|
Yazar Eren Şahin
|
|
Sunday, 19 July 2009 |
|
Sabaha karşı gökyüzü delinmişti. Sicim gibi yağıyordu yağmur. Filmlerdeki gibi. Tek farkı romantik değil acı vericiydi. Genç adam yürümekte zorlanıyordu üzerinde ne var ne yok ıslanmıştı. Ceketi, gömleği, pantolonu, ayakkabıları; üzerinde ne varsa sırılsıklamdı. Ağırlaşmıştı ıslanan elbiseler. Islanan ceket hareket etmesine engel oluyor, omuzları çöküyordu. böyle yağan yağmur görmemişti hayatında. Kısa kesilmiş saçlarından, sakallarından sular akıyor, yüzü üşüyordu. Gözlüklerini ıslandığı için çıkarmıştı. Görmesine faydadan çok zarar veriyordu. Görecek pek bir şeyde yoktu aslında. Sabahın bu saatinde sadece açık bir fırın vardı sokakta. Un taşıyorlardı. Dükkânların kepenkleri inik ve içleri simsiyahtı. Tabelalarda ışık vardı ama yağmur ışığın etrafa yayılmasına izin vermiyordu sanki. Bir tek sokak lambaları direniyordu yağmurun kudretine. O cılız sarı ışıklarını esirgemiyorlardı sokaktan. Arabalar boylu boyuna dizilmişti kaldırımın yanına. Tepelerine çarpan yağmur sıçrıyor kimi zaman yüzüne vuruyordu genç adamın. Beklide sakallarından bu kadar çok su akmasına sebep olan buydu… Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (26) | Görüntüleme sayısı: 385 |
|
Devamını oku...
|