|
Kendini boşluğa bırakmaya hazırlıyordu. Kadın...
Fikrinde güneşe boyanmış, hoyrat eller…
Sırra ermiş bir yaşamın, mecali kalmayan hüzünlerine derman olsun diye, çamurla yoğrulacak bir kadın suretinin, müstakil ellerle buluşmasına izin verdi. Tanrı…
Ve ilk emir geldi.
‘ Uyan! Yoksa o eller sarpa saracak ‘
Çamur zilzurnaydı.
Yürek yüksek alkollü, dokunuşlar sersefil…
Kelepir bir atölyede nefes almayı, ilk o ürkek vakitlerde öğrenmişti. Bir tutam sessizliğin heybetli ezgisiyle…
Kırılgan ellerde kendini bulmasıyla, eğri büğrü bir gülümseyiş çizilmişti; paslanmış bir sustalının kırık ucuyla suretine...
Yüzüne atılan, ince çizgilerle harmanlanan tebessümü bir türlü benimsememişti. Kadın…
Gözpınarlarına dokunan ellerin, kırılgan üşümelerini hissettiğinden, karanlık bir gecenin yakarışı gömülmeliydi üzerine…
Kendisine yaşam veren yüreğin, kurumaya yüz tutmuş yaslarının, kıyıya vurmuş gamları bedenine işlenmeliydi.
Bu gülümseyiş, yüzünde eğreti durmuştu…
Zamansız bir anda çamuruna katılan kimsesiz bir ruhun çığlığıyla karşılaştığında, yedi kat arşta, ahir bir zamanda doğumu gerçekleşmişti.
Yüzüne düşen ilk his, özlem dolu dokunuşların kramplarıydı. Geceden kalma tutkulu vakitlerin, yoldan çıkmış haritasına işlenen ince çizgilerle tanıştı.
Acemiydi henüz soluk alıp vermeleri, ılıman bir mevsimden nasibini alan dudakları, gözlerindeki sisli gecenin imkânsız düşleriyle efil efil esiyordu.
Bazen gözlerindeki nem, yaşamın ritmik oyunlarının esintisiyle küçük bir dokunuşlarla silinse de, akabinde sağ yanağının en narin noktasında bir başına kalmış gamzesinin, tebessümle iş birliği yapmasına izin vermişti.
El ayak çekilince, kocaman gözleriyle etrafı yokluyordu. Kadın…
Yüzüne dokunan o sıcak ellerin, buz kesmiş üşümeleri, titreyen mum ışığının ürkek gölgesine vurarak soluklanıyordu.
Çoğu zamanda, kendine hayat veren ellerin bir an’lık iç çekişlerini hissederdi.
O vakitlerde bir isyan kaplardı duvarları, sessizliğin kimsesiz çığlığı, giz dolu bir yaşamın çıplak ara sokaklarında yankılanırdı.
Tozlu rafların her zaman, kendine özgü bir ışıltısı vardı. Küçük bir odanın içinde yalnızlığa gömülürdü çok zaman. Kendisini şekillendirecek eller bazen, sır olup en dip kuytularda saklanırdı. Bakışlarını, dokunuşlarını üzerinden çekerdi.
Yalnızlığın bu ağrılı nöbetlerini, tanıdı tanıyalı hiç ama hiç sevemedi. Kadın…
Bazen duyumsardı, sesi gelirdi. Sesinin uzaklığını hissederdi. Kendi kendini sorgulardı. Acaba yalnız mı? O’ da ben gibi…
Cevabını da hemen verirdi.
‘ Neden yalnız olsun ki, bir el’e muhtaç değil ki…’
‘ Bir dokunuşa hasret değil ki…’
‘ Kuruyan, çatlayan kimsesizliğine su verecek, bir yüreği beklemiyor ki…’
Hali hazırda adı sanı belli olmayan, sadece bir kadın heykeliydi.
O’nun dokunuşlarına muhtaç olduğunu, büyük bir sabır ve sessizlikle kendisini beklediğini bildiğinden mi bırakıp gitmişti?
Böyle ağrılı nöbetlerde eski günlerinin özlemi düşerdi içine…
Toprak olduğu; havayı, gökyüzünü, güneşi üzerine çektiği vakitleri ve yağmurun üzerinde bıraktığı dansın ıslaklığını düşlerdi.
Onun dokunuşlarının olmadığı kan revan vakitlerinden çekip gitmek isterken, bunun imkânsızlığının da farkındaydı. İnceden inceye kırıklıklarıyla kıyasıya bir mücadeleye başladığında, yüreğine ilk ateş düşmüştü.
Zanlısı, sır dolu isyanların arkasında görünmez gölgelerle kayıplara karışmıştı.
Kuruması için bırakılan rafta, gecenin üzerine çöktüğü ve sarp zamanlarla soluk alıp verdiği bir vakitte; ellerine esir olduğu adamın dokunuşlarını fark etti.
Evet gelmişti… Yüzyıllık bir uykudan uyanacaktı.
Her şey birden oldu.
Siren sesleri yankılandı.
Asırlık bir çınarın devrilişini andıran bir gürültüyle, gece sanki sarsıntıya uğradı.
Yüzüne bir gülümseyiş çizildi, ardından bir hüzün ve sonra gözlerine kısık bir bakış perçinlendi.
Bir yerde bir şeyler oluyordu. Bu dokunuşlar diğerlerinden farklıydı, alaca bir fırtına kopuyordu bu hoyrat ellerde.
Ters giden bir şeylerin olduğunu anlamıştı. Kadın…
Yüzündeki ifadeler bozguna uğruyordu. Yerle bir isyanlar, suretinde tokatlanıyordu. Aforoz edilen bakışlarına, kırık ince çizgilerin dışında derin yarıklar açılıyordu.
Bir adamın ellerinde; köşe bucak sakladığı yüreğinin, az aralık penceresinden, kendine yüklediği cinneti, işte o an’da gördü.
Bir adam, gecenin savruk faslında haykırışlarıyla ve gözpınarlarındaki kanayan yaşlarla, geceyi yerle bir ediyordu.
Daha fazla dayanamadı. Kadın…
O ellere, yeniden ihtiyacı olduğunu hissettirmeliydi.
Ahir zamandan bir yıldız parladı, yer gök birbirine girdi.
Kadın, tozlu raflardan kendini boşluğa bıraktı.
Bir anda oldu her şey…
Adam şaşkındı.
Kadın coşkulu.
Saydam düşlerin ertesinde,
Bir kadın sureti, geceye savrulurken,
Bir adamın ellerinde toplanan hayallerle, yeniden doğmaya hazırlanıyordu.
Bir anda oldu her şey…
‘Uyan…’ dedi Tanrı…
‘ Yoksa o eller sarpa saracak…’
GAMZE ATAL. 18/04/2009 Yorumlar (6) | Favori olarak ekle (21) | Görüntüleme sayısı: 525 |