Menu Content/Inhalt
Güverte arrow Son yazılar

üye girişi


Yazıların Günlüğü
Naftalin Çocuk ve Is PDF Yazdır E-posta
Yazar nihan aydın   
Wednesday, 27 January 2010

Geçen bir gündü, demek istedim ki ona her ayrıntıyı yazmaya başla. Nostaljisi olan her şeye musallat olur kemirgenler. Naftalin bilinmeyen bir zamanda uydurulmuş büyü. Yazmalısın denildiğinde ona..., ben de belki oradaydım. Kimin dediğini göremedim sanki. Herhalde bu ben değildim. Bir ihtimal değildim. Olabilirdi. Ve biraz daha olasılık hesabı, saçma aritmetik ve bir tutam tutarsızlık. Gözlerin kanlanmış dediğinde çocuk bana, gözlerine baktım çocuğun, -Çocuk sen ne zaman büyüdün;? ! Bir çocuk, bir ben, birkaç masala yetecek kadar elma, bir kara delikten geçtik. Materyalimiz uzadı önce; zamanımız yok oldu ve kaza süsü verebilmek için, üstümde hiçbir suç aleti bulundurmamak üzere bildiğim bütün imlaları döküldüm.. Evet çocuk, gözlerim kanlanmış, dün de bugün de öncesi de aynı ve gökyüzünü çift gördüğüm de oldu biraz. Her şey iç içe geçmemiş mi, hadi itiraf et! Hadi! Çocuk korkup sustu, ya da bir sanrıya göre çocuk korku ile dramatize edildi. Sahnesi bitti, huzurdan çekildi. "Çocuk, şaşılacak şey" dedim. Bir deli sokakta bağırıyordu. Bir şiir okudum ruhuna, sustum. Sustuğum kimse tarafından duyulmadı, laf aramızda çok sessiz susarım. Şimdi neden mi bahsedeyim? Nedenden mi? Ah sahi ya dünya dönüyor. Hepbirlikte aynı yöne yürüyoruz biz de. Yürümezsek düşermişiz diye efsaneler anlatılıyor, laf işte. Diğer tarafa yürüyenler var bir de, aklım çıkıyor. Bilinmez. Ne geçiyor içinden diyorum ona. Aklında bir ağrı var biliyorum. Benim de gözlerim yanıyor. Gözlerini eline al diyor bana. Alamam diyorum; gözlerimi elime alamam! ..gözlerimi elime ne zaman alsam ağlarım. -Ağla o zaman. -Uyuyacağım.

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (1) | Görüntüleme sayısı: 49

 
Dokunduğun seslerden PDF Yazdır E-posta
Yazar ibrahim kabahaliloğlu   
Saturday, 23 January 2010

 

Buğulu bir camın bedeninde terlemiş gece

Bedenlerden yoksun yalnız nefesiyle,

Bir tutam toprak örtmüş varlığı

Lâkin solumuyor hiçbir beden yüreğiyle karanlığı.

Yağmur ağlıyor sözleri gecenin

Ve yıldırımlar çarpıyor gözlerinde,

Bulabilsen yalnızlığı gece gibi sen de

Ay doğacak yıldızlardan habersiz yüreğine

Dalgalar koşuyor fısıldamak için sözlerini

Fırtınalar kopuyor duyurmak için sesimi,

Hâlâ buz gibiyse bedenim

Olmadığındandır ellerim ellerinin.

Derdim ya hep;

Bir bedenim yok sevebilecek benim,

Lâkin ben seni

Her daim bir ölü sıcaklığıyla sevdim.

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (3) | Görüntüleme sayısı: 71

 
Beden Dili ve 3. Sınıf Edebiyatı PDF Yazdır E-posta
Yazar Necmettin Topçu   
Tuesday, 12 January 2010

Bu hayat Sevda Film Stüdyolarında renklendirilmiştir.




"buz dağında eşkiyacılık oynayacak kadar ahmaksın sen.
Titanic’den hiç haraç kesilir mi oğlum."

diyip, gittin.
kar yağıyordu.
kar kendi göğüne geri düştü sonra.
melekler, buz dağında çiçek toplamaya giden çocukların
bazen renkli
bazen renksiz gözlerinde biriktirdi gidişini.
karnımı doyurdum gidişinle.
ne zaman boğazımda bir sevda kalsa,
yemin ederim bir tek ant içtim üzerine;
seni özlerken açlıkla terbiye ettiğim yanlarım,
sana aç yanlarım.
bunları yiyerek büyüyüp serpilecekti
sonraları kısmetlerine hayır diyecek o yıkım.


"ben kardan kadınla sevişmiyordum.
sadece ruj sürüyordum ona."

dedim.
dinlemedin.
kar yağıyordu.
kar bir volkanın ağzına düştü sonra.
anlamıyorsun;
serin bir cehennem vaadetmedim
ya da cennetin tapusunu sana.
ellerimi tuttuğunda,
yanık yürek kokusu altında bir sobaya sarılıyordum sanki.
oysa sen kestane kokusunu seviyordun.
bir kestane kabuğunu,
bir yaranın kabuğunu çatlatacak kadar yanmamış mıydım yoksa sana?


adın bir cenaze marşı gibi düşüyordu ağzımdan kulaklara.
adın, evden kaçmış bir kız çocuğu gibi düşüyordu ağzımdan kötü yollara.
uçurumlarına adını bağırıyor hala yamaçlarıma gömdüğün erkek cesetleri;
"lan kahpe!"
küfrünü sığdıramıyor ölüler sağlar kadar 23lük şişelere.
ama nafile,
bir seri katilin gözlerinde tanımamış mıydım sanki ben seni?

- eğer, meleklerin tek intihar yerinin dudaklarım olduğunu düşünüyorsan hala
kalbim kırıldığında, kalbim çok çok kırıldığında
infaz edilmiş bir atın ismiyle çağır beni. -

Hatırla.
"kaç dağ istiyorsun kızımın peşini bırakmak için" demişti.
Şirin’in babası Ferhat’a.
"kazması elinden ameliyatla alınmış Ferhat’sın sen.
hiç kazma vurulur mu lan buz dağına?"
dedin.
kar yağıyordu.
kar Şirin’in bağrına düştü sonra.
yazık, hiçbir zaman öğrenemeyeceksin.
aramızdaki buz dağını parçaladı diye teşekküre gittiğimi ona.

teşekkür ederim Titanic, mutluluğum uğruna yolcularına kıydığın için.
teşekkür ederim sevgilim, beni sersefil terkettiğin için.

Yorumlar (3) | Favori olarak ekle (5) | Görüntüleme sayısı: 158

 
Günah Eskizinde Yaşama Davet PDF Yazdır E-posta
Yazar Dilek Akın   
Sunday, 10 January 2010
' Şiir yolunu bulur üstad ... '



Antika sızılarımı açık artırmaya çıkardım
üç kuruşluk gerçekleri paha biçilmez yalanlarla örtbas ettiler
bilmediğiniz her şeyi biliyorum
suç aletim inancım bayım
ve bilin
ben en çok kendime inandım
bildiklerimi bilseniz şimdi
ve ben bilmesem...

Bu şiir unutulmak için yazıldı
son cümlede kendi intiharını yazmak
ve bir daha hatırlanmamak
unutmayın
her şiir kendi kalemiyle vurulur...

Ben unutmak için sevmedim bayım
hangi tene uyduysa tenim yoldan çıktı
kimle konuştuysa biberler sürüldü vücut dilime
sevgiyle açıldı sandığım kollarda gerildim çarmıha
ve duvarlar örüldü kalbimin hicret emri aldığı her kalbe
ben kalbimle sevmem bayım
biz ayrı dünyaların - kuyrukları kesilmiş - yalanlarıyız.

Benim de aklım tutuldu zamanında / kalbim lades
aklımı kaçırıp aşık oldum
düş kırıklarımı kalbimle topladım / kanadım
kalp çarptığı kadar yaşar insan
ve beyin yaşadığı kadar sever
- beyin ölümü gerçekleşen kalp sevemez -
ben unutmak için sevmem bayım
bundan en çok tanımadığım insanları sevdim
iyisi mi siz
hep yabancı kalın...

Suni sancılarla doğurduğum şiirlerle uymuyor DNA'nız
şiirlerin Meryem anasıyım, icabında
masalların bekâreti çalınmış güzel Pollyanna'sı
acısını alsın diye tuza yatırırım düşlerimi geceden
düş biterse ölüm gelir bayım
düşlüyorum öyleyse varım.
Ben anne de olamam bayım
kundakta acılar büyütürüm en fazla
umut dayarım ağızlarına ağladıklarında
acıların Meryem anasıyım, icabında
filmlerin kötü kadını, üvey annesi, Aliye Rona'sı
insanlığın hudut kapısından
elimi kolumu sallayarak çıkar
şeytana iltica edebilirim
yediğim çanağa pisler sonra
kırar şeytanın bacağını
Pollyanna senaryolarımdan bir çift değnek sunabilirim huzuruna...

Acılar eskidikçe sızısı ucuzlayıp
artıyordu değeri
seneye de giyerim diye bir boy büyük hüzünler seçtim kendime
hacimsiz mutlulukların tadı damağıma varamadı hiç
batıl inançlarım olmadı mesela
nazar değmesin diye mi kurşun döküyordu kalleşler masum çocuklara
kısır topraklara dilekler ektim en görkemli umutlarımdan
kuyulardan boş hayaller kaçırdım
vurmadım hiç tahtalara
kara kedilerle samimi oldum
Tanrı'yla saklambaç oynadık merdiven altlarında
ben ebe oldum
ne zaman dokunmaya kalksam
- O ki dokunmayan ve dokunulamayan - yok oldu
hiç yoktan iyidir bayım
hiç olmayı öğrendim
sihirli bir dünyada çok gerçek kaldım
ve gerçek bana hiç yakışmadı.

Gerçeğinden ayırt edilemeyen muazzam yalanlar diktim dudaklarıma
ne zaman gerçeği söylesem gerildi dikişlerim / kanadım
katında yerim olsun diye
Tanrı'nın gözüne girmek için hiç uğraşmadım
kork dediler
korkmadım bayım, sevdim / günahım ne büyük
Tanrı'nın etkisiz elemanı olmam istendi
pi sayısı gibi sabit, cahil
ruhsuz, dilsiz, tam anlamıyla beyinsiz / beceremedim
Tanrı'yla güldük insanlığa, ağladık bayım / ne büyük günah
Tanrı gülmez değil mi
ancak hesap sorardı...

İnsanlık öldü bayım
Tanrı dayanamayıp - bu yüzden- intihar etti
inanmazsınız,
Tanrı öldü bayım / ruhuna el mucize...

Doğruyu söylediğim doksan dokuzuncu köyden de kovulup
derme çatma kelimelerimle kendi köyümü kurdum
ki siz buna şiir diyorsunuz
benim hiç şiirim olmadı bayım
son cümlede intihar eden tüm yaşamlar gibi
yalnızca bir düştü, geldi ve geçti
geçerken acıttıysa eğer
üzgünüm bayım...

Ölümleri temize çekmek isterken
bir darbe daha almamak uğruna
ölü taklidi yapıyorum
karaya bulanan hayata
bu bir şiirse eğer
susa susa şiirbaz oldum bayım
ve ben hep
kendi silahımla vuruldum.

Kendinizden kaçıyorken masallarla
on ikiden sonra balkabağına dönüşebilir şiir
aslolan o zamana kalmadan
bir şeylerin değişebilmesi
ben size bayım demiş olabilirim
ama siz
lütfen üzerinize alının.


Dilek Akın

Arnavutluk, Kosova, Türkiye / Havalimanı ve uçakta - Mart,Bir'İkibinsekiz




Mor Taka / Sayı 12
Yazılıkaya / Sayı 36
Anafilya / Sayı 91

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (4) | Görüntüleme sayısı: 130

 
BEYİN TUTULMASI PDF Yazdır E-posta
Yazar ekin arzu   
Friday, 08 January 2010

Yüzerken beyaz bir kuğunun gölgesinde

Titretiyordu hıçkırıklarım,çığlık çığlığa uçan bir martının kanatlarını.

Bıraktım kendimi suyun en derinlerine...

 

 

Sizin de hiç yüreğiniz,

İsyan edip,

Girdi mi beyninizin grilikleriyle aranıza?

Hiç yaşadınız mı uzun bir beyin tutulması damarlarınızda?

Hiç geldi mi üzerinize üzerinize koskocaman dünya?

Ve hiç yaşadınız mı üşüyen bir hasar beyninizin derinliklerinde?

 

 

Yüzerken bir kuğunun gölgesinde

Titretiyordu hıçkırıklarım,çığlık çığlığa uçan bir martının kanatlarını.

Bıraktım kendimi suyun en derinlerine...

 

 

 

Yorumlar (3) | Favori olarak ekle (6) | Görüntüleme sayısı: 170

 
Aksak Martılar Feneri PDF Yazdır E-posta
Yazar atamankale .   
Friday, 01 January 2010

-Anne, neden buraya geldik?
-Geldik işte.

Yorumlar (4) | Favori olarak ekle (5) | Görüntüleme sayısı: 293

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 26 Toplam: 448

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1003
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 886102

Liman

avatar_l.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com