|
Üzerime yaslanan sessizliğin, harap dehlizlerinden kurtulabilmek ve ruhuma işleyen marazi an’ları aklayabilmek için bu şehri terk ediyordum.
Öyle kolay değildi aslında, ilk iç çekişlerimi avuttuğum, kir pas içinde kalan hüzünlerimle, an gelip köşe kapmaca oynadığım vakitlerden çekip gitmek…
Hiç kolay değildi…
Uzun yolların aramıza gireceğini ilk hisseden, çocukluğumun ayak izlerini taşıyan, bahçemizdeki ıhlamur ağacıydı.
Terke karar verdiğim andan itibaren kokusunu benden yoksun bıraktığında, gücendiğini anlamıştım. Aktı akacak gözyaşlarımla, içime çakılan kırılganlıklardan firar etmeye çalışırken, gölgesinde çok zaman gizlenmiştim.
Yaşam, kuytu köşelerde bıraktığı körpe umutlarım üzerine, aldanışlarla haince peşkeş çekerken, o yaralarım üzerine minik çiçeklerini yağdırır ve titreyen kimsesizliğimi sarıp sarmalardı.
Karanlığın üzerime attığı ağları ılık bir esintiyle alır ve arta kalan buğusunu, gecenin zifir kuytusuna defnederdi.
Şimdi ise, yakarışlarıma tek şahit olan evime veda ederken; tadına vardığım, dokunduğum, duyumsadığım ve kokladığım her şeyi kendime teker teker özenle ekliyorum.
Unutmamak ve yeniden anımsamak için de, ruhumdan kopardığım küçük dokunuşlara ipuçları hazırlayıp, yüreğimin gizli köşelerine yerleştiriyorum.
Bütün serseri tutunuşlarımı, deli dolu heyecanlarımı ve kekeleyen sevinçlerimi, ölgün vakitlerden kurtarırken, bu defa anlık heveslerin kursağında kalmaması için temkini elden bırakmıyorum.
Evimin her köşesine son defa dokunurken, duvarların sessiz iniltisini içten içe ağlayışlarını duyumsuyorum.
Aniden gizli saklı köşelerden ruhuma, eksik etekli bir umudun parıldayan melodisi düşüyor.
Anneannemin, kulağıma fısıldadığı ezgiler odayı sarıp sarmalıyor.
Saatler o anda kayıp gidiyor. Bir kız çocuğunun, ananesinin elleri arasında yaşam bulan udundan yayılan müziğin nurlu sesi kulağımda yankılanıyor.
‘ Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar, yeryüzünde sizin kadar yalnızım. Bir haykırsam, belki duyulur sesim, ben yalnızım…’
Birden, içimde yüksek ağrılı havale geçiren yaşam, bir ukdenin ardına saklanan hıçkırığı yerle bir ediyor.
Anımsamak istediğim zamanların ipini çekerek, payıma bir tebessüm ısmarlıyorum.
Ananemin odasından gelen melodinin, bazen deniz kokusuna vuran yakarışı, bazen dalgaların sesine eşlik eden hasreti ve bir martı olup saçları örgülü küçük kızın umut kokan düşlerine konduğu vakitler, saklandıkları yerden çıkarak yanı başıma düşüyor.
İçime siyah beyaz vakitlerin, naftalin kokusuna bulanmış özlemi düşüyor. Ay, yıldızların etrafında geceye çökerken, bütün zarafetiyle üzerimize yansıyor.
Anneannemin kollarında huzurla seyrettiğim göğün; ardında saklanan tehlikeli vakitlerden bir haberken, bir daha kimsenin omzunda o güveni bulamayacağımı daha o çocuk zamanlarımda biliyorum.
Kalıplara sığdırmadığım çocukluğumun haylaz zamanlarına eşlik eden diğer şahidi ise, ananemin ellerinde renklenen pamuk şekerlerdi.
Bir anda yüzümde ilham verici bir tebessümün belirdiğini hep söyler ve dile getirdiği şarkılar yüreğimde tarifsiz coşkular yaratırdı.
Büyük bir aşkla bağlandığı eşini yitirdikten sonra tek tutunuşu olmuştu müziğin sessiz haykırışları ve asırlık bir el yazması gibi uduna dokunduğunda, geçmiş zamanlara özlemini böyle dile getirdiğini bilirdim.
Yıkıntılar arasında kalmış bir kalbin, sesini duyumsayabiliyordum. Kırık dökük hatıralarına
Hiç bir zaman el sürülmesine izin vermezdi.
Dedemi yitirdikten sonra, hep ıslak vedalar kalmıştı yüreğinde…
Gözlerimden akan her yaşı özenle kendine alarak, eli yüreğinde ruhuma pansumanlar yapardı.
Canımın acımasından korkardı. ‘ Pamuklar içinde, büyüttüm seni. Küçük bir parmak çocuktun. Hep göz nurumsun unutma’ derdi
Şimdi evimi terk ederken ardımda bıraktıklarım, içimde salkım saçak özlemlerle kanıyor. Yalpalanarak anıların düştüğü her noktadan, koşar adımlarla çekip gitmek istiyorum.
İçimde oluşan tarifi imkânsız hayal kırıklıklarımı; nur yüzlümün görüp, canının acımasını istemiyorum.
Aramıza giren, adı sanı belli olmayan o sonsuzluğun feri vuruyor bir anda odanın kuytu köşesine…
Son defa, uzun uzun bakıyorum her bir noktaya…
Elimden özensizce alınan, huzur dolu vakitlere derin bir iç çekişle dokunurken, yüreğimde derin yaralar açan her an’a sus pus bir kadının isyanlarını gönderiyorum.
Köşe başında bir kız çocuğu görüyorum.
Saçları iki örgülü…
Gözlerinde yıldızların parıltısı...
Yaşam henüz çelme takmamış hayallerine,
Muhtelif zamanlar, yüreğinde derin yarıklar açmamış…
Elinde özene bezene tutuğu bir pamuk şeker,
Tebessümünde ılıman mevsimlere ilham veren kocaman bir coşku…
Bir kız çocuğu bırakıyorum, bu şehri terk ederken ardımda…
Yüreğinde hala, hükmünü kaybetmemiş umutlar…
Yalan yanlış bir elveda çıkıyor ruhumdan,
Düşümde nur yüzlü bir kadın…
Hep aynı şarkıyla, bana yol gösterme telaşında…
‘Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar, yeryüzünde sizin kadar yalnızım. Bir haykırsam, belki duyulur sesim, ben yalnızım…’
GAMZE ATAL…
27/04/2009
Yorumlar (4) | Favori olarak ekle (14) | Görüntüleme sayısı: 381 |