Menu Content/Inhalt
Güverte arrow Son yazılar

üye girişi


Yazıların Günlüğü
Sonra PDF Yazdır E-posta
Yazar türker ayyıldız   
Tuesday, 13 October 2009


Kedinin hemen yanında dört ayağının biri bira kapağıyla desteklenmiş zavallı bir sehpa duruyor. Sehpanın üzerinde her iki tarafı da açılarak tüketilmiş kurşun kalem, kalemin altında ise karalanmış saman kâğıdından küçük bir defter. Defterin hemen yanında ise yarısı bitirilmiş bir şişe şarap, şarabın arkasında yoksul bir saat.

Yorumlar (8) | Favori olarak ekle (13) | Görüntüleme sayısı: 514

Devamını oku...
 
Sessiz Koza Akşamları PDF Yazdır E-posta
Yazar Necmettin Topçu   
Friday, 09 October 2009

"taş kalpli"

"taş kalpli”

diye bağırdı su toprağa.

önünde yakışıklı uçurumlar.
bilek yeşilde bir tonun
elini tuttu kadın,
usulcana.
sarıldı.
sarıldı renkler bir nehrin kırık kollarına;
sessiz koza akşamları.
kadının gölgesinde soluklanan,
gitmekten beri uyumamış,
yorgun kentlere sarıldı.
o kentelerde söylenen oğul türküleri saplandı annelere.
en çok onlara; göl kenarları.



bağıra bağıra düştü sokağın kamburuna gökyüzü:
dağ,
dal,
kal…
duymadılar!
gövdemde soyundu ateş.
iki yana düştü gövdem: vahşi atlar.
sıcak çakıllarda yalın ayak, bir başına,
koştum,
koştum.
“ellerimizden vurmayın bizi” dedim, uzaklara.
"o kadar incinmişiz ki."
güneş gibi batıyordu tuz etimize.
susmuştum.
adına,
geceye.




biliyorsun, hiç bir kitabın arasına sığmayacaktı,
kokmayı dudaklarından öğrenen güller,
biliyorsun, silinmez dünya üzerinden,
içimi paramparça edercesine akan gri şelaleler.
içime serildi fırtına.



gittin
uzaklara.
ta uzaklara.
eylül, kaybettiği misketine ağlayan bir çocuk oldu dilimde.
suyun terini sildi kanayan anneler.
su,
su,
su...
koca bir taş bastı ılık yüreğine.

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (12) | Görüntüleme sayısı: 277

 
Sızımın Gizi; Ölü Ruhta Yara İzi PDF Yazdır E-posta
Yazar Dilek Akın   
Friday, 02 October 2009

 

' Bazen bir şiir sadece bir şiir değildir.
Bir ölüden bir ölüye... '



yirmibeşinci mumum da söndü gözyaşı işgali altında
böyle olmaz dedi Tanrı, gülümse biraz
pardon bayım; hayatınızda fazla tebessüm var mı? / bende bir neden kalmadı da

üzerimdeki emanet şiirleri çıkardım
üstelik dar geliyordu çoğu, sığamıyordum
ruhuma batan düş kırıkları,
bir dolu hüzün,
sızım sızım sız(lan)an sızı(ntı)lar,
kaos desen diz boyu
buna şiir mi dayanır
kanatsa yaralasa da yakışanı giymeli
gerçek kadar acıtmayınca yalanlar kendinden kaçıyor insan
pardon bayım; bu yalan sizin miydi? yanlışlıkla üzerine oturmuşum

hayatla ayrı yerlerde durup ayrı noktalara bakıyoruz
dilimizde aynı küfür; ya ben seni ya sen beni
okunaksız bir el yazısıyla yazıyorum kaderi
kalem tutmayı sizden öğrenmiştim
siz şiirler yazardınız
kan damlardı dizelerinizden ama mutluydunuz
mutlu olmanın beş şartı neydi?
pardon bayım; üzerinizde fazla mutluluk var mı? bende kalmadı da

bundan yirmibeş Ekim önce ensemden tutup Tanrı
hayata bıraktı bırakalı
sudan çıkmış balık misali
ölüme çarpa çarpa yaşadım
Tanrı görmüyor
Tanrı duymuyor
Tanrı bilmiyor
Tanrı üç maymunu oynuyor
siz Tanrı'ya ne çok benziyorsunuz bayım

kaç kez intihara teşebbüs etti içimdeki sefil çocuk
yıkık dökük im(h)a hatalarıyla avuttum hep
senin ....n bir melekti çocuk, biz bize yeteriz
hayatın rahminden ölüme kayıp düşmek an meselesiydi
ki büyümek ölmek demekti
yirmibeş defa öldüm mesela
öldüm dirildim
yaşamla ölüm arasındaki yedi fark neydi?
pardon bayım; kırk defa ölsem gerçek olur mu?

topuklu ayakkabılarımın iç gıcıklayan sesi
belirginleşen yüz çizgilerim
ya da yokluk emzirdiğim göğüslerime aldırmayıp
defalarca buruşturup attım kadınlığımı
sadece sevişirken kadın oluyorum
pardon bayım; siz sevişmeden de adam olabilmek ister miydiniz?

oyuncaklarım hala ucube bir yalnızlıkta sallanmakta
ve piç değil hiçbiri
bir hiç gibi yaşamaktansa piç olmayı yeğlerdim
kelimelerimde öldürüp sizi ....ya susamış bir katil olmazdım en azından
ya da siz...
daha ilk cümlede ölmeseydiniz
mutlu sonla biten tüm şizofren masallara inanabilirdim
ama siz bayım bir vardınız bir yoktunuz / hiç vardınız hep yoktunuz

bir aralasalar ruhumu görecekler toplu mezarları
çok miktarda acı gömdüm içime
yıllanmış kalıntılar
bir yığın ölü dokunuş
aldanış, vazgeçiş
bugün çok sevinçliyim kesin kötü bir şey olacak diyerek
elimdeki avucumdaki sevinci bile gömdüm içime
bir fahişenin maskesine aldanıp
peşi sıra sürüklenmenizle içime akan çok kanamalı gözyaşları
ve sizi bayım
sizi gömdüm içime
pardon bayım; siz hiç hiç olmaktan korkmadınız mı?

bir fahişenin yüzüne fahişe denilmez aslında
fahişe vardır zamandan çalan
ve fahişe hayat çalan
o gerçek bir fahişeydi
çünkü ....mı çaldı
karanlık dünyasına girdiğinizde nasıl bir hayat keşfettiniz
hiç saydınız mı
kaç çığlık darbesinde kaç dünya kararttınız
neyse, neyse... bunların önemi yok
pardon bayım; çaldığınız hayallerimi geri verir misiniz? bir tur atıp geri geleceğim

her küfüre meyilli sızılarımı
dilimi damağıma yapıştırıp eziyorum
her gün hayattan kopan bir şiirle örerken acımı
canımın kırılmışlıklarını çatlamış umutlarla yamalayabilirim
defter aralarında kuruttuğum anıları kaldırıp atmasını da bilirim de
ne zaman aynaya baksam yüzünüzü görürüm
pardon bayım; sizin adınız neydi?
ben size yanlışlıkla baba dedim

tüm noktaların (....) bir tek anlamı var şimdi; baba !


Dilek Akın

Ekim,yirmi'ikibinsekiz '04.40 / yirmibeşyaşsenfonisi

 

Yorumlar (8) | Favori olarak ekle (19) | Görüntüleme sayısı: 712

 
Yine Sana Sordum, Soldun... PDF Yazdır E-posta
Yazar ibrahim kabahaliloğlu   
Saturday, 26 September 2009

Puslu dağların ardında,

Rüzgar tınısıyla doğmuş çocuklar gibi,

Hiç doğmamışı oynuyordum.

O küçücük kara noktada yokluğu yaşıyordum,

Sen nerdeydin be kadın!

Çocuğum, bir an durdum, üşüdüm,

Sen bana güldün…

Büyüdüm, ardıma bile bakmadan yürüdüm.

Yüreğimi sıktım nefesimle,

Gözlerimi oydum ellerimle,

Kulaklarımı koydum ceplerime,

Üşüdüm ve yürüdüm…

Bir gülün kokusuydum

Her anında dudaklarında.

Dikenlerin acısıydım

Her an avuçlarında.

Yüreğinde ar gözlerinde kandım çakmak çakmak.

Sen nerdeydin be adam!

Kadın! Ben ezele yürüdüm,

Sense kaldın ebede.

Bir zamanlar çocuktum ellerinde,

Büyüdüm, ardıma bile bakmadan yürüdüm.

Gittikçe küçüldü bedenim,

Yaşlandım, çürüdüm

Ve gözlerinde öldüm.

Ben nerdeyim be kadın?

Ne adım kaldı ne adın.

Sen nerdesin be adam?

Ne kadın kaldı ne de adam.

 

Yorumlar (6) | Favori olarak ekle (13) | Görüntüleme sayısı: 414

 
AŞK BAHİSLERİ PDF Yazdır E-posta
Yazar tuğrul şenol tuğrul şenol   
Friday, 25 September 2009

'Başkalarının geceleriydi onlar Başkalarının yatak odalarında Çarşaflara dolanan başkalarının düşünceleriydi Çırılçıplak...'

Yorumlar (4) | Favori olarak ekle (18) | Görüntüleme sayısı: 379

Devamını oku...
 
Melek Kokan Sardunya PDF Yazdır E-posta
Yazar Necmettin Topçu   
Thursday, 24 September 2009

gidiyor toprağın flu bakışlarına terslenmiş yanım.
akıntının ay kısmına vuruyor sırayla
çarşambadan, perşembeye üşüyen cesetler.
dişlerimin arasında,hâlâ kalp atışlarını saat tiktağı sandığım kadınların,
geceyle gündüz arasındaki bir yere sıkışmış gözlerinden
terk edilmiş avluma taşan renkler.

oysa essiz ve cesur bir rüzgarı arkana alıp,
kıpkırmızı sığınmıştın,
dişlerinin tenimde morarttığı o yeni ülkeye.
kusursuz şehirler düştü ceplerinden göğsüme,
bir tebeşir beyazlığıyla yanık yanaklarıma kusursuz ve estetik tokatlar.
siperdeki tek arkadaşım alnına dayıyor namluyu.
yalnız kalıyoruz,
ben ve savaştan çok, karanlıktan korkan atlar.
ne bir kabus ne de bir pembe tirat şimdi
konserve kutusuyla kesmeye çalıştığım.
uyandım;
topu topu farklı yataklarda, aynı hayatlara uzanan ayaklar.


doğaya sızıyorum... aramızda hiç olmamış o yüzyıllık barajdan.
önce dudaklarına, sonra kadınlığına sığınmış mahçup bir su birikintisi oluyorum.
al beni şeytanın gözüne yaş niyetine sok.
al beni uçurumlara fırlat.
bir masal yap beni hiç bir dudağa yapışmamış...
ne yazık, benim sana bir kıyım bile yok.
bir ameliyat izi taşır gibi taşıyorum karanlığı suratımda.
gündüz, geceyarısına göç veriyor.
aklım cinnete.
elimde, melek kokan sardunya.


henüz birkaç aylık sevgililerin ayı parlak bir oyuncak sanması gibi
ahmak ahmak tırmanmaya çalışıyorum kalbin kayalıklarını.
tepemde,
başımın etini köpekleri kovalamak için kullanan bir aşk.
sarhoş bir tanrı, ölülerin süslediği daracık bir sokakta
üzerine geçirdiği siyah bir kaderin ardına gizlenmiş
seni kusuyor aydınlığın kirli taşlarına.
sarhoş oluyorum.
bir melek, arkasına bakmadan alalacele kaçıyor sonra bu şehirden.
ben, sessiz sedasız,
terk edilmiş bir cennet kokuyorum.

Yorumlar (6) | Favori olarak ekle (25) | Görüntüleme sayısı: 433

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 27 - 52 Toplam: 450

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1009
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 911093

Liman

007.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com