Menu Content/Inhalt
Güverte arrow Son yazılar

üye girişi


Yazıların Günlüğü
AŞK BAHİSLERİ PDF Yazdır E-posta
Yazar tuğrul şenol tuğrul şenol   
Friday, 25 September 2009

'Başkalarının geceleriydi onlar Başkalarının yatak odalarında Çarşaflara dolanan başkalarının düşünceleriydi Çırılçıplak...'

Yorumlar (4) | Favori olarak ekle (24) | Görüntüleme sayısı: 484

Devamını oku...
 
Melek Kokan Sardunya PDF Yazdır E-posta
Yazar Necmettin Topçu   
Thursday, 24 September 2009

gidiyor toprağın flu bakışlarına terslenmiş yanım.
akıntının ay kısmına vuruyor sırayla
çarşambadan, perşembeye üşüyen cesetler.
dişlerimin arasında,hâlâ kalp atışlarını saat tiktağı sandığım kadınların,
geceyle gündüz arasındaki bir yere sıkışmış gözlerinden
terk edilmiş avluma taşan renkler.

oysa essiz ve cesur bir rüzgarı arkana alıp,
kıpkırmızı sığınmıştın,
dişlerinin tenimde morarttığı o yeni ülkeye.
kusursuz şehirler düştü ceplerinden göğsüme,
bir tebeşir beyazlığıyla yanık yanaklarıma kusursuz ve estetik tokatlar.
siperdeki tek arkadaşım alnına dayıyor namluyu.
yalnız kalıyoruz,
ben ve savaştan çok, karanlıktan korkan atlar.
ne bir kabus ne de bir pembe tirat şimdi
konserve kutusuyla kesmeye çalıştığım.
uyandım;
topu topu farklı yataklarda, aynı hayatlara uzanan ayaklar.


doğaya sızıyorum... aramızda hiç olmamış o yüzyıllık barajdan.
önce dudaklarına, sonra kadınlığına sığınmış mahçup bir su birikintisi oluyorum.
al beni şeytanın gözüne yaş niyetine sok.
al beni uçurumlara fırlat.
bir masal yap beni hiç bir dudağa yapışmamış...
ne yazık, benim sana bir kıyım bile yok.
bir ameliyat izi taşır gibi taşıyorum karanlığı suratımda.
gündüz, geceyarısına göç veriyor.
aklım cinnete.
elimde, melek kokan sardunya.


henüz birkaç aylık sevgililerin ayı parlak bir oyuncak sanması gibi
ahmak ahmak tırmanmaya çalışıyorum kalbin kayalıklarını.
tepemde,
başımın etini köpekleri kovalamak için kullanan bir aşk.
sarhoş bir tanrı, ölülerin süslediği daracık bir sokakta
üzerine geçirdiği siyah bir kaderin ardına gizlenmiş
seni kusuyor aydınlığın kirli taşlarına.
sarhoş oluyorum.
bir melek, arkasına bakmadan alalacele kaçıyor sonra bu şehirden.
ben, sessiz sedasız,
terk edilmiş bir cennet kokuyorum.

Yorumlar (6) | Favori olarak ekle (31) | Görüntüleme sayısı: 528

 
aklın ermez PDF Yazdır E-posta
Yazar tuğrul şenol tuğrul şenol   
Saturday, 19 September 2009

geceyarısı trenin birine bir ibne biner

Yorumlar (6) | Favori olarak ekle (30) | Görüntüleme sayısı: 597

Devamını oku...
 
BANA KANATLARINI VERİR MİSİN? PDF Yazdır E-posta
Yazar GAMZE ATAL   
Wednesday, 16 September 2009

‘’ Hayal meyal meşakkatli bir gidişat, sonu Sırat…

Varamam ifşa edemem, sırlısın ilelebet ihramımdasın. ‘’

Kelli, felli eli sustalı bir cengâverdi sessizliğim, in cin top oynayan vakitlerde besmele çekip, süzülürdü kadim müdavimleriyle semada…

Cihanı hiçe saydığımı ve devrana karşı geldiğimi söylerlerdi. Oldum olası, kendime fısıldadığım ve herkes den sakındığım, inceden inceye ıslık çalan pervasız bir özgürlük isteğiydi benimkisi.

Yalnızlığa evvelinden meyyal olan ruhuma; rüzgârın füsunkâr soluğundaki histerik, doyumsuz dokunuşların değmesi, kanat çırpışlarımı diriltmeye yeterdi.

Yükseklerde çok yükseklerde göğün rengine sığınamadığım ve yüreğimi didik didik didiklediğim vakitlerde kendimden ürperirdim.

Dört yanımda koşuşan bulutlar, bu dur durak bilmeyen ve hüngür hüngür ağlayan virane harabatımın sebebini kendi aralarında ilkin hiddetle konuşurlar, akabinde ise yedi düvel cümle bütün ahaliyi, sessizce beni uzaktan gözetmeleri için seferber ederdi.

Bilirdim de bilmesine, bilmezden gelirdim.

Bazen; özellikle gün kendini geceye aheste aheste bıraktığında, el ayak çekilince kanatlarımda bir ağırlık peydahlanırdı. Çok uzaklardan geldiğini tasavvur ettiğim sessiz bir çığlığın müstesna hıçkırığını duyumsardım.

Yüreğim, daralırken oluşan gölgelerde, coğrafyama karışan bu haykırışı arardım.

Yanı başımda gibiydi, ama bir o kadar da uçsuz bucaksız illet bir vakte karışmıştı.

Son zamanlarda bu haykırışı pek çok duymaya başlamıştım. İşin en ilginç olanı ise, benden başka zinhar kimse hissetmezken, kanatlarıma sanki kancalar atardı ve ben kanardım.

Yaz mevsiminin artık, kendini iyiden iyiye naza çektiği, kısa bir müddet sonra saltanatlığını karakışa teslim edecek olmanın kâh üzüntülü, kâh melankolik halini peyderpey yaşamaya başladığı sızım sızım sızlanan vakitlerden biriydi.

Günün gerine gerine uyandığı bir kuşluk vaktiydi. Yine akranlarımdan ayrı, rüzgârla cilveleşirken, şatafatlı narin kanatlarımın aniden ağırlaştığını hissettim.

O ses derinlerden gelen çığlık, günü tırmalarken, ruhumda açtığı arbedenin farkında mıydı? Bu defa vakitsizce gelmişti. Zifir karanlık henüz gizli kapılarını açmamıştı ki?

Artık kararlıydım; ansızın gelen kanatlarımda derman bırakmayan bu cızıldayan çığlığın izini ne olursa olsun sürecek, sebebi neticesi ne olursa olsun haykırışlarına bir nebze olsun omuz verecektim.

Asırlardır dolanıp durduğum ve kendimi bildim bileli süzüldüğüm bu gök kubbede, ilk defa yüreğimi tepeden tırnağa elim bir telaşın içinde bulmuştum.

Ruhum, tam teşekkülü hınca hınç tepelemesine bu sesle bilenmişti. Hemen hemen hiçbir velvele böylesine kanatlarımı güçsüz bırakmamıştı. Yıkılıyordum.

Öylesine muktedirdim ki artık, göçmeye karar vermiştim

Ses etmeden diğer Martı ahalisine, beni serseme çeviren tiz çığlığa dalgın dalgın kanat çırpmaya başladım.

Bir taraftan da, efsunlu bu alametin neden benim üzerimde vuku bulduğunu da düşünmeden edemiyordum.

Tahammül edemediğim aslında bu haykırış değildi, uzaklardan duyumsadığım, kayıtsız kalamadığım sesin, bulanık ağıtının ağrısını, tâ pır pır atan yüreğimde hissetmemdi.

Bölük pörçük istiflediğim düşünceler içinde boylu boyunca boğula boğula süzülürken gökyüzünde, kâh dağların keskin soğuğunun sert bakışıyla, kâh yemyeşil vadilerde kol gezen peri kızlarının ışıltılı gülümsemesiyle selamlandım.

Nehirler aştım, rengârenk çiçeklerin, ağaçların üzerinde salına salına coşarken; safran sarısına bulanmış suya hasret sahraların, çarnaçar ezgilerine suskunluğumla yağdım.

Mübalağasız kanatlarım bir an bile olsa şikâyet etmediler, peşine düştüğüm bu bilinmezliğin sığınağına yol alışımın çırpınışına…

Her geçen ân da yaşadığım burukluğun sızısıyla daha da coşarken, çokça yol aldım.

Nihayetinde, o sese daha da yakınlaştığımı hissettiğimde, hudutsuz maviliğin kıyısına oturmuş, ellerini semaya kaldırmış bir kızın, dalgalara uçsuz bucaksız deryaya yakarışıyla sarsıldım. Kelimelerle adeta dövünen bu kız, feryat figan çığlık atmıyordu; suskunluğu ve gözpınarlarından akan yaşlarla yüreğini şahlandırıyordu.

İşte o an anladım; duyumsadığım bu kızın sessiz çığlıklarının ummanda bıraktığı yankıydı.

Yüreğinde yanan ateşin zifir takatsizliği kaplamıştı sanki etrafını…

Her halinden belliydi; bir derman arıyor, ayan ürkütücü kuytularda çaresizliğiyle çakışınca da, cemi cümlesinden medet umuyor, dilinde dualar zikrederek hıçkırıklarıyla boğuluyordu.

Kahrolmuştum, gözlerinden akan her yaşla, inim inim sızlıyordu kanatlarım; bir müddet sonra usulca yanına sokuldum.

Kıpırtısızca maviliği seyre dalmıştı, ruhunun acıyla debelenişinin aksi, dalgalara yansıdıkça ayaklanıyordu sanki koca derya…

Varlığımı hissetmişti anlamıştım. Simasında tatlı bir gülümseme oluştu. O tebessümün iz düşümünün, kocaman bir özlem olduğunu anlamıştım. Onu duyumsadığımı biliyordu.

Bana karşı sitemkâr tavrının sebebini anlamam uzun sürmezken, ruhundan akan sözcüklerle

çarpıldım.

‘’ Hoş geldin beyaz kanatlım, şaşkınsın öyle değil mi?

İnan bende…

Hep, gecenin sepyalığında konuşurdum seninle, el ayak çekilince…

Ama bu defa sığamadım geceye, sığınamadım.

Öyle bir ağrı ki yüreğimde, öyle bir yük ki, sabahın kör vaktinde, fırlattı beni sokaklara.

O kadar yol aldım ki, her adımda kısık kanayan sesimle, nişanlar gönderdim sana.

Esip, yağarken bu kuytularda, içime doğru büklüm büklüm büküldüm.

Bilir misin? Uzakları…

Uzaklara varamamayı?

Düş ile gerçek arasında sınırlarda kalmayı?

Peki, hiç gölge olmak istedin mi?

Sade bir sesle, bir izle yetinmeyi?

Bilir misin?

Peki ya, dokunamayınca, göremeyince

Sessizlik buruş buruş buruşunca içinde,

Bir kere değil, bin defa ölmeyi?

Bilir misin?

Peki, neden çağırdım seni bilir misin?

'' Söylesene inci kuşum, bana kanatlarını verir misin? ‘’

 

 

GAMZE ATAL

16/08/2009

Yorumlar (3) | Favori olarak ekle (22) | Görüntüleme sayısı: 631

 
Kalp Kir - İzi PDF Yazdır E-posta
Yazar Necmettin Topçu   
Friday, 11 September 2009

 

 

 

Kriz Başlangıcı

Çok mu kırıcıyım sana karşı? Her seferinde yapıştıramayacağın bir parça mı koparıyorum senden, etinden? Henüz uykun açılmamış ve günaydın dememişken ben sana, senin o ince ruhuna temas etmiş kalın bir Pinokyo burnu gibi mi uzuyordum şehrin terk edilmiş köprülerine. O anlarda sen mukakak bir kadeh devirirdin düşük omuzlarımdan aşağı. Muhakkak bir cuntayı devirirdin sosyalizmin başından aşağı. Yukarıyı unut sevgilim. Allah'ı unut. Gerçeği tükür üzerime. Biliyorsun: Kaktüs çiçeği gibiydim ellerinde. Daima aşşağı, aşşağı, aşşağı. Ben ne zaman dudaklarına kök salmak için gökten güneş çalsam sen bir aşkı devirirdin bu şehrin yollarında. Yukarıyı unut. Allah'ı unut! Ben o köprülerin altında uyuyan sulara bağrımı her açtığımda. Sen gerçeklerden bahset bana: Kır beni. Ben ağlayayım. Ben sana çok kızayım.
Öyleyse sen bunu hak ettin deyip açayım ağzımı, kapayayım bağrımı.

Sevgilim sen bunu hak ettin: Seviyorum. Kardan adam aşık olunca eridi. Kardan adam dün gece intihar etti.

Git şimdi yağmurdan adam yap!


Kriz Ânı

Çünkü lanetli bir masal okudular bize bunca zaman. Lanetli giysiler giydirdiler hayatta kalma partilerinde bize. Ben orada, oracıkta gözlerine hep birşeyimi kaybetmiş gibi bakardım. Ben onlara Ocak ayının kendi son haftasına baktığı gibi bakardım. Biz bol özlemli yemekler yedik orada. Bol acılı sözler yedik. Sevgilim, inan, acıyı yemek kolay da çıkarmak çok zor! Orada oracıkta, benim boğazımda aşk kaldı. Sen bunu gördün, ağladın. Ve usulca yaklaşıp ben sana gözyaşlarından içtim.

...
"ölüm içtim
ölüm içtim
yarıldı dünya
duymadın mı sevgilim?"

Sahnede buruk tebessümüyle bir Şubat soydurdular bize. Ben O'nun bacaklarını gördüm. Ben O'nun acılarını, kara hasretini gördüm.

Git şimdi o yarıklara pansuman yap!

Sevgilim, bana çok kızdın. Ben seni çok üzdüm. Öyleyse eğer sevgilim ben bunu hak ettim: Öp beni. Hiç durma ama. Kırmızı ışıkların dikkate alınmadığı br yoldan sesleniyorum ben sana. O yollara kaldırım taşı diye Rapunzel'in saçlarını örmüşlerdi. Rapunzel'in saçlarını gelmeyecek atlıların üzerine dökmüşlerdi. Ben senin ellerini annemin ellerini tutar gibi tuttum. Kaybolmayayım diye vücudunun sokaklarında, ellerine güneşin aya tutulması gibi tutundum. Küçük kızları bilinmeyen bir şehre götüren arabaların onları tutması gibi tuttum ben seni ellerinden. Sevgilim... Acı, cadının elindeki o kırmızı elmadır. İçimdeki kurtları intihara zorlayan.


Özür dilerim sevgilim, haklısın. Ben bunu hak ettim: Döv beni! Al geceye fırlat. Al dağa taşa... Al beni mutsuz hikaye diye aşıklara anlat. Sonra gözlerime iyice bak. Bak! Kendini görene kadar, yüzündeki kızgınlığı görene kadar. Bak dedim! Bak! Arkadanki şeyleri de gör. Örneğin seviştiğimiz yatağı. Örneğin kanatlarını. Bakmaya devam et: Orada hasret var. Orada ağzı bozuk bir aşk var. Bak! Trajedilerimi gör. Sana sakladığım kahkahalarımı da gör. Sevgilim söyle karanlığa dövsün beni. Benimle şarj olsun. Benimle deşarj olsun. Üzerime sinen seni morartana kadar dövsün beni. Bana mor intiharları hatırlatıncaya kadar, üzerimdeki kan sana sıçrayana kadar sevgilim, sıçrayana kadar dövsün. Mutlu olsun... Mutlu olsun...

Git şimdi bu aşka playback yap!



Vasiyet

Sevgilim, ben berbat bir adamım her köprüyü evi sanan. Görüyorsun işte kırıcıyım. Ben rüyalarımda büyük yangınları çıkaran o kıvılcım oluyorum bazen. Bazen geceyi tek dostu sanar olup onunla ahbap.

Sevgilim azad et bu gece o sevişmeyi. Bana kızdığın için yap, bana çok kızdığın için yap o eylemi!

Ben bunu hak ettim: Sev beni...

Yorumlar (1) | Favori olarak ekle (22) | Görüntüleme sayısı: 589

 
bekliyorum seni PDF Yazdır E-posta
Yazar ibrahim kabahaliloğlu   
Saturday, 05 September 2009

Beliyorum seni…

Bir balığın kancasını beklediği gibi;

Özlemle, sevgiyle değil tutkuyla,

Bekliyorum seni…

Göz kamaştırıcı bir gecede

Son nefesini bekleyen sevgilinin

O sıcak dudaklarını hissedemeyiş gibi değil

Onunla solmak gibi…

Bekliyorum seni…

Özlemle bütünleşmek gibi değil;

Ölümle düğümlenmek gibi…

Bekliyorum seni kaçış gibi…

Ölüm gibi şefkatle kucaklayacak gibi

Bekliyorum seni.

Ben’im gibi…

Yorumlar (2) | Favori olarak ekle (19) | Görüntüleme sayısı: 515

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 53 - 78 Toplam: 471

seyir defteri

Üyeler: 376
Ezkizler: 1065
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1051498

Liman

078.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com