|
Başkalarının yolculuklarında bulmak kendini… Başkalarının baktığı aynalarda yüz olmak. Başkalarının yazdığı kelimelerde kendi hayatına, kendi acılarına dokunmak…
Bir resim var karşımda, bir kadın resmi, tanımadığım. Karakalem çizip neredeyse günün çoğunu geçirdiğim koltuğumun tam karşısındaki duvara yapıştırdığım.
Sol elinin uzun, ince parmakları, hayata tutunmak ister gibi kavramış sağ omzunu. Düşüncelerinden ağırlaşmış başı koluna yaslanmış. Nereye baktığına, o anda ne düşündüğüne ya da ne hissettiğine dair hiçbir fikrim yok…
Memnun mu o fotoğrafları çektirirken, yoksa bir zorunluluk mu bu bekleyiş onun için? Habersiz mi o anının birilerince saklanmak üzere olduğundan yoksa planları mı var?
Hakkında hiçbir şey bilmediğim bir insan, daha önce hiç karşılaşmadığım, tanımadığım. Peki, nasıl benzer yalnızlığı yalnızlığıma, nasıl olur da ıslanır kirpikleri benim acılarımla.
Ürperiyor ve deklanşöre dokunuyorum... O an hissettiğim korku yavaş yavaş akıyor damarlarımda, bacaklarıma ulaştığında yavaşça bacaklarımın uyuştuğunu hissediyorum. Fotoğraf makinemi çantama koyuyor ceplerimi karıştırıyorum. Tütün tabakamı buluyorum, titreyen parmaklarımla bir sigara sarıyorum. Bir sigaradan çok kâğıtlı bir şekere benziyor şekli.
Oturmaya ihtiyacım var, gözlerim kararıyor. Çevredeki bütün banklar dolu. Yalnızca onun yanı boş. Korku bir anda yeniden sarıyor bedenimi. Gerçekten oturmam gerekli. Olduğum yere, kaldırımın kenarına çöküyorum. Sigaramı yutmak istercesine içime çekiyorum dumanını. Ve son bir fırt daha… Dilim damağım kurumuş. Çantamda bir şişe su vardı… Çantamı açıyorum, gözüm, kapatmadan, aceleyle çantama tıktığım fotoğraf makineme takılıyor. Ekranında o fotoğraf… Başımı kaldırıp ona bakıyorum. Bu o değil. Nasıl olur ama. Duruşu bile değişmeden nasıl başkasıyla yer değiştirebildi ki.
Fotoğraf makinemin ekranındaki fotoğrafa bakıyorum. O kadının hissettiklerini düşünmeye başlıyorum. O anda bana hissettirdiklerini. Eşleşmiyor birkaç metre uzağımda oturan kadınla.
Fotoğraf makinesini kapatıyor ve su almadan çantamın fermuarını çekiyorum.
Yeni kadını düşünmeye başlıyorum. Nasıl da kıpırdamadan duruyor. Başının üstündeki salkım söğüdün dalları bile sallanırken rüzgârla, saçının tek bir teli bile kıpırdamadan nasıl da duruyor.
Yeni kadın huzurlu görünüyor gözüme, şaşkına dönüyorum. Mantıklı bir açıklama bulmam gerekli bu duruma. En azından bir bahane uydurmalıyım. Sonra da çekip gitmeliyim buradan.
Bir haber bekliyor olabilir mesela. Sonucu çok kötüyle iyi arasında ve ben telaşla kendimle uğraşırken belki de cep telefonundan o haber gelmiştir ve değişmiştir bir anda hissettikleri.
Kedimi düşünüyorum sonra. Eve geç döndüğüm gecelerde, kapıyı açtığım sıradaki telaşını… Üzerime atılışını… Mamasını hazırlarken ortalıkta deli gibi dolanışını… Mamasını yerken nasıl davrandığını… Ve sonrasındaki değişimi… Karnı doyduğunda nasılda bir anda durgunlaştığını düşünüyorum.
Rahatlıyorum bir anda, bu kadar bahane üretmek yetiyor bana. Ama hoşuma gidiyor bu oyun. O anda üzmek istiyorum kadını. Yeniden o eski ruh haline bürünüp bürünemeyeceğini merak ediyorum. En çok ta yeniden şu andaki haline dönüşmesini merak ediyorum. Bu dönüşümü saniye saniye gözlemlemek istiyorum.
Kadının dudaklarına takılıyor gözlerim. Dudakları, yüzünü daha detaylı incelememe neden oluyor. Kaşları, gözleri, saçları… Kadın ne kadar da güzelmiş…
O anda acıyorum kendime, hasta ruhuma acıyor ve çantamdan fotoğraf makinemi çıkarıyorum. Görecek olmasına aldırmadan fotoğraflarını çekmeye başlıyorum. Işık ta ne kadar uygun bu anda... Hiç bozmadığı pozunu benim için verilmişçesine kullanıyorum. Etrafında dönüyorum. Aldırmıyor bana... Biraz duraklıyor, ışığı ve kadını gözden geçiriyor ve yeniden başlıyorum fotoğraflarını çekmeye. Tam bittiğini düşündüğüm anda kadın duruşunu değiştiriyor ve yeniden uzaklara bakmaya başlıyor. Ben yeniden çekmeye başlıyorum… Arada kısa beklemelerimde hiç bozmuyor pozunu. Bu kadar yeter diye düşünerek elimi çantama atıyorum tam o anda hızla bir defter çıkartıyor çantasından. Defteri açıyor, arasında bir kalem var. Ve yazmaya başlıyor. Makinemin hafıza kartı dolmak üzere... Aceleyle değiştiriyorum hafıza kartını ve yeniden çekmeye başlıyorum kadının fotoğraflarını.
Durup bir sigara yakıyorum. Kaldırımın kenarına oturuyorum yeniden. Tam bitti diyeceğim anda kadın bankın üzerinde bağdaş kuruyor ve yüzü faklı bir hal alıyor bu sefer de. Bana dönük yüzü bu kez ama deftere bakıyor gözleri. Hızla yazıyor…
Sigaramı atıp hemen açıyorum makinemi. Ona yaklaşıyorum, ondan uzaklaşıyorum, etrafında dönüyorum… Aldırmadan hızla yazmaya devam ediyor…
İkinci hafıza kartım da dolduğunda yanına oturuyorum. Kartı makinemden çıkartıyor ve diğer kartın yanına gömleğimin cebine koyuyorum. Sakinim… Bir sigara sarıyorum, yakıyorum ve kadının defterine bakıyorum. Son yazıyor kadın ve imzalıyor yazdıklarını.
Ayaklarını yavaşça banktan aşağı indiriyor. Yanında olmama aldırmadan kollarını açıyor, geriniyor. Çantasına gidiyor eli. Bir sigara çıkartıyor çantasından. Yakmak istiyorum, cesaret edemiyorum.
Sigaralarımızı yeni yüz ifadelerimiz, yeni ruh hallerimizle içiyoruz, büyük bir keyifle... Sigaralar söndürüldüğünde hiç bir şey söylemeden ayağa kalkıyorum, elimi gömleğimin cebine sokuyorum ve hafıza kartlarını çıkartıp kadına uzatıyorum. Kadın alıp çantasına koyuyor kartları. Defterinden birkaç yaprak ayırıyor ve yırtıyor. Katlıyor ve yırttığı kâğıtları bana veriyor. Gömleğimin cebine koyuyorum… Arkamı dönüp yürümeye başlıyorum.
Yorulmuşum, susamışım, açıkmışım. Kısa bir süre yürüdükten sonra ilk gördüğüm meyhaneye giriyorum. Yiyecek bir şeyler seçiyorum önü camekânlı buzdolabının önünde, içki siparişimi veriyorum ve kapıya en yakın masaya oturuyorum.
Bir sigara yakıyorum, boş boş kapıdan dışarı bakmaya başlıyorum. O kadın geçiyor kapı önünden.
Meyhaneci içkimi getiriyor. Bir iki yudum alıyorum ve yemeğimi bekliyorum…
Karnımı doyurup sigaramı yaktıktan sonra elimi gömleğimin cebine atıyorum. Kadının verdiği kâğıtları çıkarıyorum.
“Hakkında hiçbir şey bilmediğim bir insan, daha önce hiç karşılaşmadığım, tanımadığım. Peki, nasıl benzer yalnızlığı yalnızlığıma, nasıl olur da ıslanır kirpikleri benim acılarımla.” Diye başlıyor yazdıkları. “Arkamı dönüp yürümeye başlıyorum.” Diye son buluyor öykü ve bir imza var altında:
Funda.
Favori olarak ekle (109) | Görüntüleme sayısı: 887
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |