Menu Content/Inhalt
Güverte arrow Penélope

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

    gözlerimde yalancı baharların esintileri
    ellerimdeyse yanıklarla sadece
    bir gün döneceğim yine
    belki bir gece
    yakamozla vurur tenim sahile
    yada bir daldan süzülür
    ölüm gibi sessizce ruhum,
    bir açlık bilirdim ki
    açlıktı ölüm
    hemde ne açlık
    güneşe aya değil
    bir çift seseydi sadece
    kuruyup giden gecelerde
    geçmiş ve geleceği bütünleştiren
    ayrılmış yolları kesiştiren
    mezarlarda bedenleri eşeleyen.
    geldiğinde toprak dolduran bardağın dibine
    bir tokluk ki
    getirecek ölümü sessizce
    belki bir gece
    yine vuracak tenim sahile
    ölüm gibi sessizce...

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

     

     

    kedere bıçak çekip jilet atarlar cehenneme
    tinerle ovarak cesaretlerini
    mideleri tenha düşleri lâl
    acıya sallanmış bir çift zardır gözbebekleri


    intihar marşıyla geçerler önümüzden
    şiddet emzirir deve dikeni ömürlerini
    hayatın ıskartasıdırlar
    kan revan okunur tarihçeleri


    kazınmış tenlerinden masumiyetleri
    umutları alabora olmuş daha açılmadan denize
    omuzlarına kimsesizlik kuşları konar
    her dilde italik yazılır boyunları


    : goncayken çürür evsizliğin çocukluğu


    Serkan Engin


    Berfin Bahar Mayıs 2007

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

     

    Saat 17.30 kalbimden temiz olduğu su götürmez beyaz kağıdı karalamaya başlıyorum. Keza ben pek severim karalamayı, kelimeleri falan koymayı yerlerine sonra buruşturup atmayı. Ancak hiçbir zaman beceremedim çizgisiz beyaz kağıda sanki altında çizgisi varmış gibi, inci gibi paralel yazabilmeyi.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Hayli geçkin çizgiler, debelenirken ruhumda; kaçak duygularım bir aşağı bir yukarı volta atarken, bedenim eşikte bekliyordu.

    Vasati birkaç saat içinde, beyaz koridorun sonunda, aralanacak kapının ardından şecerenamem elime verilecekti.

    İçeriden gelen seslerin, aykırı soluk alıp vermesinden iyiden iyiye işkillenirken; üzerime üşüşen, yoğun yalnızlığın sinikliğini de katıp içime, küçük bir pencereden gökyüzüne dokunmaya başlamıştım.

    Rutubet ve küf kokan bu odada, kelâmlarımın, gökle olan işveli muhabbeti, dokunaklı bir hâl almıştı. Uzun zamandır, minik çerçeveler içine yerleştirdiğim yaşamımın kıvrımlarını gören bulutlar, bakışlarımdaki sığlığın sebebini sormaktan çekinmişlerdi, hissetmiştim.

    Talan edilmesin diye çok defa ruhumu inzivaya çekerken, dönüp dolaşıp bir uçurtma misali kendime sığınıyordum.

    Yine, aynı şeyi yapıyordum. Çocukluğum, sarmallar halinde çoraklaşan geçmiş zaman merdivenlerinden paytak adımlarla iniyordu.

    Yıldızların gökyüzündeki tedirgin dalgalanmasıyla oyunlar oynarken ve sığınakçı düşlerim, hiç uykudan uyanmayacak sanırken, olanca hızıyla geçip gitmişti, iradesini kaybeden zaman...

    Akabinde ise dokunulmaz bir içgüdüyle yazgım çizilmişti.

    Ara sokaklardaki ıslığıma, durağan rüzgâr çıngırağı eşlik etmeye başlamıştı.

    Ilıman bir güney esintisinin tatlı sert tavrıyla, gözü karanlık ruhuma seni kabul ederken, sessizliğinin; baştan çıkarıcılığının, yarım asırlık hüzünlerle beni cezp edeceğini nereden bilebilirdim.

    Hıçkıran, ayaz gecenin huzuruna çöreklenen, bir balıkçı teknesi getirmişti seni bana…

    Uzaklardan ağır ağır çok sesli bir akisle yanaşırken sahile, kör bir düğümle sükût ediyordu, öteleyemediğim sırdaş yalnızlığım…

    Gözlerime çöken gölgenin, farkına vardığından olsa gerek, acemi bir tebessümle karanlık yaslarını anons ettiğinde, sılada unuttuğum yüreğimi, istila etmiştin.

    Rıhtımdaki varlığının serinliği, virane sessizliğime vurduğunda feleğim şaştı.

    Yüreğin, soluduğum nefesle içime dolarken; sözlerinin etkisi bir şimalin parıltısında zihnimi uyuşturdu.

    Uzayan bakışlarınla günah çıkartıp, sensiz an’ları devirirken, yokluğuna akan vakitler, sanki tafra yapıyor ve bunca zaman bir başına bırakılmışlığından muzdarip, kaba saba bir başkaldırıyla, küfürler savuruyordu.

    Sen, varlığın külliyatına işlenmiş büyülü bir esrarın çığlığıydın…

    Uzun yıllar boyunca katmer katmer artan yalnızlığımda, sanki hep vardın.

    Hiç bilmediğim yanımdın.

    Sessizliğim ardındaki gam seline yağan ve yakarışlarım üzerindeki tahribatı sarıp sarmalayan, adı konmayan bir mevsimden esen; selen meltemiydin.

    Çılgınca akan bir şelalenin gölgesinde, hep uzaklardan seyre daldığım ışık huzmesiydin.

    Aklanmıştı yaslarım, yüreğinin dalgın akıntısına kaptırmıştım kendimi…

    Yüreklerimize, sıradanlıktan çok uzak bir haz bulaşmıştı.

    Her gün batımında kıyılarımıza dokunan denizin, efsunlu salıncağında, geceye aryalar armağan ederken, dalgalar ile göğün sır dolu aşkını anlatırdın.

    Sonra, geceyi efkâr basardı. Sen dur durak bilmezdin.

    Üzerimize yapışan kahır dolu boşluklara, etrafımızda dolanıp duran kahkahalarımızı çağırır, düşlerimizi allayıp pullasın diye, yıldızlarla işbirliği yapardın.

    Sesinin ruhuma dokunuşunu, kavruk yalnızlığıma her daim iliklemek istiyordum.

    Yüreğimin çatısındaki köhne köşelerden seni uzak tutup, izahı olmayan bir döngüyle zincirlerle bağlanmışken; kayan zamanın miladını birden bire doldurmasından korkuyordum.

    Ruhlarımızdaki geçmiş vakitlere ait kırıklıkları ise her daim kolaçan ediyor ve içimizdeki sökükleri ardımıza bakmadan kundaklıyordum.

    Senin haberin yoktu…

    Bir rüzgâr esti, kehribara bulanan bir akşam vakti...

    Aniden açılan kapının ardında, gidişin olduğunu bilmiyordum.

    Umutlarımın karanlığa düştüğü yollarda imzasız bir veda mektubuyla yitirirken seni, kurşun yemişti çaresizliğim…

    Boy veren isyanlarım, metanetli davranamazken, iç geçiren sessizliğimin ardından; kopmaya başlamıştı, kızılca kıyamet…

    Yoksunluğunun çığlığı, kıyıdan esmeye başladığında, ben hâlâ kaybına inanmak istemiyor ve kuytu bir köşede gelişini gözetleyen kimsesizliğimle duâ’lar gönderiyordum. Tanrıya…

    Arada kaç zaman devrildi, kaç mevsim geçti.

    Gidişinin ertesinde, maviyle dost, okyanusla sırdaş ve geceyle berduş olurken; yakamozla dalgalara, dalgın notasız ezgiler gönderdim.

    Buğulu bir hıçkırık, boğazlarken sensizliği; hayli gergin acılarıma düğüm üzerine düğüm atarken, kendimle baş edemez oldum.

    O gün bu gündür…

    Kör bir tünelde asılı kalıyor bakışlarım, boşlukta yalpalanıyor.

    Sessizliğimin, gıcırdamaları duyuluyor.

    Kapı eşiğinde bir kız çocuğu, darağacında sallanıyor.

    O gün bu gündür...

    Martılar malum, sensizliğin kıyılarına uğramıyor.

    Anılarla yetinmeyen düşlerim, ‘’sen’’ diye sayıklıyor.

    O gün bu gündür…

    Beyaz koridorlar arasında, gözyaşlarım bin parçaya bölünüyor.

    Kollarım bağlanıyor, çığlıklarıma kilit vuruluyor.

    Kim bilir kaç asır sürecek yokluğuna alışmam için,

    Ruhuma, yüksek dozajlı iğneler batırılıyor.

    O gün bu gündür…

    Kırışık siyah gece, gitmiyor karabasanlarımdan…

    O gün bu gündür…

    Okyanus sevdalısı ruhuna, bizi anlatıyorum.

    Beyaz koridorlar ardından…

    GAMZE ATAL…06/07/2009

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    Mesela seninle biz aşk olsak;

    Devamını oku...

Penélope Profil Sayfası
Penélope
İzlenme 605
Çevrim Durumu OFFLINE
Üyelik tarihi 06/19/2008 19:28:20
Son giriş 01/04/2010 14:49:13
Son güncelleme 11/23/2008 15:44:29
 

Yazılar

GünKonuİzlenmeOylama
Friday, 18 December 2009Mira324 / 0
Tuesday, 23 September 2008Eylül´ e548 / 0
Wednesday, 10 September 2008Adımla512 / 0
Wednesday, 20 August 2008Kayıp Kelimeler Atlası655 / 0
Tuesday, 19 August 2008* Li Rojhilate Dile Min730 / 0
Thursday, 26 June 2008İçimden seslendi Tanrı557 / 0
Saturday, 21 June 2008İyi Geceler Güzeli489 / 0
Friday, 20 June 2008Düş Mışıltısı763 / 0

Additional Info

Şehir: Şehr-i İstanbul
Ülke: Türkiye
Kendinizden bahsedin: ''...içinden geçebildiğin yol kadar...''

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1008
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 907197

Liman

2.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com