| kişisel manifesto trajedisi |
|
|
|
| Yazar ben (ol) | ||||
| Sunday, 30 September 2007 | ||||
|
bu gece içimde -ardı arkası bir türlü kesilmeyen- iç çatışma bir süre sonra baskı ve şiddetle susturuluyor. bu suskunluk hali fırtına öncesi sessizlik. biraz dinginlik ve biraz kırgınlık. ama yalın güvensizlik. güvensizliğin ardında daha büyük engeller var, evrensel boyuta taşınamayan yargısız infazlar, özgünlük arayışları, nefsi müdafaalar, toplu katliamlar, dev gibi yıkımlar, kitlesel imhalar ve kesik çığlıklar var. büyük ideolojilerin bile boy ölçüşemeyeceği değer yargılarını koleksiyonumun içine ekleyiveriyorum farkında olmadan. normal olandan farkı ne bu –gecenin-? fark edemiyorum. uzun metrajlı bir orta çağ avrupa’sı filmi ya da eş zamanlı bir çeşit günah çıkarma manifestosu, kendi manifestomu başkalarına bırakmıyorum, kendim hazırlıyorum.hükmü çoktan verilmiş; çok tanrılı inançların bıraktığı milattan öncesi o hissizlik, hicri takvime göre ay anlattıklarımdan henüz çok çok uzak üstelik.
kendinden -hiç- uzaklaşmamalısın ! bir türlü uyumlu sesler çıkarmayı beceremediğim; –bir hayli uyumsuz, bana uymayı beceremeyen- bir mızıka, sessiz iç çekişler, hüzünlü gitar sololar; saklayamadığım hüzünlerimle birlikte bir köşede duruyor. yalın olayım, her şey olduğu gibi öylece kalakalsın, –ben olduğum için- , aynı benim gibi anlaşılsın diye söylediğim her bir kelimenin kısa süreler sonra; tabulaşıp da anlaşılmadığını fark ediyorum, üstünden uzun bir vakit geçmeden.bir hayli de vakitlice.tam vaktinde; bir trajediye misafir olmadan önce üstelik bu trajedi trajikomik terliklerle bir kız tarafından sergilenmekte sahne uyumu mızıkasıyla eş değerde sözde kalır.içte kalır.benim içimde kalır.
Dayanma gücünü asla aşamayacağına inanmalısın ! her şey alıştığımız gibi, olması gerektiği gibi.etken çatılı yüklemlere şimdiden alıştım bile, bunun için birinin beni etkin kılması gerekiyordu belki de. kendimi bırakıyorum bir müddet sonra daha fazla direnemeyip. kendimi an’a bırakıyorum.kendimi o’na bırakıyorum. -zam’an-a teslim oluyorum bir anlamda. olaylara müdahale etmek benim elimde değil. artık bu ben değilim ki.duygularım vücudumdan alınmış.hissiz.yaşayan ölü, içi geçmiş ceset…kılımı kıpırdatmadan izliyorum şimdilik. olaylar kontrolümden çıkmaya başladığı an müdahale edeceğim.! yargılamadan infaz edeceğim.! bir bir yıkacağım kendi ellerimle duvarları !
görkemli bir teslimiyet vardır ki unutmamalısın !” düşlerimin bulanık atlasında içime sinmeyen bir şeyler var sanki.her şeye hemen kanıveriyorum.hüzünlü gitar sololar bırakmıyor bir türlü peşimi. karanlığın yok dili, karanlığın kör gözleri, karanlığın duymuyor kulakları. karanlık bilmiyor halimi. bir kardeşlik payı bıraktım henüz kabuk bağlamakta olan dudak bükmelerime geceden; o da nasiplensin diye ve ben olduğum yerden ve yani çizdiğim sınırlarımla hayattan hakkımı alarak bağıra çağıra, ite kaka, sarmaş dolaş, düşe kalka çekilip bir köşeye savurduğum küfürlerim bile henüz elimde; küfre ve dahi şirke, adalete, delalete ve hatta riske girip tozlarını üfleyiveriyorum tıpkı ben gibi ve kabul edilmesi zor ki kendini bilmezler için eski bir defterin.eski defterler açılıyor.
ancak sindirmelisin açtığın eski defterleri ! ‘hayatın tekdüzeliğini; anlamlandırılamayan sosyal değerlerin açmazıyla sentezleyip özgür düşünceyle ifade edebilir misin? ya da ne bileyim iyi misin?’ parametrik teoremler kur klişelerle oyalanma istem dışı olmayan sistematik çözümler üret ayrıntılara kafayı takma beni yorma.! “işim beş dakika sürmez. nasıl olsa son sözleri biliyorum.hemen geliyorum(.................)”
tükürdüğünü yalamayı da bilmelisin.! mavi suların derinliklerinde bir mercan hikayesi bilirdi de anlatırdı gizlice; yıkım ve yeniden va-r-olma arası bir yerlere sıkışmış bu iki arada bir derede ve hatta ikilem de; gecenin yüzümüze üflediği kırmızı renkte saklı aslında; utancımızın hazin birer garanti belgesi. “sus”maların ardındaki gidip gelişlerimizin sessizliği; bir nevi gecenin kristal inceliği ile bizden alıp götürdükleriydi.aslen incinmemek ve biraz da incitmemek için kendimizi tüketircesine sunaklarla sevgiliye adadığımız o en son sözler...
‘ ya hayır söyle ya da sus’ ..... Favori olarak ekle (34) | Görüntüleme sayısı: 505
1. 30-09-2007 12:11 bende şöyle bit tat bıraktı: bir 70'lik devirmiş, üzerine telvesi bol orta şekerli bir Türk kahvesi içmiş, bol sigara içilmiş/dumanlı bir geceden kalkılmış, muhabbetin hayli derinleşip dallanıp budaklandığı donatılmış dost/arkadaş/insan masasında olunmuş ve Natacha Atlas'ın o muhteşem şarkılarının/sesinin/yorumlarının ruhumda beni sakinleştirip kendime getirdiği bir tat... bilmem anlatabildim mi?.. Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






