Menu Content/Inhalt
Güverte arrow Son yazılar

üye girişi


Yazıların Günlüğü
Şiirinler PDF Yazdır E-posta
Yazar Necmettin Topçu   
Sunday, 14 June 2009






kırmızı bir yosunun dudaklarında öptüm adını
ilkin.
sonra sen bu şehri terk ettin
bense bir denizi.
artık meyve vermeyen kurumuş laflar döküldü zaman çatlağından mükafât üzerine.
ben, seni hep içime attım.
seninle birlikte sızladı külhaniliğime vurduğun ket.
sonra,
adın,
dedim.
çok sonra,
adın,
Gurbet.


elbette bir Mayıs tufanı olmalıdır,
kısaltan aradaki mesafeyi.
şehirlerarası yolları üzerime süren,
şahrem şahrem bir yalnızlığın şadırvanından içtim adını:
ölüm, aynısı.
aklımın koridorlarındaki sessizliği terkedilmişlik sanan bir çift sevgilinin
öpüşmelerinden geriye kalan bir Temmuz patırtısı.
hassasiyetin ruhu rahatsız eden ruh yoksunu şaibeli sesi.
ve odanın bir köşesinde
"bir bardak Leyla" diye diye büyüyen Mecnun'un denize olan kin dolu sevdası...
bunların hepsi, beklenmeye zorlanmış birer hayat sahnesi.


ben şimdi kalbinin merkezine en yakın,
bedenine en uzak şehirdeyim.
altı ay kar var yasımın üzerinde.
kimsesizim.
eski bir radyo gibi bir tek seni çekiyorum.

için patikalarında araba bekleyen ahmak iki otostopçunun topuklarında,
özleme vurgun, iki flu nasır gibi kaldık.
bir hayatı dönerken bilerek çarptığım adın gün gelir,
konar diye dilime,
ağzım, adın için Haziran
adın için Aralık.


dünyanın suratında unutulmuş iki tokat iziydik.
kırmızı bir yosunun dudaklarında öptüm adını
ilkin.
sonra sen bu şehri terk ettin
bense bir denizi.
aşk dedik.
aşk, her insanda biraz hastalık,
biraz kalp büyümesi.

Yorumlar (4) | Favori olarak ekle (30) | Görüntüleme sayısı: 622

 
kızıl yeleli deniz PDF Yazdır E-posta
Yazar ibrahim kabahaliloğlu   
Saturday, 13 June 2009

...artık ihtiyaç duymuyorum sana da

Ağaçların altından atıyorum bu sözlerimi

Öyle bir dünya kurdum ki kendime

Ulaşamıyor hiçbir fani bana

Beynim uyuşuyor bu ferahlıkta...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (25) | Görüntüleme sayısı: 271

Devamını oku...
 
canbaba çiirleri- faili meçhul PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Canbaba   
Wednesday, 10 June 2009

Yorumlar (1) | Favori olarak ekle (22) | Görüntüleme sayısı: 343

Devamını oku...
 
Kaçak PDF Yazdır E-posta
Yazar zühre yıldız   
Tuesday, 09 June 2009

İşsiz, isyankar ve genç adamlardan

Bir uzvu eksik kız çocuklarına gebe kadınlar

Sisli varoş akşamlarında

Cellat seçiyorlar döllerine

 

Mazgallara atılmış ölü kuzgunlara

Mevsim normali diyor meteoroloji uzmanı

Bu kış soğuk geçecek

 

Bense

Dizine yattığın tüm masallar için

Adını haykırdığım kenar mahallelerden

Filistinli çocuk gözleri topluyorum

 

Anneme aldanıyorum her sabah

Düşleri çeyiz bohçasında nemli

Satılığa çıkarıyorum alınyazımı

Tanımadığın kaldırımlarda

Kendimi öldürüyorum her akşam

Yakası açılmadık cinayet oluyorum hiç hesapta yokken

Pusuya yatıyor zaman

 

Ansızın beliriveriyorsun ıssızlığımda

Yeniyetme bir fahişe duymazdan geliyor çorak çığlığımı

Yüzünü seyrediyorum

Akrep yelkovana sabırsız

Dörtnala uzaklaşıyor göçmen kuşlar

 

Geçtiğim her sokak gözlerinin ihtilali

Yaşadığın adreslere küsüyorum

Zabıt tutuyor bitmeyen sağanaklar

 

Zemherim oluyorsun her yoklukta

Gidişinin orta yeri hançer yarası

Ellerini götürme

Ellerin İstanbul ikindisi

 

Yorumlar (2) | Favori olarak ekle (21) | Görüntüleme sayısı: 353

 
YÜZLEŞME PDF Yazdır E-posta
Yazar Rahim Taş   
Sunday, 07 June 2009

YÜZLEŞME


Yatağına uzanmış, günün muhasebesini yapıyordu. Yine önceki günlerden birini geçirmişti. Her şey aynıydı. Konuştuğu kişiler, karşılaştığı olaylar ve bu olaylar karşısında sergilediği tavırlar hep aynıydı. Bu monotonluk kendisini mutsuz hissetmesine neden oluyordu. Gözlerini kırpmadan tavana dikmiş, sigarasının dumanını çeşitli şekiller vererek üflüyordu. Birazdan uyuyacaktı. Sonra kalkıp tıraşını olacak, dolaptan eline ne geçerse onları üzerine giyip, her zamanki joker kravatını boynuna geçirip, ayaklarının geri geri götürdüğü işyerine gidecekti. Yine birileri gelecekti. Kimi uysal, kimi hırçın, kimi sinirli, kimi laftan anlamaz, kimi ukala bir çok kişi ile muhatap olacaktı. Çayları yine soğuyacaktı. Sigarasını tuvalette içecekti yarım yarım. Öğlen birkaç bisküvi, akşam ise ya dünden kalan yemeklerden ısıtıp yiyecekti ya da birkaç lahmacun alacaktı. Sosyal bir insan olmaktan uzaklaşmıştı. Hiçbir şeyini kimseyle paylaşmıyor, hiç kimseyle konuşma ihtiyacı duymuyordu. Yalnızdı, yapayalnız. Kalabalıklar gidermiyordu onun yalnızlığını. “Öf” dedi. Öyle bir öf çekmişti ki, sanki içindeki tüm sıkıntıları dışarı atmıştı. “Neden böyle oldum” diye sordu kendi kendine. “Ben kimim”, “Ben neyim” diye birkaç soru daha ekledi sorularına. Biten sigarasının ateşiyle bir sigara daha yaktı. Kaşlarını burnunun üstünde fiyonk yaparak bir süre düşündü. Birden uzandığı yerden kalktı ve sırtını yatağın başlığına dayayarak oturdu. Yüzüne bir tebessüm yayılmıştı. Sınavda tüm soruları yanıtlamış bir öğrenci gibi rahatlamış hissediyordu kendini.

“Ben bazen bir köpekbalığıyım dedi. Laftan anlamayanlara kanunun ve makamın bana verdiği gücü kullanıyorum ve sorun çözülüyor. Bazen Kaplumbağayım, hırçın olanların tavrı karşısında geri çekiliyorum, ama bildiğimden de şaşmıyorum. Bazen Panda oluyorum. Sinirli olanları yatıştırıyorum. Bazen de Tilki oluyorum. Ukalaca yaklaşanlara kurnazlık edip ortak paydalarda buluşmayı öneriyorum. Bu yüzdendir yıllardır aynı görevi yaptırıyorlar bana. Çünkü hiç sorun yansıtmıyorum. Herkesin işine geliyor bu tavırlarım. Ama bu kadar değişkenlik beni mutsuz ediyor. Şimdi kendimle yüzleşme zamanıdır.Şimdi sıra Baykuş olmakta.”

Gecenin karanlığı ile ruhunun karanlığını bir birine benzetmiş ve kendine yeni bir isim koymuştu. Baykuş. Bir baykuş gibi ruhunun karanlığındakileri net bir şekilde görmeye çalışacaktı. “Kendimi tanıyor muyum, ya da ne kadar tanıyorum?” diye bir soru sordu kendine. Zor bir soruydu, ama yanıtını bulmuş gibiydi. Dört ayrı kağıt çıkardı. Birincisine AÇIK, ikincisine KÖR, üçüncüsüne GİZLİ, dördüncüsüne ise BİLİNMEYEN adlarını koydu. Ve kağıtları doldurmaya başladı.

AÇIK adını koyduğu kağıda, kendisince ve başkalarınca bilinen özelliklerini maddeler halinde yazmaya başladı. Adı, yaşı, memleketi, işi, medeni durumu gibi değişmeyen bilgileri sıraladı. KÖR adını koyduğu kağıda, kendisince bilinmeyen ama başkalarınca hakkında söylenenleri yazıyordu. Söylenenlerin hiç birisini kabul etmemesine rağmen, suratsız, kendini beğenmiş, geçimsiz, asabi, mendebur, kompleksli, alıngan, ukala benzeri ifadelerin bazen arkasından bazen yüzüne karşı söylendiğini hatırlıyordu. Sonra GİZLİ adını koyduğu kağıda geçti. Bu kağıda kendisince bilinen ama başkalarınca bilinmeyen özelliklerini yazmaya başladı. Sırları, hoşlandıkları, hoşlanmadıkları, zaafları, korkuları, istekleri, hedefleri, hayalleri gibi özelliklerini yazdığında kağıdın dolduğunu gördü. Daha sonra BİLİNMEYEN adını koyduğu kağıdı aldı ve bu kağıda kendisince ve başkalarınca bilinmeyen özelliklerini yazacaktı, ama bilmediğini düşünerek boş bıraktı.

Her kağıda yeniden tek tek bakıp sonra kağıtları kare oluşturacak bir şekilde yere yaydı. AÇIK adını koyduğu kağıtta çok az madde vardı, BİLİNMEYEN adını koyduğu kağıtta ise hiç bir şey yoktu. KÖR adını koyduğu kağıtta çok şey vardı. Nasıl göründüğünün farkında olmadığını anlamıştı. Yoksa insanlar neden durup dururken onca şeyi söylesinlerdi ki. En son GİZLİ adını koyduğu kağıda baktı. Kağıt dopdoluydu. Kendini hep sakladığını, her şeyden sakındığını, bu yüzden insanların kendisini tanıyamadığını düşündü. Hal böyle olunca insanlar kendisine nasıl davranacaktı ki. Baykuş olup kendisine dışarıdan bakmayı öğrenmişti artık. Mutsuzluğunun aslında kendisinden kaynaklandığına, bu nedenle hemen değişmesi gerektiğine karar vermişti.

Sabah uyandığında ıslık çalarak tıraşını oldu. Giysilerini özenle seçti ve uygun kravatı da boynuna bağlamayı ihmal etmedi. Kokular sürdü. Yola çıktıktan sonra her gördüğüne tebessümle selam veriyordu. İlk işi mahalle bakkalına uğramak oldu. Biraz bekledi ve beklediği gelmişti. “Ferah hanım” dedi, “Siz bana göre dünyanın en güzel kadınısınız ve ben sizi çok seviyorum.” Sadece Ferah hanım değil, kendisini hiç sevmediğini düşündüğü bakkal Fahri amca bile şaşırmıştı ondaki bu değişikliğe. Rahatlamıştı.

Sonra iş yerine gitti. Tebessümler maske olmaktan çıkmış iyice yayılmıştı yüzüne. Herkese günaydın dedikten sonra radyoyu açtı, çalan müziğe eşlik etti. Bir yandan da dilekçe yazıyordu. Ayağa kalkıp “biraz beni dinleyin” diye seslendi çalışma arkadaşlarına. Oturdukları yerden yüzlerini ona döndürdüler. “Arkadaşlar, ben bu işyerinde ve hatta bu şehirde mutlu değilim. Mutsuzluğumun kendimden kaynaklandığını anladım ve değişmeye karar verdim. Burada kalırsam değişmeme fırsat verilmeyebilir, gecikebilir. Çünkü alışkanlıklardan kurtulmak kolay değil. O bakımdan tayin istemeye karar verdim. “ dedi ve izin alıp iş yerinden ayrıldı.

Herkesi şaşırtmıştı. Ama en çok da kendisi şaşırmıştı. Nasıl eziyet etmişim onca yıl kendime ve nasıl heba etmişim o güzel yıllarımı diye hayıflanarak eşyalarını toparlamak üzere evin yolunu tuttu.

Baykuş olup kendisine dışarıdan bakmayı öğrenmişti. Uğursuzluğun sembolü baykuş, ona uğur getirmişti. Artık kendisini daha iyi tanıyordu. Ne istediğini tam olarak bilmese de, ne istemediğini biliyordu……

16 Ocak 2009

Rahim Taş

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (20) | Görüntüleme sayısı: 286

 
Günah PDF Yazdır E-posta
Yazar Necmettin Topçu   
Friday, 05 June 2009

gökyüzün-

den,

durgun su-

lara düş-

üyor gece.

teninde ki,

kavis;

dilimde cehennem kalabalığı.

Yorumlar (10) | Favori olarak ekle (26) | Görüntüleme sayısı: 588

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 105 - 130 Toplam: 471

seyir defteri

Üyeler: 376
Ezkizler: 1065
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1051410

Liman

avatar_l.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com