Menu Content/Inhalt
Güverte arrow Son yazılar

üye girişi


Yazıların Günlüğü
Karanfilin Olmayışı PDF Yazdır E-posta
Yazar Necmettin Topçu   
Sunday, 22 August 2010

büyük avlularda,
güzle gelen sesler olurdu bir zaman.
yola düşmüş sahipsiz bir surat gibi sefil,
içli şarkılar gibi içlidir, yaşamak
inceden inceye karanfil.


o kadarız ki yani biz şimdi seninle,
şimdi o kadarız ki
bir yaprağın sırtına uzanmış göğü seyrediyoruz.
başakların uykusunu bölüyorsa eğer
sapsarı bir traktörün tekeri,
teknolojiye yeniliyoruz.
artık her çocuk
tebeşir tozunun öldürmediğini bilecek kadar cin.
ve erimeye başlıyor nenemin elinde
avuntuya benzeyen akide şekeri.


hem büyük avlularda
fakirin yüzü soğuk oluyor lale.
var git, üşürsün.
açma bu yerde.
bir zaman sonra çünkü
-elin başı kaşımaya doğru katettiği mesafe olup-
inciniyor insan.
istese de, istemese de.

var git!
yabancı bir toprağa sığın.
kendi yüreğinden uzak esen bir rüzgar gibi
naif ve ağlamaklı.
tamam;
insan gündüz herşeye alışıyor da,
peki neden geceler bu kadar farklı?


dersin.
gök gürlüyor avucumda.
çukur,
suyu görünce göl
suya doyunca deniz oluyor ancak.
ama hiç durmuyor aklımda,
karanfilin olmayışı.
bir güle yaslanmadan ölmek.
lale,
vesaire yokluk...

büyük avlularda kimse seslensem,
ardı boşluk.

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (4) | Görüntüleme sayısı: 49

 
Kıymetsiz PDF Yazdır E-posta
Yazar mustafa   
Friday, 13 August 2010

Şimdi karanlıkta elini tutan kişi seyrediyor mudur seni uyurken, saçlarına dokunuyor mudur, parmakları teninde dans ediyor mudur, sabah senden önce uyanıp seyrediyor mudur seni, öpüyor mudur uyanınca yanaklarından, gerdanından?

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (6) | Görüntüleme sayısı: 155

Devamını oku...
 
SENSİZLİK... PDF Yazdır E-posta
Yazar Ayşenur Ertürk   
Wednesday, 11 August 2010

Gece Sensizliğin canımı en çok acıttığı an! Zaman Aktıkça sana yaklaşmamın resmi! Gün Geçtikçe içimi yakan kor! Hayal Sana özlemimi hafifleten düş! Sevmek Tadına sende vardığım duygu! Hüzün Yokluğunun damarlarımda akan kanıtı! Can Giderken ardında bıraktığın ölü! Aşk Varlığında doyamadığım, yokluğunda unutamadığım tutku! Kalp Gittin gideli atmayan parçam! Ve ben Sensiz her gün biraz daha eriyen insan!...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (3) | Görüntüleme sayısı: 106

 
Günden Alıntılar PDF Yazdır E-posta
Yazar Aygün İ.   
Tuesday, 10 August 2010

Bugün tüm kötülüklerini üstüme salmış saatler.İnsanlar boş bir görüntü misali silikleşip netleşiyor beynimde. En çok bugün istedim ağlamayı, en çok bugün istedim güçlü olmayı. Sebepsiz yanıyor içim,anlamsız. Aynadaki yüzümde bir tek mimik bile göremedim. Ne hissettiğimi bilmiyorum, ya da ne yaptığımı. Bakıp gördüklerimden haberim yok. Oysa ben hayaller beslemiştim yüzüme dokunan her ışıkla. Gidiyorlar sanki şimdi,uzaklaşıyorlar. Hatam ne peki? İnanmak mı? Bağlı kaldığım inançlarım, nasıl ihanet ettiniz bana? En yakınlarım, çok acıttınız bugün beni. Tanrım artık sana da mı inanmasam?

Nefes alışlarım... İçim dar geliyor. Kim engelliyor yaşam kaynağımı? Bugün benim günüm değil. Bugün acıların toplantısı var. Sorular... Bugün soruların günü. Cevapları yok gibi sanki artık. Hiç azalmıyorlar. Büyüyorlar... Büyüyorlar... Bugün ölüm günüm.

Hava yağmurlu. Yüzüme çarpan her damla ruhumu teğet geçiyor ama derim süzülüyor sanki. Ruhum savunmasız, kalbim savunmasız. Her parçamla toprağa karışmak istiyorum ben. zarar görmeden,nazikçe. Bugün tanrıya yalvarışlarım peşin.

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (8) | Görüntüleme sayısı: 132

 
Mektup PDF Yazdır E-posta
Yazar Sinem Sal   
Monday, 02 August 2010

nerde kalmıştım?

hiçbir yere varmadım ki
hiçbir yere gitmediğim gibi.

özenle saklıyorum bu günlerde içimi
açsak büyür her şey çünkü
böyle iç içe katlı duran peçeteler gibi
hani giderek kalınlaştığından emme gücü yüksek
saklama gücü de keza.noksan yerlerime sok
uşturduğum kâğıtlardan bilseler beni keşke.
yani keşke diyorum çünkü öyle değil.dünya
zikrimden ve zihnimden çıkıyor.ciddi ciddi
bildiğin sapıtıyor her şey bazen
bildiğin her şey sapıtıyor
yok biliyorum sapıyor bildiğin her şey
bir baltaya.sonra ben anlamıyorum bir şey
insanlar neden kesti şimdi'lerin peşinde
sonra ben anlamıyorum, onlar anlıyormuş gibi
bir ağızdan yaşıyorlar, bir ağızdan sövüp
bir ağızdan seviştikleri gibi.

yakınlardaydı oysa, biliyordum.
denize dökülmekten vazgeçtiğimden olsa
kuğu edasıyla boynumu eğip
değil insanlığa, değil sisteme, değil olup bitene
sadece kendime
eğip bir kuğu edasıyla başımı
tam denize varacakken çizdiğim tüm yolları
çevirdim kendime.her yüzü ve her şeyi
ters duranlar da dahil, çevirdim kendime.
yani ben kabahatli bir çocuktan farksız
sığındım yarımlığına bedenin.
yani bu çiçekleri kendim uydurdum ben.
oturup bir gece yarısı renkli peçetelerden
katlaya katlaya ve iç içe getire getire
çiçek yapmayı öğrendik.sonra
ben sulamaya kalkıştım çiçekleri,
yok yani peçeteleri,
sabaha karşı kurudu hepsi.her şey sabaha karşı
ben de sabaha karşıyım.ağustos sıcağına da...

hummalı bir çalışma vardı bu tarafta.yıkıp
bir takım köylerden koca taş binalar yapmaya.
yani hummalı bir çalışma vardı tarafınızdan.
mecranız ben, tecelliniz yok.ben bıraktım hep
inizi bıraktım ben hepinizi
çizdiğim bu daireye hapsettim derken içime bıraktım
hepinizi, aslında hepinizi fazla sevdim ben.

bir anda oldu her şey, aslında çok önceleri
gücenmeliydim hayata.ben hep geç kalırdım,
yani önceleri hep erken gelip beklediğimden sonraları
yetişememeyi öğrendim.biliyorum
sizlerin de öpülecek yerleri var ve kendinizi
hep iyi isimlerle çağırırsınız.tüm şehirlerden kovalanıyorum
ve kovuluyorum yetmediği gibi bildiğim tüm diller
den.sonra düşünüyorum, sonra ben hep düşünüyorum
hep düşünüyorum, neden kabullenmez bir çukur
suyu.sonra neden taşar fazlasıyla ve azıyla kurur.
bir elma kendi niyetiyle neden düşemez daldan
ve bir bulutun yığılması için yere dolmuş olması mı gerek
fazla fazla yağmurdan
ben nasibimi aldım.inandığımdan değil
fazla sevdiğimden dünyayı.aslında bir yere kaçamadım ben
üst üste birikiyorum hep.oysa sırrımı açtım ömrüme
kaleler inşa etmem, korumak için kendimi
değil.birileri mum dikebilir ve ben tüm kırgınlığımı unutabilirim
o vakit gücenmiş bir imza gibi
atılabilirdim bir kenara ve kıyısına bir ömrün
herkesi uzaktan izlemek için

gelmedim.

sinem

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (6) | Görüntüleme sayısı: 159

 
arabeks PDF Yazdır E-posta
Yazar ibrahim kabahaliloğlu   
Wednesday, 21 July 2010

Dört mevsim geçti doğduğum kış gününden.
Bembeyaz kefenine bürünmüşken o kara derviş,
Toprağa verdim tenimi,
Deniz oldu nefesim.

Şimdi yağmur yağıyorsa eğer,
Beyazlara bürünmüş bedenim üstündeyken ayakların,
Ve gözlerin güzelse hâlâ nefesin deniz kadar,
Yağmur her yağdığında o denizgüzeli gözlerinden,
Ayakların altına serilecek kadar seviyorum seni.

Dört mevsim bir ömür yaşadım yokluğunu,
Çiçekler açtım türlü türlü de
Bulamadım hâlâ senin o güzel kokunu,
Nice tenler aldım çürüttüm içimde,
Hissetmedim senin bir dokunuşunu.
Yağmurlarla denize aktım her defasında
Bakmadım senin gözlerinle bir kez olsun hayata.

Dört mevsim bir ömür yaşadım
Sırf olmak için senin
Lâkin ölsem de her defasında…

Dört mevsim bürünüp kefenime,
Doldurup gözlerimi en güzel denizlerle
Yağmur yağmur yağdım
Da bir kez olsun
Solumadı nefesim nefesini

Dört mevsim bir ömür yaşadım da
Sana öldüm her mevsim.

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (3) | Görüntüleme sayısı: 107

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 26 Toplam: 471

seyir defteri

Üyeler: 376
Ezkizler: 1065
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 1051305

Liman

028.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com