin
    nefes kesen çığlıklarıyla,
    güneşin doğuşunu
    batır dedi.
    yaz dedi tanrı; dokunmadan yağmurun ürkekliğine
    en arsızını fırlatıp kahkahaların,
    ayın şehvetini
    söndür dedi.
    yaz dedi tanrı; esmer tene yaraşırken
    rengarenk umutlar,
    varolmanın yokluğunu
    hatırlat dedi.
    yaz dedi tanrı; bir yalanı yakmış
    tüttürürken dudakların arasında,
    kelebeğin kanadını
    kır dedi.
    yaz dedi tanrı; gölgeleri örten ışıklar
    yankılanırken gözlerden,
    gerçeği düşe
    çevir dedi.
    yaz dedi tanrı; acının cüssesi
    ağır gelirken bir ölümden,
    umudun ışığını
    kapat dedi.
    yaz dedi tanrı; hic yazılmamış bir şarkının
    notalarında çırpınırken,
    matemin karasına
    ak düşür dedi.

    y a z d e d i t a n r ı

    yazdım!

    sil dedi tanrı,
    durma!
    şimdi bir bir
    sil…

    s i l d e d i t a n r ı

    silemedim!

    kelebekler öldü sonra
    geceden uçmaya güne
    kanat çırpan
    gizlice...


    yaz dedi tanrı,
    gülümsedi;

    y a b e n t a n r ı d e ğ i l s e m

    ...


    Dilek Akın

     

    Albania '2007

    Devamını oku...

Gece, Issız Şehirler ve Korkularımız PDF Yazdır E-posta
Yazar Selçuk Güven   
Tuesday, 02 October 2007


          Sokaklar öylesine boş ve ıssızdır ki bazı şehirlerde, yanan sokak lambalarının kimin için ve ne için yandığını düşünebilirsiniz. Çoğu zaman sokak köpekleri bile bu ıssızlığa ve sessizliğe saygı gösterircesine sessizce dolaşır sokaklarda. Kavak ağaçlarının esen rüzgârla çıkarttığı hışırtılar bile kulakları sağır edercesine bir gürültü gibi gelebilir insana geceleri. Ve belli bir saatten sonra sokaklarda dolaşmak, utanç nedeni olabilir bu kentlerde.

 

Bu manzarada ne hissedeceğinize dair hiçbir ipucu yoktur arnavut kaldırımlarında. Ruh haliniz belirler ıssız sokakların terkedilmişlik hissinin beyninizde dokunacağı hücreyi. Korkularınız belirler karanlığın yüreğinizde titreteceği teli.

 

Buralar benim diye güvenle de yürüyebilirsiniz sokaklarda, buraların hepsi sizin olsa ne olur ben hiç yere basmıyorum ki diyerek de… Sonuçta özgür ve güvende hissediyorsunuzdur ve korkmuyorsunuzdur.

 

Ya tam tersini hissettirirse sizse ıssız gece? O zaman zordur bu kaldırımları, bu caddeleri arşınlamak. Her adım ızdırap, her hışırtı korku verir insana. Sessiz bir şarkı tutturmaktan başka çareniz yoktur o zaman yürüyebilmek için. Ne kadar başka şeylere yönlendirmek isteseniz de zihninizi, buna izin vermez gölgeler. Bir fener, bir ışıldak size güç verir diye düşünürseniz girdiğiniz karanlık sokaklarda yanılırsınız. Çünkü karanlığın üzerine ışıkla yürürseniz, her adımınızda büyür karşınızdaki gölgeler. Siz onlara aydınlıkla yaklaşmak istedikçe güçlenir karanlıklar. Yaklaştığınız her santimde biraz daha üzerinize geldiğini görürsünüz sahte canavarların. Böyle bir gecede en bildik ağaç bile dönüşebilir her an en korkunç deve. Devlerin yanına yaklaşmak, onlara doğru yürümek yürek ister. Avutamaz sizi tutturduğunuz ıslık bile. Ama birde başarırsanız bu sahte devin üzerine yürümeyi. Ve görürseniz sonunda masum bir ağaçtan ürktüğünüzü, bu güç verir size. Bir sonraki dev hemen ardındadır ama bu kez üzerine yürümek daha kolaydır.

 

Hayatta böyle değil mi? Çocukluktan bu yana ne kadar çok şeyden korktuk, ne kadar çok şeyden kaçtık ve ne kadar çok şeyin üzerine yürümektense geri döndük… Bazen ölmeyi bile yeğlerdik o çocuk korkularla yüzleşmektense. Dünyanın en büyük utancıydı belki bazen kimileri… Büyüdüğümüzde yok olacak sanmıştık o korkuları. Ama yok olmadılar. Yok olmadıkları gibi bizimle birlikte daha da büyüyerek daha da korkunçlaştılar. Ve biz yine yeğledik ölümü onlarla yüzleşmektense. Bi yürüyebilseydik korkusuzca üzerlerine beklide hiç gerek yoktu ölmeye. Ama kimimiz öldük, kimimiz geri döndük, kimimiz yorganın altına başımızı gömdük.

 

Eğer korkularımızın üzerine yürüyebilseydik, görecektik dev sandığımız korkularımızın masum birer ağaç olduğunu.


Favori olarak ekle (169) | Görüntüleme sayısı: 1446

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. 03-10-2007 06:57
Kaliteli bir anlatım, sözcük seçkisi ve dökülebilirliği kağıda/ekrana- satırlarda! 
Diğer canlı türleri adına konuşamam -bizler gibi hayvanlar ya da bitkiler de dile gelse- ama, bir gün, öyle ya da böyle öleceğini bilmenin insanda yaratacağı en büyük duygu, çok büyük bir korku, dehşet... Bu başedilebilmesi hayli zor bir şey-dir! Bir de, Gonçarov'un Oblamov'u aklıma geldi. Asıl korktuğumuz belki de çok masum birer ağaç olan korku-larımız değil! Var'lıktan, var-olmaktan kaçamıyor insan, belki de....
Yazan ilyas (Kayıtlı)
2. 23-02-2008 18:47
Eğer korkularımızın üzerine yürüyebilseydik, görecektik dev sandığımız korkularımızın masum birer ağaç olduğunu.  
 
... 
haklısınız sanırım ama hep hayat bir dev ben de yanında küçük bir cüceyken yürüyemiyorum(z) bazen işte.ve bu yüzden de gözden kaçırıyoruz sanırım ufaklıkları...ve hep de büyütüyoruz en karanlığında yüreğimizin devleştirip de siniveriyoruz hayat sandığımızın kollarına.
Yazan minna (Kayıtlı)
3. 23-02-2008 18:48
Büyüdüğümüzde yok olacak sanmıştık ...larda kalıp görüyoruz ki onlar bizden önce büyüyüp bize tepeden bakar olmuşlar.az eğilse çekeceğim kulağını ama elim erişmiyor
Yazan minna (Kayıtlı)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

seyir defteri

Üyeler: 376
Ezkizler: 1065
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1051312

Liman

028.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com