Menu Content/Inhalt
güverte arrow Son yazılar

üye girişi


Yazıların Günlüğü
Mor Palyaço & Mavi Deniz... PDF Yazdır E-posta
Yazar Gökay Birkan SUCAKLI   
Wednesday, 02 July 2008

Mor Palyaço & Mavi Deniz...



Şimdi sen soğuk bir şehrin ardına saklanıyorsun gecelerinle
Günışığı vurmasın istiyorsun vücudunun kıvrımlı coğrafyasına.
Martıların kanat çırpmasını nefes sayıyorsun ağır makyajlı hayatına.

Kelime zincirleriyle boğuluyordu düşlerin. Kırık bir salıncakta asılı kalıyordu yüreğin.

Bilirim...
Kaldırım taşlarının yalnızlığı vardı boş sokaklarında. Cümle izdüşümleriyle dans ederdin...
Sen!..
Kırık çitli bahçenin gülü.

Yılların geçirgenliği üzerinde çok toz bırakmıştı... Çokca bavul eskitmiştin, yılların eskitemediği yollarda.
Ardında bıraktığın ahh ların sayısı, saçlarından dökülen tellerden daha fazlaydı.
Bir ömrü yemiştin, dudaklarından süzülen ruhunla.
Bin kere ihanet etmiştin, bozuk şiveli bedenine.

Lal olmuştu seni gören diller.
Yakıcı yağ kavrukluğunda bakarken gözler.
Söze geliyordu bütün acılı haykırışlar.

En taze gülüşlerin mezarlık merasimi yapılıyordu gerdanının üstünde.
Dudaklarının kıvrımını dolduruyordu geceden kalanlar.
Şeytanla iş birliği yapmışcasına koşuyordun dünlerine, yarınlarının olmayacağını bile bile ..

İnsanları siliyordun hayatından birer birer
Atıyordun, en kara mürekkebinle imzanı üzerlerine
Bense bir köşede olanları izliyordum çocuksu yüreğimle

Sıra bana gelince, benide öldürüyordun palyaço gülüşlerin(d)e...

Bir farkla...
Senin rengin Mor'du... Ve sen... Beni kendine boyuyordun...

Mor palyaço...
Mavi deniz...


Gökay Birkan SUCAKLI - Mor Palyaço&Mavi Deniz
12/02/2008

Yorumlar (5) | Favori olarak ekle (16) | Görüntüleme sayısı: 300

 
ne var / ne yok PDF Yazdır E-posta
Yazar saçmaişler bunlar   
Tuesday, 01 July 2008

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (9) | Görüntüleme sayısı: 92

Devamını oku...
 
İçimden seslendi Tanrı PDF Yazdır E-posta
Yazar Yağmur Tuana   
Wednesday, 25 June 2008

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (15) | Görüntüleme sayısı: 183

Devamını oku...
 
İhanet... PDF Yazdır E-posta
Yazar Gökay Birkan SUCAKLI   
Tuesday, 24 June 2008

Gün...

Sabah kendini bulmuştu bile gözlerinde...
Yeni bir ihanete uyanıyordu için...

 

Önce isteksizce doğruldun yatağında, sonra başucunda duran sahte kimliğine büründün...

 

Sadece geceleri kendin olabiliyordun, gündüzler senin için yalan ve ihanetin adıydı...

 

İşlemişti içine ilmek ilmek soğuk bir urganın ucunda sallandırılmak sevdiği tarafından...

 

Şimdi " gel " denmesini ne kadar çok isterdin değil mi?..

 

Ama sen sahte yalnızlıkların sayfalarına aitsin... Arka sayfa mizanpajlarda takılı kalmıştı cümlelerin...

 

Noktayla, virgülle, kısacası hayatın içindeki imla kurallarıyla, noktalama işaretleriyle işin yoktu senin...

 

Uzak uzak diyarlara dalardı yüreğinin içindeki küçük teleskop...

 

Bazen başucunu uzatıp değdirirdin burnunu gökyüzüne... Sonra parmağınla kutup yıldızını çizer, küçük ayının yerini değiştirirdin...

 

Hayallerinin içinde yerle yeksan olmuştun...

Başına yıkılmış zamansız zamanlamalarının arkasındaki belirsiz silüeti...

Karmaşık yazgıları kendine başucu kitabı edinmiştin...

Sahte gülüşlü çehrelerle yarıştırırdın sivilceli düşlerini...

 

Sonrası ihanetti hep...

 

Önce kendine,

 

Sonra bana,

 

Sonra tüm dünyayaydı ihanetin...

 

Bedelin kelimelerin ucunda sallanmaktı...

 

En çok da "T" harfi yakışırdı sana, çünkü tarifsizdin...

 

"J"harfinin çengeli girmeliydi böğrüne böğrüne, jigololuk yapan elleri, parmakları satın almalıydın kendine...

 

...

 

Önce... Asmalı yosma seni , sonra da yüreğine saplamalı bir hançeri...

 

"Her anne, rahminde beslerdi ihaneti..."



Birkan SUCAKLI
Defter Arası Kara'lamalar - İhanet
07/09/2007

Yorumlar (6) | Favori olarak ekle (18) | Görüntüleme sayısı: 321

 
Omzunda Vişne Çürükleri ve Amnezyak Diş İzleri PDF Yazdır E-posta
Yazar Sinem Sal   
Monday, 23 June 2008

Yatakta uzanıyorsun.Örümcek ağının narin yapısına çivilenmiş sivrisinekler gibi kıpırtısız ve yensem de bitse der gibi bir uzanış ve susuş hali.Tavanın her zaman pürüzlüydü.Beyaz, aşağı doğru sarkıtları olan bu tavan üst kattaki komşuya göre tabandı.Demek ki aynı şey farklı yerlerden ve yaşantılardan bakıldığında ayrı amaçlar için kullanılıyordu.Senin ulaşamayacağının üzerinde bir ötesi ayak gezdirebiliyordu, koşabiliyordu hatta iki buçuk yaşındaki kız çocuğu bu tav/banın üstünde tepinebiliyordu.

Duş almak için banyoya geçiyorsun.Aynada beyaz bir yüz ve küçük kahverengi gözler karşılıyor seni.Yaklaşık 37 senedir aynı gözlere sahipsin.Üstelik onlardan sıkıldığın da olmadı hiç, şaşıyorsun.Yine sabah erkenden çıkmış olmalı evden.Dolabın çekmeceleri açık bırakılmış belli ki beyaz gömleğini bulmakta güçlük çekmişti her zamanki gibi.Dolabı açıyorsun.İçin götürmüyor kalabalık bir kahvaltıyı.Kapatıyorsun ve bir kahve yapıyorsun kendine.O sırada kapı çalıyor.İki ekmek ve günlük gazeten...Nedense öteki gün bayatladı diye birini atacağın ekmeği tam on bir senedir sipariş ediyorsun ve on bir senedir her gün bir ekmeği ufalıyorsun balkon demirinin altına.Her ne kadar Nilgün'ün sözünü tutmaya çalışsan da, öyle ya "kuşlara iyi bakın" demişti intihar mektubunda, aslında sen biraz da bahane giydiriyorsun bayat ekmeklerine.Onlar senin iyiliğinden değil, kocanın eve erken gelme ihtimaline karşı alınmış karın toklukları.


Duş almak için banyoya giriyorsun.Omuzlarında vişne çürüğü izler...Tadı güzel midir ki?Ne garip değil mi, insan kendi tadını hiçbir zaman bilmiyor ve öğrenemeyecek.

İzmarit çiğneyen kaldırım taşları gibi,
Üstüne basılıyor saçlarımın.
Ben hiçbir zamanı yetiştiremedim
Koşuda düşen at bünyeme.
Ve korktuğumdan fırlattım sırtıma çökenlerimi,
Yorgunluğum hükümsüzdür.

Buz tutmuş karların altında eski sıcak giz değil mi oysa?
Çıkacaksa çim yeşili ortaya,
Ki bir gün ben de düşeceksem bu yeşilin altına,
Gözümü alan beyaz her zaman beyaz mıdır sadece?
Cennet bile yedi katsa,
Kaçıncı katındayız dünyanın?
Zeminin manzarası buysa ,
Çatı katına gömün bedenimi öldüğüm vakit.

Tenler birer leke sevişirken gece vakitlerinde.
Cuma günlerinin mübarekliği tutuyor da
Günaha giriyor diğer altı gün,
Altısının da altı yatak,
Üstü bir at, bir kısrak.

Omzumda vişne çürükleri ezilmiş
bahar gecesinde,
Annem olsa reçel yapardı.
Ben dokunamadım bile.

Hayatı baş aşağı izlemeye kalkmış bir yarasa gibi gecenin orta yerinde kalıveriyorsun bir dalın altında.Dünya ters geliyor uçmaya başladığın her vakit.Seneler önce evleniyorsun his boşluğu kabarık bir adamla.Başarının yüksek, isteğinin yok olduğu bir meslekte en iyilerden biri oluyorsun.Çocuk doğurmayı çok istiyorsun, eşin istemiyor, o yüzden hep zayıf kalıyor göbek kısmın.Bir dağ gölü kasabasında uyanmayı diliyorsun; fakat yine beton evinde uyanıyorsun storlu perdelerden içeri sızan gün ışığıyla birlikte.

Sen hayatı baş aşağı izlemeye alışkın bir yarasa gibisin."Uçuyorum" dediğin an insanlara göre olağan, kendine göre ters hayatta havalandın.

Tutup iki omzundan hayatı sarsasın var, tam yakaladım diyorsun, insanlar gülmeye başlıyor, bu kadın paçasına yapışıp hayatın ne dileniyor diye.

Baktığın yere göre düz duran her şey nasıl da değişir görüyorsun.Duşunu aldın, evden çıkıyorsun, arabana biniyorsun, en sevdiğin şarkı çalıyor kulaklarında " La Alegria"... Üstelik senin "seni sevmenin günahını ödemek için yaşıyorum." diyebileceğin biri bile yok artık.Her şey alelade, her şey öylesine, biraz da öyle olması gerektiği için öyle işte.

Oturup ağlıyorsun, değiştirmek için ortalama belki de 30 senenin daha olduğu hayatı hala kabulleniyorsun diye.

Sinem Sal

Yorumlar (6) | Favori olarak ekle (17) | Görüntüleme sayısı: 411

 
İyi Geceler Güzeli PDF Yazdır E-posta
Yazar Yağmur Tuana   
Saturday, 21 June 2008

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (5) | Görüntüleme sayısı: 82

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 91 - 100 Toplam: 288

seyir defteri

Üyeler: 220
Ezkizler: 676
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 401840

Liman

006.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com